Risale-i Nur’u Anlamak İstiyorum

mustafa.sabri.roportajGeçtiğimiz günlerde Risale Ajans’ı ziyaret eden Mustafa Sungur ağabey ile beraber uzun yıllar hizmet eden Sabri Okur ile merhum Mustafa Sungur ağabey başta olmak üzere Risale-i Nur hizmetleri konularında röportaj yaptık.
Bu görüşmemizin üçüncü bölümünü sizlerle paylaşalım:

Risale-i Nur’u anlayamıyorum veya anlaşılmıyor diyenlere ne diyorsunuz?

Bizzat Hüsnü Bayram abi ve Sungur abiden dinledim ortak hatırasıdır:
Ahmet Feyzi abi Gençlik Rehberini getirmiş ve Üstadım demiş bu Gençlik Rehberini bugünkü gençler anlamakta zorlanıyor. Bakın o zaman da aynı problem yani bazı kelimeleri tam anlayamayabiliyorlar bunun altına bir lugat veya az bir şey yapsak böyle izah gibi falan diyince..
Üstad öyle hemen dememiş birden yok.. Yani Üstad önce bir dinliyor adamı muhatabını.
Demiş “Olur.” Hemen ardından “Fakat Risale-i Nur yüksek İmani tefekküri dersi verdiği için onu okuyan talebe o anda nazarını hakikatten kaldırıp alttaki lugata bakar mana bozulur. Onun için ben izin vermiyorum” demiş. Bak alta lugat yazmaya izin vermemiş Üstad.
Bir de Ahmet Feyzi abinin Üstadım hani Gençlik Rehberini biraz izah etsek azda olsa sözüne.
Üstad demiş “ O zaman kardeşim kendi ismini yazarsın kitabın üstüne.” Yani benim ismimi değil de kendi ismini yazarsın o benim kitabım olmaz o zaman demiş.
Risale-i Nur’da şöyle bir sır var onu herkesin bilmesi lazım.
Risale-i Nur Kur’an-ı Hakim’in bu asrın fehmine uygun bir dersi olduğu için Risale-i Nur’da Üstad tecelli ediyor.
Yani o kitap öyle normal bir kitap değil ki.. Akla, kalbe, ruha ve sırra letaife hitap eden bir kitap..
Bir insan Risale-i Nur okuduğu zaman karşısında Üstadı görüyor. Onu artık Üstadla baş başa bırakıyor. Onun kalbini Üstad ikna ediyor. Sen boşuna uğraşmayacaksın. Sen Risale-i Nur’u perdesiz o zata vermeye gayret edeceksin.
Hizmet mi etmek istiyorsun? Risale-i Nur ver..
Hizmet mi etmek istiyorsun? Nur dersaneleri aç..
Hizmet mi etmek istiyorsun? Üç derse gidiyorsan beş derse git..
Hizmet mi etmek istiyorsun? Yirmi sayfa okuyorsan günde 100 sayfa oku.
Yani hizmetin sınırı yok ki..
Ama hizmet deyip mukaddes hizmeti böyle başka şeyleri içine dahil ederek kendi kasır fehmimizi noksan fikrimizi efendim istikbali hatta yarını görmeyecek basiretimizi işin içine koyduğumuz zaman ne olur Allah muhafaza o hizmete güya fayda veriyoruz iyilik yapıyoruz sanırız aslında zarar veririz.
Hani bir tabir var halk arasında ne diyorlar “gölge etme başka ihsan istemez” yani bu Nur dairesinde herkes bunu bilsin ki Risale-i Nurlarla şerefleniliyor. Hiç kimse Risale-i Nur’u şereflendirmiyor.
Kimse gölge yapmasın. Bilsin ki biz burada sadece bu hakikati eğer kardeşlerimize perdesiz ulaştırabilirsek bizim için en büyük bahtiyarlıktır ve en bunu büyük bir bahtiyarlık addetsinler. İşte ağabeylerin bir özelliği varsa belki de en mühim özelliği budur.
Kendi akıllarını kalplerini ruhlarını hepsini Üstada kilitlemişler. Kardeşim Üstad böyle demiş vesselam. Sungur abiden öyle gördük. Biri gelse dese abi şöyle yapsak böyle hizmet olur mu? “Kardeşim biz Üstadtan böyle bir şey görmedik” der keser atar. Ve Üstadtan görmüşse “Üstad bize böyle derdi” der. Yani tamamen Üstad ve Risale-i Nur eksenli.
Ha vesselam eğer böyle yapabileceksek buyurun yapalım. Ama böyle yapamayacaksak hiç boşuna böyle bu hizmetin içine başka şeyler girdirip de hizmetin şeklini mecrasını değiştirmeyelim.
29.12.2012
Risale Ajans

1 tane yorum yapılmış

  1. Nabi dedi ki:

    Evet, nurlar vekil istemez, ayine ister; gölge etmeyelim, bulandırmayalım, zarar vermeyelim, kafidir. Bir de tesanüdü muhafaza için gayret edebilirsek inşallah Üstadımız bizden razı olur. Lakin bu “ayine olmak” manasını veya dersi dinleyenleri “Üstad’la başbaşa bırakmak” manasını biraz kazımak gerekli diye düşünüyorum. Nurları akrebiyetin inkişafı ile mahiyetine direkt alabilen, saffet ve ihlasla korunmuş, arınmış veya niyet-i halise ile ihtiyacının şiddetiyle nefsindeki zulümat erimiş, yok olmuş kardeşlerimiz nurları aynen Üstad Hz(RA)’dan dinler gibi, başbaşa dinliyorlar. Ancak henüz mahiyetinde hakla-batıl birbirine karışmış, nefisle kalbini tam tefrik edemeyen, kalbiyle nurları okuma mertebesinde olmayan, felsefeyle kirlenmiş aklını ancak derse muhatab edebilen (ki asrın gençliği umumen bu vaziyette) mahiyetlerde okunan yerin içeri nüfuz edebilmesi için takviye gerekiyor. Bu takviye de yine külliyatın başka bir yerinde geçen bir mana veya hakikat oluyor. Üstadın orada vazıhan anlattığı manayı derste geçen yerine oturtmak, böylece muhatabın o manayı “hissetmesine”, mana ile boyalanmasına, takıldığı yerden sıçrayıp tevhide çıkmasına vesile olmak gerekiyor. Bu köprülük vazifesine Ayetül Kübrada “insani berzah olmak” denmiş. Hele ki manayı nakleden kişi naklettiğini hissine, nefsine mal ettiyse dersin seyri çok derin ve ruhlu oluyor. Aynı şey hizmet düsturlarına da tatbik edilebilir. “Biz okuruz anlayan anlar” tarzı muhatabın akli/kalbi/ruhi seviyesini hesaba katmadan hitap etmenin belagata uygun olmadığını Üstad Hz(RA) Muhakematta anlatmış. Ve her derste biz sadece seslendiriyoruz, aslında hitap eden asr-ı hazır vekili Üstad’dır(RA) ve arkasında Rasulullah’tır(ASM)..

Sende yorum yazabilirsin