Sa’d b. Ebî Vakkas (R.A.) Kimdir?

Sa’d b. Ebî Vakkas (ra) 592 yılında Mekke’de doğmuştur, künyesi Ebû İshâk’dır. Babasının adı Mâlik ve künyesi Ebû Vakkas’dır

Rasûlüllah (s.a.v)’in annesi ve Sa’d b. Ebî Vakkas(ra) Zuhreoğullarından olduğu için Rasûlüllah (s.a.v) O’na “Bu benim dayımdır. Böyle bir dayısı olan varsa bana göstersin” diyerek iltifatta bulunmuştur.

Sa’d (r.a) İslâm’a girişine sebep olan olayı şöyle anlatır: ‘Müslüman olmadan önce rüyamda kendimi karanlık bir yerde gördüm. Bu arada ay doğdu ve ben onun aydınlığına tabi oldum. Benden önce bu aya kimlerin uymuş olduğuna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harise (ra), Ali b. Ebî Talib(ra) ve Ebû Bekir(ra)’di. Onlara ne kadar zamandan beri burada olduklarını sorduğumda, onlar; ‘Bir saat kadardır’ dediler. Araştırdığımda öğrendim ki, Rasûlüllah (s.a.v) gizlice İslâm’a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesi taraflarında rastladım. İkindi namazını kılıyordu. Orada İslâm’ı kabul ettim.”

Sa’d (r.a), 17 yaşında Müslüman oldu. Müslüman olduğunda henüz namaz farz kılınmamış idi.

Sa’d(ra)’ın Müslüman olduğunu öğrenen annesi, buna çok üzülmüş, eğer girdiği dinden dönmezse, yemeyip içmeyeceğine dair yemin etmişti. Sa’d(ra) ona; ‘Senin bin tane canın olsa ve bunları bir bir versen, ben yine de dinimden dönmeyeceğim‘ demişti.

Onun kararlılığını gören annesi yemininden vazgeçmişti. Sa’d, annesini çok seviyor ve bu duruma çok üzülüyordu. Allah Teâlâ şu âyet-i kerimeyi göndermişti: ‘Bununla beraber eğer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşmak için seninle uğraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlara iyi davran…‘ (Lokman, 31 / 15).bu ayeti kerime Sa’d(ra)’a teselli vermişti.

Sa’d(ra), müşrikler tarafından da diğer Müslümanlarla birlikte saldırı ve işkencelere maruz kalmıştır.

Mekke’de Müslümanlar, Mekkeli müşriklerin saldırılarından emin olmak için ibadetlerini gizli ve tenha yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa’d (r.a) arkadaşlarıyla birlikte ibadet ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataşarak İslâmla alay etmişler ve onlara saldırmışlardı. Sa’d(ra) eline geçirdiği bir deve kemiğini alıp müşriklere karşılık vermiş ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde bırakmıştı. İşte İslâm’da Allah için akıtılan ilk kan budur. Allah yolunda ilk kan akıtan ve ilk ok atma şerefi Sa’d (r.a)’a aittir.

Uhud savaşında, müşriklerin üstünlüğü ele geçirdiği ve Müslümanların paniğe kapılarak dağıldığı esnada Rasûlüllah (s.a.v)’in yanından ayrılmayıp gövdelerini siper ederek onu korumaya çalışan bir kaç kişiden birisi Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a) idi.

Sa’d (r.a), ok atmakta mahirdi ve hedefini şaşırmıyordu. Rasûlüllah (sav) ona ok veriyor ve şöyle diyordu: “At Sa’d, Anam babam sana feda olsun.” Övgü, rıza ve hoşnutluğu ifade eden bu kelimeleri, Rasûlüllah (sav) ana ve babasını bir arada zikrederek başka hiç kimse için kullanmamıştır. Uhud günü tek başına bin ok attığı rivayet edilmektedir

O, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke’nin fethi ve diğer gazvelerin tamamına katılmıştır.

Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri, bir çok birliklere de kumandanlık etmiştir. Bunlardan biriside İran imparatorluğunu çökerten Kadisiye ordusunun kumandanlığıdır.

Bu savaşta İran Ordusunda 120 bin kişi vardı. Bunların 30 bini zırhlı ve birbirinden ayrılmaması için zincirle bağlı idiler. Ayrıca İran Ordusu’nun ön saflarına filler yerleştirilmişti. İslâm Ordusu ise 34 bin kişi idi. Kisra’nın sarayları ve hazineleri Müslümanların eline geçmişti. Bu harbte Müslümanlar 2000 şehit verdi

Küfe şehrinin kurucusu Sa’d(ra)’dır. Küfeden önce Medayin’de ikamet ettiler fakat buranın havası sahabelere yaramamıştı. Benizleri saramıştı. Oradan Küfe’ye inmişlerdir. Küfe şehri 40 bin insanın yaşayacağı şekilde inşa edilmiştir. Sa’d (ra)’ın yaptırdığı hükümet konağı 7-8 asır ayakta kalmıştır. Orada yöneticilik yaptığı süre içerisinde ahalisine şevkatli bir anne gibi davranmış, haklarının zerresini bile gözetmiştir.

Sa’d (r.a), Buvat Seferine katılmış, bu seferde Peygamberimizin (aleyhisselâm) sancağını taşımıştır. Hudeybiye antlaşmasında bulunmuş, şahit olarak anlaşmayı imza etmiştir.

Sa’d (r.a), Hazreti Osman(ra) döneminde yönetimden uzak kaldı. Medine yakınlarındaki Akik vadisinde bulunan çiftliğindeki evine yerleşmiş ve ziraatle uğraşmaya başlamıştır. Fitne devrinde hiçbir tarafta teşriki mesai yapmamış tamamen tarafsız kalmıştır. Hazreti Ali(ra) Sa’d(ra)’ın bu durumunu “Sa’d(ra) ile İbni Ömer(ra) iyi hareket ettiler” diyerek tasdik etmiştir.

Hazreti Osman(ra) şehit edildikten sonra kendisine halifelik teklif edenlere Sa’d(ra) şöyle diyordu: ‘Bana, iki gözü, dili ve iki dudağı olan ve şu kâfirdir, şu mü’mindir diyen bir kılıç getirilinceye kadar asla halife olmam.”

Muaviye kendisini davet ettiğinde; “Hayatımda üç kez ağladım Allah Resulu(sav)nün irtihal ettiği gün, Hazreti Osman(ra)ın şehit edildiği gün, şimdide de hakka ağlıyorum.” Ayrıca kendisine müminlerin emiri denmesini isteyen Muaviye’ye “Ben bunu kabul etmem” diye cevap vermiştir

Sa’d (r.a), güçlü bir kişiliğe ve siyasî desteğe sahip olduğu halde, riyaset çekişmelerinin içine girmekten ömrünün son günlerine kadar kaçınmıştır.

Peygamberimiz(sav) “Allahım! Sa’d dua ettiği zaman onun duasını kabul et” diye dua buyurmuş, bundan sonra insanlar Sa’d(ra)ın bedduasından korkar olmuştur. O’nun iki silahı vardı; “mızrağı” ve “duası”.

Sa’d (r.a), hakkında dört âyet nazil olmuştur. Eshâb-ı kirâm arasında en cesur ve kahraman olanlardandır, İslâm binasının sağlam temeller üzerine oturtulmasındaki temel taşlardan birisidir. 270 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Rasûlûllah’dan bir rivayette bulundu mu, artık o meseleyi bir başkasına sormazlardı.

Sa’d(ra), heybetli, orta boyda, esmer tenli, cesur, sözü, özü doğru büyük bir zattı. Çok cömert olup, sadeliği severdi. Çok sevimli biri idi. Allah korkusundan çok ağlardı. Ömrünün sonlarına doğru, gözleri görmez olmuştu.

Sa’d (r.a), 675 yılında ikâmet etmekte olduğu Medine’nin dışındaki Akik vadisinde başı oğlunun dizlerinde iken ağlayan oğluna “Ağlama oğul Allah bana azab etmez ben cennet ehlindenim” dedikten bir müddet sonra kendisinden önce Allah’a kavuşan dostlarının yanına gitmiştir.

Sa’d(ra) son vefat eden muhacirdir.

Cenazesi Medine’ye getirilmiş ve Mescid-i Nebi de kılınan namazdan sonra, Bâkî mezarlığına defnedilmiştir. Vasiyeti üzerine Bedir’de sırtında olan cübbesi ile gömülmüştür.

Allah (cc) Sa’d bin Ebu Vakkas(ra)’dan razı olsun bizleri de Peygamber (sav)’in ve Sa’d bin Ebu Vakkas(ra) şefaatine nail etsin, Amin…

Çetin KILIÇ/LÜLEBURGAZ

Kaynaklar:

1)Sevgi Kutupları

2)Ümmetin Yıldızları

3)Hayatüs Sahabe

4)Ehli Sünnet Büyükleri

2 tane yorum yapılmış

  1. emirhan dedi ki:

    super allah razi olsun

Sende yorum yazabilirsin