Stres ve biz

Stres, halkın bildiği ve kullandığı manâda, “sıkıntıları kafaya takmak” demektir.
Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor; mutsuzluk da, onun hastalığına sebeb oluyor.
Kimisi, hastalıklarla mücadele etmekten yorulup, mutsuz ve tekrar hasta oluyor.
Kimisi, ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi, maddî sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi, çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi, bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki; herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Hastalığını kafaya takıp bunalıma girerse insan, “Allah’ım, beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsun ki?” demiş olmuyor mu?
                                                            * * *
Allah, Peygamberlerin kıssalarını bize teferruatıyla niçin bildiriyor? İbret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından ders alarak, bazı sorular sormak gerekmez mi?
Hz. Eyyüb’ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tabi tutmaz mı?
Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, diğer insanları da evlatlarıyla imtihan etmez mi? 
Hz. İsmail’i babasıyla imtihan eden Allah, yalnız onu mu babasıyla imtihan eder?
Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, “Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?” denilebilir mi?
Hz. Yusuf’u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki diğer insanlardan bazılarını da kardeşleriyle imtihan etmiyor mu?
Tüm peygamberlerin hayatlarında bazı musibetler (aslında imtihanlar) olduğuna göre, bizim hayatımızda da olması, bu dünya hayatının özelliklerinden biri değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan, Allah’a “Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?” demek hakkına sahip midir?
“En büyük acı evlat acısıdır!” denilir. Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmeli değil miyiz?
“-Kardeşim, onlar Peygamber, bizler Peygamber değiliz, sadece insanız.” diyecekler olursa; Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan ve Allah’a sığınan insanlar değil miydi? Onların Allah tarafından özel seçilmiş olmaları, “insanî” acılara maruz kalmayacakları manâsına da gelir mi?
Biz, “hayatı doğru anlamalı” değil miyiz?
                                                            * * *
Netice olarak, insan çok sıkıldığı zaman şu cümleyi hatırlamalı; hattâ pano haline de getirerek, evinin veya işyerinin duvarlarına asmalıdır:
 
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa, Rabbine dönüp “Benim büyük bir derdim var!” deme; derdine dönüp “Benim büyük bir Rabbim var!”de…
Prof. Dr. Mustafa Nutku

1 tane yorum yapılmış

  1. Bünyamin Ezer dedi ki:

    ‘Kardeşim, onlar Peygamber, bizler Peygamber değiliz, sadece insanız’ diyecek olurlarsa- Efendimizin ASM zatında bir misal vermek isterim; evet, o zat ASM bir peygamber, ama oğlu İbrahim’in vefatında gözlerinden yaşlar dökülen ve ‘göz yaşarır, kalp hüzünlenir’ diyen bir peygamber, bir melek değil, bir melik değil, kendi ifadesiyle Kureyşli kuru ekmek yiyen bir kadının oğlu.

Sende yorum yazabilirsin