Söz

Söz; Bir düşünceyi, konuyu tam eksiksiz olarak anlatan, bir veya birkaç kelime dizisinden, heceden meydana gelen, anlamı olan ses birliği, laf, lafız, kelam, lakırdı olarak tanımlanmaktadır. Eskiler sözü “fikrin bir kisve-i müstearı” diye tanımlamışlar; sözün hayırlısı, güzel olanı hem kalîl (kısa/ öz), hem de zîdelil (bir kaynağa dayanan) bulunanıdır” tavsiyesinde bulunmuşlardır

Edebiyatın malzemesi ve esası sözdür.  Edebiyat bir söz sanatıdır. Söz, söylenir ve yazılır. Söz bize bir şeyi bildirirken,  bilmediğimiz gerçekleri de yüzümüze vurur. Sözün gücü,  manasındadır, hikmetli olmasındadır. Manasının insanı tatmin etmesinde, ikna etmesindedir. Hikmetli sözler,  Mârifetullâha kapı açar, insanın hayatını Sırat-ı müstakim,  her türlü aşırılıktan uzak olan orta yol, dosdoğru yol üzere yaşamasına sebep olurlar.

Söz marifet tacıdır/ Sanma gayri tac ola/ Taklid ile tok olan/ Hakikatte aç ola“ Gaybi Baba

İmam-ı Azâm Ebû Hanife’ye göre Allah’ın sıfatlarından biri de kelâm (söz)dür. Söz, Cenab-ı Hakkın  kelam sıfatının bir yansımasıdır. Âlem, O’nun “Ol” sözüyle var olmuştur. Âdem (a.s.), O’nun bir sözüyle yaratılmış ve insan, dünya serüvenine sözle başlamıştır.  Dolayısıyla varlık meyvesinin ağacı sözdür. Bilgi ve görgü ağacının meyvesi de sözdür; çünkü insan bildiklerini ve gördüklerini sözle anlatır. Yaratılışın tarihini meydana getiren olaylar inci taneleri,o taneleri birbirine bağlayan da sözdür. Rabbimiz, kelâm sıfatının bir tezahürü olarak insanlara vahiy göndermiştir. Allah’ın elçileri sözle gönderilmişlerdir; Allah’ın onlara bildirdikleri ise vahy denilen söz zarfı içine konulmuştur. Gönderilen son kitap, Kerim Kitabımız Kur’an, okunan bir söz olarak Efendimiz (sav)’e vahyedilmiştir. İnsan, düşünce ve gönül dünyasındakileri hep sözle ifade etmiştir. Dil, aklın da kalbin de tercümanı olmuştur. İnsanı diğer varlıklardan ayıran sözdür; insan sözle diğer varlıklardan üstün olur;diğer taraftan yine sözüyle hayvandan aşağı olabilir. (Prof.Dr.Turan Karataş / Edebiyat Terimleri Sözlüğü)

İslam medeniyeti ahlak, hikmet, irfan, hak ve hakikati izhar eden bir söz medeniyetidir. Sözde öncelikle doğruluğun, sadakatin bulunması gerekir. Söz, hak ve hakikate tercüman olmalıdır. Yalanla, iftirayla zihinler, gönüller, diller kirletilmemelidir. Doğru olmayan sözlerle fesat ve huzursuzluğa sebebiyet verilmemelidir. Emanet olan ömür sermayesi ve hızla akıp giden zaman, faydasız, beyhude sözlerle israf edilmemelidir. Bu hususta Efendimizin “Ya hayır söyleyin, ya susun!” uyarısı her daim şiarımız olmalıdır.

Allah katında sözün değeri, hakkı ve hakikati ne kadar yansıttığı ile ölçülür. Çünkü söz, özün aynasıdır ve sadece insanın davranışını değil, aynı zamanda kişiliğini, hatta âkıbetini belirlemektedir. Bu gerçeği Yüce Rabbimiz, şu âyet-i kerime ile haber vermiştir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Ahzâb, 33/70-71)

Sözde aranan bir özellik de ahlaktır, nezahettir. Sözün bir ahlakı, bir âdâbı vardır. Mümin, konuşmasıyla zarafet ve nezaketini yansıtmalıdır. Onun kelâmı, güzel ve hoş olmalı, insanın gönlüne akmalıdır. Ancak, gönle akabilmesi için söz, samimiyetle, gönülden söylenmelidir. Efendimiz (sav), insanları etkilemek için yapmacık sözler söyleyenleri, ağzını eğip bükerek gösteriş amacıyla söz sarf edenleri Allah’ın sevmediğini haber verir. Müminin insanlara lânet okuyan, kaba, çirkin, kötü sözlerle hakaret eden biri olamayacağını vurgular. Sadaka diye tanımladığı güzel sözün, kişiyi cehennem ateşine karşı koruyan bir kalkan olduğunu bildirir.(22.01.2016 Cuma Hutbesinden)

Günümüzde büyük ölçüde sözün değeri düşmüş, imaj yüceltilmiş, görüntü ve görsellik öne çıkarılmıştır. Çoğu zaman söz söyleme sorumluluğu göz ardı edilir olmuştur. Sorumsuzca, sonu düşünülmeden söylenen sözlerle nice olumsuzluklara, huzursuzluklara, buhranlara neden olunmaktadır. Sosyal medya başta olmak üzere kimi yayın organlarında gündeme getirilen asılsız sözlerle kitleler etki altına alınmakta ve algılar yanlış yönlendirilmektedir. Hiçbir ahlakî değer tanımaksızın, insanların kişilik hak ve onurları hedef alınmakta ve insafsızca zedelenebilmektedir. Daha da ötesi kimilerince zaman zaman hiçbir insanî değer gözetilmeksizin türlü iftira ve karalama kampanyalarıyla din ve dini müesseseler itibarsızlaştırmaya çalışılmaktadır. Gayri ahlakî ve gayri vicdanî bu tür çabalar, mümin gönülleri derinden yaralamaktadır. Bu asılsız sözlerin, araştırılıp teyit edilmeden dillere dolanması ise ne vahim bir durumdur. Unutulmamalıdır ki bu tür sözleri ortaya atanlar kadar, araştırma gereği duymadan onlara itibar edenler de sorumluluk ve vebal sahibidir.(agh)

Asılsız, birlik ve beraberliğimizi baltalayıcı, karalama, iftira, fitne kokan sözlerin zihnimize girmesine izin vermemeliyiz. Sözlerin en güzeli Kur’an ve sünnetle zihnimizi nurlandırmalıyız. Nurlanan zihinlere iftira ve fitne sözleri tesir edemez. Hikmetli söz yaşanmadığı sürece kimsenin hayatına etki etmez.

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur tefsirinde sistematik bir metod takip eder. Her bahsin başında konusuna esas teşkil edecek ve o konuya hareket noktası olacak ayetleri sunarak başlar. Bediüzzaman’ın meselelere Kur’an ile girizgah yapması onun “Risale–i Nur, Kur’an’dan süzülmüştür” sözünü doğrular. Risale-i Nur eserleri Kur’an’dan süzülmüş sözlerdir. “Sözler Kur’an’dan süzülmüştür.

“Kur’an’ın bir nevi tefsiri olan Sözlerdeki hüner ve zarafet ve meziyet kimsenin değil, belki muntazam, güzel hakaik-i Kur’aniyenin mübarek kametlerine yakışacak mevzun, muntazam üslup libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez. Belki onların vücududur ki öyle ister; ve bir dest-i gaybidir ki o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise, içinde bir tercüman, bir hizmetkarız..” (Mektubat, Yirmi sekizinci mektup/Sekizinci risale olan sekizinci mesele/Birinci nükte)

Risale-i Nur’un sözlerinin insanları etkileyen üslubu, ikna gücü, doyurucu oluşu, hüneri, kucaklayıcılığı gibi üstün meziyetleri hep Kur’an’ın bir bereketi, Kur’an’ın manevi tefsiri olmasının bir sonucudur.

Risale-i Nur’un bütün güzellikleri ve meziyetleri Kur’an’dan gelmektedir. Bediüzzaman, Risale-i Nur’u ve onun üstün meziyetlerini, kendine değil Kur’an’a mal ediyor ve onun birer manevi mucizesi olarak değerlendiriyor. Biz ise, bir tercüman, bir hizmetkarız diyor.

Bir hizmetkar olarak, Birinci Sözden başlayarak sözlerimizi güzelleştirmeye, bereketlendirmeye ne dersiniz.  Haydi o zaman Bismillah…Birinci Söz,  Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen….devamı “Sözler” de…

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,

Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz. (Yunus Emre)

İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür ama aslında insanı insan yapan ağzından çıkan sözdür.. (Mevlana)

Güzel sözler petekten damla damla sızan bala benzer, insanın ruhuna tat verir.(Hz.Süleyman )

 

Sözün afeti yalandır. (Hadis-i Şerif)

Mehmet Abidin Kartal

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin