Risale-i Nur’un Meşgul Olduğu ‘Meslek’

İsmail Aksaraylı

Kur’ân dersi olan Risâle-i Nur, îmanın yüksek hakîkatlerini tamamıyla kaplamıştır.[99] Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın hakikî ve kuvvetli bir tefsiri olan Risâle-i Nur[100]; Kur’ân-ı Hakîm ile bağlanmıştır, Kur’ân ise, dünyayı Arş’a bağlayan, çekim kanunu gibi cezbedici bir hakîkattir.[101]

Risâle-i Nur’un çalıştığı, meşgul olduğu ‘meslek’ ‘îman hizmeti’dir, bu hizmet hakâik-ı îmaniye ve mârifet-i kudsiye caddesini tefsir eder.[102]

‘Kur’ân, (…) Fatiha Sûresi’ni ‘müsennâ’[103] senâsıyla [övgüsüyle] ifade ettiği gibi, Kur’ân’ın (…) müsenna vasfına lâyık bir bürhanı ve “Seb’a’l- Mesânî”[104] nuruna mazhar bir âyinesi olan Risâlei’n-Nur, hakîkat-i İslâmiyetin yedi esasını[105] [Kur’ân’ın seb’a-i meşhuresini: imanın altı esası + İslâmın farzlarını] parlak bir surette isbat’ eder.[106]

Risâle-i Nur; “vahiy değil ve olamaz.”[107] Kur’ân’dan ilhâm[108], aynı zamanda bir ilm-i kelâm [îman esasları, tevhid] dersidir,[109] Kur’ân’ın tılsımını ve kâinatın yaradılış muammasını [felsefenin kavramaktan aciz kaldığı yaradılış sırrını] hal ve keşf ve ispat etmiştir.[110]

 

 ‘KUR’ÂN’DAN BAŞKA ÜSTADI YOK’

Risâle-i Nur’un âmiri, hâkimi,[111] membaı, mâdeni ve esası Kur’ân’dır,[112] Kur’ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir adapta rehberimizdir[113], diyen Said Nursî Risâle-i Nurların kaynağının sadece Kur’ân olduğunu söyler:

“Risâlet-ün Nur sair eserler gibi ilim ve fenlerden ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka mehazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yok. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden ilhâm ve Kur’ân semâsından ve âyetlerinin yıldızlarından iniyor.”[114]

 ‘SAHABE MESLEĞİNİN CİLVESİ’

Risâle-i Nur; Kur’ân dellâlı, ilâncısıdır.[115] Risâle-i Nur’un maksadı, Kur’ân-ı Hakîm’in kudsî tiryakı ne derece hârikulâde bir ilâç ve parlak bir nur olduğunu göstermektir.[116] Risâle-i Nur, eczahâne-i kübra-yı ilâhiye olan Kur’ân-ı Hakîm’in kudsî, şifalı ilaçlarından alınmış,[117] zamanın dalâlet fitnesinden gelen şüpheleri dağıtacak, Kur’ânî bir delildir;[118] doğrudan doğruya tabîb-i kulûp olan Kur’ân-ı Hâkim’in feyzinden ve ziyasından iktibas olunmuştur,[119] ehl-i dalâlet tarafından aşılanan mânevî hastalıkların büyük kısmı, Risâle-i Nur’un Kur’ânî ilâçlarıyle tedâvi edilebilir.[120] Risâle-i Nurlarda Kur’ân ve îman hakîkatlerinin esasları ve lâzım olan kısımları hemen ekseriyet itibariyle yazılmıştır.[121]

Risâle-i Nur mesleği sahabelerin iman, Kur’an yolunda yaptığı hizmetlerin günümüzdeki yansımasıdır, ‘sahabe mesleğinin cilvesi’dir.[122] Bu zamanda, “en hâlis ve en selâmetli ve en mühim ve en muvaffakıyetli hizmet, Risâle-i Nur talebelerinin daireleri içindeki kudsî hizmettir.”[123]

 ‘VATANA EN BÜYÜK HİZMET’

Said Nursî; Risâle-i Nurları, Kur’ân-ı Azîmüşşan’a bir hizmet maksadıyla ve haksız hücumlara bir siper teşkil etmek fikriyle yazmaya mecbur bilmiştir.[124] Vatanın saadetine hizmet etmesinin kendisine “farz” olduğunu söyler.[125]

“Îmânı kurtarmak ve Kur’ân’a hizmet için, Mekke’de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünki en ziyade burada ihtiyaç var.”,[126] diyen Bediüzzaman’a göre millet ve vatana en büyük ve en elzem hizmet, onların îmanlarına kuvvet vermektir. Bunun için Kur’ân-ı Hakîm’in bu zamanda mânevî bir mûcizesi olarak bazı îmanî hakîkatleri dertlerine deva bulduğu Risâleleri kaleme almıştır.[127]

 ‘AVRUPA’NIN BOZGUNCULUĞUNA KARŞI’

Risâle-i Nur eserleri îman hakîkatlerini muhafazaya çalışır; bu, müellifin ilk eserlerinden itibâren görülür.[128] Bediüzzaman, 1908’den önceki konuşma ve yazılarında, Kur’ân’ı esas alarak Avrupa’nın asılsız ifsat edici zanlarının bozgunculuğuna karşı Müslümanları ve Müslümanlığı korumaya çalışır.[129] 1316’da [1900 / 1901] ‘mühim bir fikrî inkılâp’ geçirir ‘bütün bildiği çeşitli ilimleri, Kur’ân’ın anlaşılmasına ve hakîkatlerinin ispatına basamaklar yaparak hedefini ve ilmi gayesini ve hayatının neticesini, yalnız Kur’ân bilir. Kur’ân’ın mânevî i’cazı[130], ona rehber ve mürşit ve üstat olur’.[131]

 

‘ZINDIKA FİKRİNİN BAŞINI DAĞITACAK ESERLER’

Kur’ân aleyhinde biriken Avrupa itirazları ve evhamlarının İslâm âlemi içinde yayılmasına I. Dünya Harbi vasıta olmuştur. Harpten sonra bu ‘gâyet müthiş zındıka fikri’nin, îman ehlinin fikirleri içine girip onu bozmak ve zehirlendirmek için çok hile ve oyunlarla çalıştığını’ şahit olan Risâle-i Nur müellifi ‘ejderha’ diye nitelediği bu dinsizlik fikrinin, îmanın esaslarına ilişeceğini görmüş ve onun ‘başını dağıtacak derecede’ Kur’ân’dan ilhâmen eser yazmıştır.[132] Yazılan Sözler [Risâleler] Kur’ân’ın bir nevi tefsiri ve o risâlelerdeki hakîkatler, Kur’ân’ın malı ve hakîkatleridir.[133]

Said Nursî, Risâle-i Nur mesleğinde îmana çalışmanın hedef alınmasının sebebini ve neticesini şöyle anlatır:

“Bin seneden beri îman ve Kur’ân aleyhinde biriken Avrupa feylesoflarının itirazları ve şüpheleri yol bulup îman ehline hücum ediyor ve ebedî bir saadetin ve bâki bir hayatın ve daimî bir Cennetin anahtarı, medârı, esası olan îman esaslarını sarsmak istiyor. Elbette her şeyden evvel îmanımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz. Hem bir fakir insana, değil fâni ve muvakkat bir tarlayı, bir hâneyi, belki koca bir kâinatı, dünya kadar bâki bir mülkü kazandıran ve fâni bir adama, bâki bir hayatın levâzımatını bulduran ve ecelin darağacını bekleyen bir bîçareyi, ebedî idamdan kurtaran ve ebedî saadetin hazinesini açan en kıymettar bir sermaye îmandır.”[134]

 

99 Kastamonu Lâhikası, s. 226.

100 Şualar, s. 346.

101 Tarihçe-i Hayat, s. 211-216.

102 Emirdağ Lâhikası 1, s. 124.

103 müsenna; ikili. Müsenna senası: övülen, senâ edilen ikili, karşılaştırmalı anlatımlı Kur’an.

104 Seb'a’l- Mesânî: tekrarlanan yedi veya ikililerden –ikili, karşılaştırmalı anlatımdan- yedi.

105 “Hakîkat-i İslâmiyet'in esasları: altı erkân-ı îmâniye ile esas-ı ubudiyet ki İslâmın beş rüknü olan (savm, salât, hacc,

zekat, kelime-i şehadet) mecmuunun hülâsası”, Kastamonu Lâhikası; s. 224.

106 Şualar, s. 567.

107 “Hem umumiyetle dahi ilham değil, belki ekseriyetle Kur'ân’ın feyziyle ve medediyle [yardımıyla] kalbe gelen sünuhat

ve istihracat-ı Kur'aniyedir.”, Şualar, s. 588.

108 Şualar, s. 573

109 Sözler, s. 368.

110 Şualar, s. 155.

111 Tarihçe-i Hayat, s. 215; Mahkeme Müdafaları, s. 22.

112 Tarihçe-i Hayat, s.466; Emirdağ Lâhikası, s. 95.

113 Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Mes’ele, s. 393.

114 Şualar, s. 585.

115 Gençlik Rehberi, s. 51.

116 Lem’alar, s. 233.

117 Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 88.

118 Şualar, 560.

119 Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 91.

120 Kastamonıu Lâhikası , s. 21

121 Barla Lahikası, s. 252

122 Emirdağ Lâhikası -1, s. 66.

123 Kastamonu Lâhikası, s. 86.

124 Mektubat, s.342.

125 “Bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.”, Mahkeme Müdafaları, s. 172.

126 Emirdağ Lâhikası, s. 179.

127 Emirdağ Lâhikası, s. 232; “Kur’ân-ı Hakîm’in tiryakî ilaçlarından (…) alarak, belki bin mânevî dertlerime bin kudsî

şifayı buldum ve Risâle-i Nur’un şakirtleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin bataklığından çıkan ve tedavisi çok

müşkil olan ve zındıka hastalığına müptala olandardan çokları onunla şifalarını buldular.”, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 89.

128 Kastamonu Lâhikası, s.74.

129 Kastamonu Lâhikası, s. 306; Divan-ı Harb-i Örfi, s.14.

130 mânevî i’cazı: mânevî mûcizeliği.

131 Şualar, s. 581 – 582.

132 Lem’alar, s.167.

133 Mektubat, s. 393.

134 Şualar, s. 164.

Sende yorum yazabilirsin