TRT: “İflah olmaz Nurcular!”

trt12 Mart 1971 Muhtırası sonrası… Fehmi Karpuz, Kahraman Kerim ve Ali Dinçer, Trabzon’da dinî kitap okudukları için cezaevine girer. Gazetelerde ‘Nur ayini yaparken yakalandılar’ diye haberleri çıkar. TRT’de isim ve meslekleri ana haber bültenlerinde ikinci haber olarak verilir, üstelik saat başı.

Türkiye’de halk, darbe ve muhtıralardan çok çekti. Ülkenin tarihinde bir kara leke olarak yer alan ve etkisini belli alanlarda hâlâ hissettiren darbe anlayışından toplumun hemen her kesimi zarar gördü. Fikir, ve inanç hürriyetinin önüne bazen kanunla bazen de keyfi olarak konulan engellemeler milyonlarca insanın mağduriyetine yol açtı. Öyle ki, zaman zaman Kur’an-ı Kerim okumak, öğretmek bile suç sayıldı. Camiler bir bahaneyle kapatılıp depo olarak kullanıldı. İnsanlar dinî kitap okudukları, bir araya toplanıp sohbet ettikleri gerekçesiyle takip edildi, gözaltına alındı, hatta tutuklanıp cezaevlerine konuldu. Kitap okumaktan gözaltına alınan bu kişilerin isim ve meslekleri günlerce devletin radyosundan okunarak adeta teröristmiş gibi afişe edildi. Böylece yakın çevrelerine de korku verilerek akraba ve dostlarından uzaklaşmaları için çaba gösterildi. Uzun süren tutukluluk döneminin ardından ise ‘dinî kitap okumaktan’ cezalar verildi.

Yakın tarihe karanlık bir leke olarak düşen bu olayların yaşandığı dönemlerden biri de 12 Mart 1971 Muhtırası ve sonrası. Kitap okudukları için tutuklanan ve isimleri radyoda defalarca ilan edilen yüzlerce Risale-i Nur talebelesinden inşaat mühendisi Fehmi Karpuz (65), tuhafiyeci Kahraman Kerim (73) ve Ali Dinçer (72) ile o dönemi konuştuk.

Trabzon’da Risale-i Nur Külliyatı’ndan Mektubat isimli kitabı okurken polislerin evlerini bastığını anlatıyor Fehmi Karpuz: “O dönem dinî kitap okunan evlere sık sık baskın düzenleniyordu. Bu, birçok mahkemenin beraat kararına rağmen yapılıyordu. Gözaltına alınınca da gazetelerde ‘Nur ayini yaparken yakalandılar’ şeklinde yayınlanıyordu. Çünkü kitap okuma ayin olarak verilince gizli bir örgüt havasına sokulmuş oluyordu. Bir akşam arkadaşlarımla evimde buluşup kitap okuyorduk. Polisler baskın düzenledi. Hafta sonu nöbetçi hakimin tutuklama kararı üzerine 2 buçuk ay hapis yattık. 163. maddeden yargılandık. Mektubat okumak ‘Laikliğe aykırı davranış’ olarak görüldü ve altı ay hapis cezası aldık.

Mahkeme tutanağına göre hakim, son iki ayda aynı kişilerin altı defa toplandığının ‘tarassut zabıt varakaları münderacatına’ göre tespit edilip 7’ncisinde baskın düzenlendiğini belirtmiş. Dolayısıyla kitap okuyanların emniyetçe her hafta takibinin yapıldığı da zapta geçmiş.

Kur’an tefsirinden başka bir şey değildi

Fehmi Karpuz, o günleri buruk bir tebessümle yâd ediyor: “Her hafta bir arkadaşımızın evinde buluşup Kur’an, kitap okuyor ve çay içiyorduk. Okuduğumuz, Kur’an’ın bazı ayetlerinin tefsirinden başka bir şey değil. Bugün de aynı kitaplar raflarda yer alıyor ve okunmaya devam ediyor. İlk duruşmanın üzerinden 1 buçuk ay geçti. Yaklaşık 2 buçuk ay yattıktan sonra Nurların rahmetli avukatı Bekir Berk’in bizi savunduğu mahkemede tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildik. Ardından dinî kitap okumaktan 6’şar ay ceza aldık ve cezamız te’cil edildi. Bizim 2 buçuk ay yattığımız hapishane, 1883’de açılmış. 1983’te kapatılarak kültür merkezi haline getirildi. Şu an Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi. O gün tutuklanan 11 arkadaştan 2’si vefat etti. Şu an Trabzon’da 3 arkadaşız.”

Aynı anda Sivas ve Erzurum’da da baskınlar olduğunu ifade ediyor Karpuz: “O zamanki baskınları, emniyet teşkilatında dinî kitap okunmasının 163 No’lu kanuna göre suç olduğuna inanan ve amirlerinin gözüne girmek isteyenler özellikle yapardı.” Trabzon’a gelen genç bir komiserin kitap okunan evleri takip ettirip baskın düzenlettiğini söyleyen Karpuz, yaşadıklarını şu sözlerle aktarıyor: “Bu komiser, bizi tutukladıktan sonra mahkemeye sevk ettiğinde nöbetçi mahkeme suç unsuru görmeyip serbest bırakıyordu ki hafta sonu olmasına rağmen izinli hakimler getirilip davamıza baktırıldı ve bizi tutukladılar. Bu komiser, tutuklandığımız duruşmaya da katılıp, cebinden çıkardığı not defterini hakime gösterip, ‘Hakim bey, ben de Müslümanım. Bakın cebimde Kur’an taşıyorum. Bu kişilerin toplantısının dinle bir ilgisi yok.’ diyerek bizi örgüt üyesi gibi göstermeye çalıştı. Bizim tevkifimiz üzerine terfi alarak başkomiser oldu ve memleketi Merzifon’a tayin edildi. Ardından bir içki masasında arkadaşını öldürerek hapse girdi. Sonra da hapishanede intihar etti. Bu komiserin, dinî kitap okumaktan başka bir şey yapmayan insanlara yanlış yaptığı için Cenab-ı Allah’ın tokadını yediğini düşünüyorum.”

Adam vursa dışarı alırdım ama…

Fehmi Karpuz, o dönemde genç bir mühendis olarak İller Bankası’nda çalışmaktadır. Tutuklandıktan sonra yakınları bölge müdürüne gidip bırakılması için yardımcı olmasını ister. Bölge müdürünün cevabı şöyle olur: “Adam vursa dışarı alırdım onu ama bu başka iş…” Karpuz, bu cevabın kitap okuyanlar hakkımızda oluşturulan izlenimin vahametinin boyutunu gösterdiğini söylüyor ve ekliyor: “İTÜ’den mezun genç bir mühendistim ve İller Bankası benim ilk işyerimdi. Beni hemen memuriyetten ihraç ettiler.”

Kahraman Kerim de okudukları Kur’an tefsiri olduğu için polisin baskın düzenleyeceğini çok önemsemediklerini anlatıyor. Kerim, hatıralarını anlatmaya devam ediyor: “Hapisten çıkınca aynı ekiple kitap okumaya devam ettik. Kitap okuyanları takip, mahkeme, tutuklama ve hapisle yıldırmanın yanı sıra devletin radyo ve televizyonuyla da isim ve mesleklerimiz ana haber bültenlerinde ilk sıralarda okunuyordu. Bizi yıldırmaya çalışıyor ve etrafımızdaki akraba ve dostlarımız korkutuluyordu. O günlerde bizim tutuklanmalarımız TRT’nin ikinci haberi olarak veriliyordu, hem de saat başı. Önce cumhurbaşkanının o gün programı anlatılıyor, ardından Nur talebelerinin tutuklanması. Hatta Rusya’nın Bizim Radyo’su ile Almanya’nın Sesi de aynı listeleri yayımlayıp duruyordu. İkinci mahkemede Bekir Berk abi bizi savunmaya geldi. Tahliye olduk. Sonra da Bekir abiyi havaalanına götürüp yolcu ettik. En güzeli de hapishanede edindiğimiz arkadaşlıklar oldu. Görüşmelerimiz sonradan da devam etti. Onların anlattığına göre bizden sonra hapishanede namazların cemaatle kılınmasına devam edilmiş. Bizim için güzel bir hizmet vesilesi oldu.”

Kitap okumaktan hapse düşenlerden Ali Dinçer, içeride sıkıntı çekmediklerini anlatıyor: “Kitap okumaktan Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandık ve hapse girdik. Suçluların dinî sohbet dinleyip namaza başlamaları üzerine asayiş problemi kalmadı. Hapishane yönetimi de bize iyi davranmaya başladı. Yemeklerimizi dışarıdan getirmeye izni verdiler. Her gün birimizin evinden yemek gelirdi. Yemeğimizi, cezaevinde kalan özellikle çocuk tutuklularla paylaşırdık. 80 kişilik koğuşta kalıyorduk. 10 kadar esrardan yatan kişi bize ilişmediği gibi bize katılmazlardı da. Geri kalan 60 kadar mahkûmla muhabbeti ilerlettik. Bir süre sonra cemaatle namaz kılmaya başlamıştık. Dışarıda haftada bir kez 1-2 saatliğine kitap okumak için buluşabilirken, burada 24 saat birlikteydik ve bütün vaktimizi kitap ve namaz ile değerlendirmeye çalışıyorduk. Çocuk mahkûmlar tahliye olduktan sonra bizi buldular ve bize gelip gittiler. O günlerden Araklılı bir Hafız Abi vardı. Bizden de yaşlıydı. Risale-i Nur ile hapishanede tanıştı. Okumaya halen devam ediyor.”

Mehmet Sakin / Zaman

Sende yorum yazabilirsin