Tam ve Daimi bir Üstad!

İçerisinde bulunduğumuz zamanın cazibedar bütün fen ve teknolojisi ile hevesat ve arzuların ölçü tanımaz serbestliğinin teşviki ile ifsat komitesinin şahs-ı manevi halindeki hücumu karşısında ferdî mukavemetin dayanamayacağı ortadadır.

Eskiden mühim işlerin başına kabiliyetli şahıslar getirilerek işler deruhte ediliyordu. O hâkim şahısların hükmü her yere ve her şeye geçiyordu, ama devir çok değişti, işler eski zamandakine nispeten daha karmaşık. Yaşanan hadiseler de gösteriyor ki şahıs, ne kadar dahi olsa, harici tesire kifayetsiz kalıyor. Sağlıklı, muvazeneli ve muhakemeli karar ancak heyetten çıkar. Şimdi şahsa değil, şahıstan daha kuvvetli ve istikametli Üstada ihtiyaç var.

Bu kuvvetli Üstad, şahıs değil şahs-ı manevidir. Şahs-ı manevinin ruhu ise cemaat olma anlayışıdır. Birlik, beraberlik ve şevk ise ruhun hareketlendiricisidir. Şuurlu, her meselede ehl-i fennin oluşturduğu heyetler şahs-ı manevinin şubeleridir. Cemaat fertlerinin işin erbabı olmasına belki de gerek kalmayacak. Zira az uzman olmak, samimiyet ve birlikle beraber tam uzmanlık neticesini verecek. Hatta birlik ve beraberliği bozan, şevki ve mesaiyi dağıtan, istikametten ayrılmaya sebep olan heveslerden, azim ve gayreti ifsat eden rüzgârlara karşı biraz sağır olmak faydalı bile olacak. İşte bunlar kuvvetli şahs-ı manevinin istikamete odaklanma çizgileridir.

Şûralar şahs-ı manevinin ruhunun şubeleri, temsilcileri demiştik. Teşekkül edilen şûraların hem nizamî ve hemde ciddi olması gerekir. İlmî, yüksek heyetlerden müteşekkil şûralar ihtiyaç duyulan konularda sırat-ı müstakime ulaştıran pusuladır. Ferdi taassuplardan azade, hür fikirlerin meşru zeminde müşaveresi ile alınan hükümlere sahip, ihlâslı şahıslardan müteşekkil şahs-ı manevi tam ve daimi bir üstaddır.

İşte bu şahs-ı manevi her tarafa sözü ve hükmü geçen bir içtihada maliktir. Kâmil manada velayete sahiptir. İşte, ey Risâle-i Nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevinin hasseleri ve azalarıyız.

Tecrübeler gösteriyor ki şahısların ön plana ziyadesiyle alınması şurayı perdeliyor. Şahsın, şahs-ı maneviden ziyade hükmetmesi ise kâinatta cereyan eden genel kanunlara zıt bir hal alıyor. Bu durum ise musibete davetiye çıkarır. Musibet, sürüden ayrılana isabet eden çoban taşıdır. Asıl vazifeye dönüş işaretidir. Hatadan dönme faziletine teşviktir.

Cemaate ve meşverete tabi olamayarak “aklınızı meşverete teslim mi ettiniz?” diyen, esasında gurur ve enaniyetini şahs-ı manevi havuzunda eritemeyendir. Bunlar akıl verdikçe sıkıntı verdiklerinin bile farkına varamayan, güneşin yanında duran fakat karanlıkta kalanlardır.

Makamlarında terfi, rütbelerinde şahane mükâfat, iane ve yardımlarla gözleri kamaşanları iç içe imtihan beklemekte. Evet, imtihanlar iç içedir. Meşverete dâhil ve itaat ederek istikametle hayatını sürdüren kişi; tereddüt sahiplerine numune olurken, nefsini hakka teslime zorlananlara da acı bir imtihan vesilesi olmaktadır. Günlük hadiselere takılıp, menfaati istikametinde yorum yapanın imtihanı ile eşya ve hadiseyi bütünüyle görerek külli akılla hareket edenin imtihanı bir olamayacağı gibi kalbi sükûnetide farklı olacaktır. Onları feryat ile saldırtan, bunları sükûnetle teslim eden Rabbimizin bu iç içe imtihanını ibretle seyreder geçer gideriz.

Mehmet Çetin

http://www.mehmetcetin.de

Sende yorum yazabilirsin