Tapınakta iki Müslüman!

Mansur Abi ile beraber, ibret alacağımızı tahmin ederek, merak duygumuzun bizi sürüklemesiyle, soluğu

Batu Caves`te alıyoruz. Burası dünyadaki en büyük putlardan birine ev sahipliği yapan Malezya’daki Hint tapınağı…

Pazar günü olması hasebiyle, muhtelif milletlerden çok sayıda turist, uzak yerlerden kalkıp bu pek gizemli (!) mağaraları görmeye gelmişler. Kimisi mağaralarda aradığını bulamamış gibi heykele sırtını dönmüş kumruların fotoğraflarını yakalamakla meşgul… Bu insanların buralara kadar gelmesinde, filmlerde zoraki tasvir edilen yapmacık `gizemli Uzak Doğu` kurgusunun rolü büyük…

Felak-Nas’larımızı okuyup altın ile kaplanmış putun yanından mağaraya doğru uzanan üç yüz basamağı çıktıktan sonra nemli bir atmosfere giriyoruz. Buraya çıkmanın bir Müslüman için iki faydası var: Bir, tefekkür; iki, tırmanmak suretiyle kilo vermek!

Yüzümüze çarpan kesif bir koku burnumuzu yakıyor ve 2-3 metrelik (galiba hiç kesmediği) uzun saçıyla ayakta duran yaşlı bir Hintli kadını görünce kimyamız bozuluyor, yüzümüzü daha az kimya bozanlara çeviriyoruz. Manevi havanın çirkinliği ile etrafın kirliliği birleşince `ne göreceksek görelim ve burayı terk edelim fikri bizde kuvvet kazanıyor.

Etrafta kutsal kutsal (!!) Hintliler, gerek özel tütsüler yakmak, gerekse misafirlere elle bir şeyler yedirmek vb. gibi kendilerince mistik ritüeller yapıyorlar.

Maymun sesleri horozun sesine karışıyor. Horozumuz buradakilerin sabah namazına kalkma ihtimalini hala seviyor ve sanırım o ümitle öttükçe otuyor. Ya da ayaklarını demire bağlamışlar mübareğin, kaçamıyor, her neyse…

Etrafta türlü türlü, ekseri fil figürlerinin hakim olduğu irili ufaklı heykelcikler var. Mansur abinin dediğine göre, bunlar adeta `sizden bize artık hayır gelmez, yenilerle yola devam edeceğiz` der gibi, eskimiş putlarını emekliye ayırıp bir kenara atıyorlarmış. Allah’ım sen bizim aklımızı muhafaza et, hayırlarda istihdam eyle. Amin !

Turistlere ulaşması için yanımızda getirdiğimiz Risale Tanıtım Kartları’nı koymaya layık temiz bir yer bulamıyoruz. Kısa sureli fakat derin ibretimizi bitirip derhal çıkışa doğru yürürken mağaradaki garip maketlere bakınmakla meşgul bir Alman turist ile karsılaşıyoruz. Kendisi üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç.. Tanışıyoruz. Kısa bir Almanya-Türkiye muhabbetinden sonra, konuyu İslam dinine ve Kur’an’ın bir tefsiri olan Risale-i Nur’a getiriyor ve ona üzerinde kıymetli Nur sitelerinin de yazılı olduğu tanıtım kartı ve e-mail adreslerimizi vererek ayrılıyoruz (Allah hidayet versin..)

Bu uzun merdivenlerden inerken gözlerimiz uzaklara dalıyor, Türkiye’ye, vatanımıza doğru bakıyoruz. Bizi Osmanlı topraklarında, İslam`in bayraktarı Türkiye`de dünyaya getirdiği ve hiç aratmadan Kur’an hakikatlerini içeren Risale-i Nurları buldurduğu için O`na(C.C.) nasıl hamd edeceğimizi tam olarak bilemiyoruz.

`Bir islam memleketinde böyle büyük bir heykelin ne işi var` sorusu aklımıza gelse de, bizi ilgilendirmediği için, sorumlusunu aramıyoruz, su-i zan etmiyoruz.

Elhamdulillahi ala ni`metil İslam ve kemalil İman bi adedi zerrati kainati ve mürekkebatiha !

Ali Nureddin

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin