Türkiye’de Sanat ve Düzenin Adamları

Türkiye’de Sanat ve Düzenin Adamları

Son dönemde hem dünya hem de Türkiye gündemi çok hareketli. Narkotik operasyonlarıyla bir kez daha gündeme gelen eğlence sektörü, aslında köklü bir yapısal sorunu gözler önüne seriyor. Bilineninden bilinmeyenine birçok isme uzanan gözaltılar, kamuoyunda “nihayet hesap soruluyor” sevincini olduğu kadar “sadece gösteri mi?” şüphesini de beraberinde getiriyor. Ancak meselenin aslı, sektördeki kültürel ve ideolojik dengesizlikte yatıyor.

Türkiye’nin ana akım dizi, sinema ve müzik piyasası Tanzimat’tan başlayıp Cumhuriyet’te de devam eden laik-seküler, urban ve sosyal liberal bir profile dayanıyor. İstanbul’un sanat ve medya çevrelerinde şekillenen bu yapı, eğitim kurumlarından prodüksiyon şirketlerine, senaristlerden yönetmenlere kadar kendini sürekli yeniden üretiyor. Teknolojiyi de etkin kullanarak her şeyi lehviyat ve hevesâta hizmet ettirmek için kan ter içinde kalıyorlar.

Muhafazakâr kökenli, müspet, olumlu, ahlâkî değerlere sahip ve örnek alınabilir profildeki oyuncuların, şarkıcıların bu mainstream’de sayısı ise oldukça sınırlı. Orana vurduğunuzda tablo net: Laik-seküler kesim ağırlıkta. Hatta tamamen ipler ellerinde. Son dönemlerde dönem dizileri gibi projelerde bile oynayan aktörler karşı mahallenin laik-seküler adamları dikkat edilirse.

Başarıyı yalnızca “rejimin adamı olmak” ile açıklamak eksik kalır; yetenek, çalışma ve pazarlama da rol oynar. Fakat inkâr edilemez bir gerçek var: Network, ideolojik yakınlık ve “doğru çevre” hâlâ en büyük belirleyicilerden.

Hükümet 20 yılı aşkın iktidarına rağmen kültürel hegemonyayı tam olarak kıramadı, bu mümkün olmadı. Tabi kolay değil belki iki asırdır sular o taraftan akıyor yirmi senede bend yapmak kolay değil.

TRT ve bazı aile dizileriyle muhafazakâr taleplere kısmî yanıt verilmeye çalışılsa da, en çok izlenen, en yüksek bütçeli ve uluslararası pazara açılan yapımlar genellikle bilinen seküler star kadrolarıyla ilerliyor.

Daha da kritik nokta: Müspet insanlar bu dizilerde ya rol almıyor ya da çok küçük, marjinal rollerde yer alarak âdetâ düzenin adamları parlatılmaya çalışılıyor. Ana karakterler, romantik başroller, güçlü figürler genellikle laik-seküler profil ve yaşam tarzına sahip isimlere veriliyor. Muhafazakâr kökenliler ise ya sektörde tutunmak için imaj yumuşatmak zorunda kalıyor ya da yan rollerde kalıyor.

Üstelik sanatta helal-haram-mübah çizgisi olmadığı için işin gereği “parayı verenin düdüğünü çalıyorlar”. Bakıyorsunuz aynı şahıs bir dizide müspet, ahlâklı, örnek bir rolde parlıyor; diğer bir filmde veya dizide ise erotik obje figürüne dönüşebiliyor. Bu esneklik, sektörün ticari mantığından ve omurgasızlığından kaynaklanıyor.

Oyuncu için önemli olan senaryo değil, sözleşme ve ekran süresi. Bu durum, hem sanatın kalitesini düşürüyor hem de toplumun muhafazakâr değerleriyle derin bir çelişkiye yol açıyor. Gece hayatı, stres ve sosyal çevre ile birleşince uyuşturucu riski de artıyor hâli ile bu sektörde.

Bütün bunlar gösteriyor ki, toplumda bir toplum mühendisliği yapılıyor. Yeni yetişecek kuşağın beyin takımı daha küçük yaştan itibaren diziler, filmler, müzik videoları ve sosyal medya üzerinden farklı yönlere kanalize ediliyor. Potansiyel olarak çıkması mümkün olan, ahlâkî değerlere bağlı, müspet ve milletine faydalı beyinler sistematik olarak ifsat ediliyor. Rol modelleri laik-seküler yaşam tarzı, liberal ilişkiler ve tüketim kültürü üzerine kuruluyor. Bu, sadece bireysel yozlaşma değil; uzun vadede toplumun karakterini, aile yapısını ve gelecek nesillerin ufuklarını etkileyen bir mühendislik projesidir. Toplumsal krizlerin bir çok bedeninde köklere indiğimiz zaman bu toplum mühendisliği etkisini görebiliriz.

Sektör içinde LGBT temsiliyetine açık destek, liberal açıklamalar ve küresel akımlar (Netflix etkisi, sosyal medya gibi) bu tabloyu güçlendiriyor. Mabel Matiz gibi isimlerin yükselişi, ödül törenlerindeki vurgular ve dizilerdeki ara temalar, toplumun genel muhafazakâr çoğunluğundan ziyade İstanbul’un dar bir alt-kültürünün yansıması. Bu alt kültürü temsil edenlerin de soyadı kanunu ile Türk soy ismi verilenlerden olduğunu düşünüyorum.

Uyuşturucu operasyonları bu yapıyı daha görünür kılıyor. Hollywood’dan Bollywood’a her yerde benzer vakalar var. Türkiye’de operasyonların ağırlıklı olarak bu segmente yönelmesi bazılarına “eski elitleri temizleme” gibi gelse de, gerçek muhtemelen ikisinin karışımı. Kanıt temelli ve adil bir süreç şart. Sadece ünlüleri “armut gibi toplamak” yetmez; asıl uyuşturucu baronlarına, ithalat zincirlerine dokunulmalı.

Peki çözüm? Torpili, ideolojik yakınlığı ve “pasaport”u bir tarafa bırakıp liyakatçi bir sektöre geçiş. Muhafazakâr yapımcı, senarist ve oyuncuların kaliteli işler üretmesi, alternatif starlar yetiştirmesi gerekiyor.

Eğitimde, konservatuvarlarda, medya fonlarında ve içerik denetiminde daha dengeli bir yaklaşım şart. Kültürel hegemonya, sadece siyasi güçle değil, eser kalitesiyle, toplumsal talebi karşılayan üretimle ve ahlaki çizgiyi koruyan bir anlayışla değişir.

Hiçbir kesim yasaların üstünde değil. Uyuşturucu kullanan veya ticareti yapan, laik de muhafazakâr da hesap verecek. Ama asıl mesele semptomları değil, kronik sorunları torpil, kalite düşüklüğü, bağımlılık kültürü, ahlâkî esneklik ve toplum mühendisliği ve omurgasızlık gibi şeyleri tedavi etmekte.

Türkiye’nin kendine özgü, muhafazakâr değerlerle barışık ama evrensel kalitede bir sanat ekosistemi kurması mümkün. Bunun için retorikten öte samimi, nitelikli ve cesur bir gayret lazım.

Sektördeki bu dengesizlik sürdükçe, operasyonlar da “seçici adalet” tartışmalarını besleyecek. Gerçek değişim, gözaltı listelerinden değil; sahnede, sette, ekranlarda ve yeni neslin zihinlerinde, müspet ve tutarlı rollerle kendini gösterecek. Şüphesiz ki sanat dünyasında söz alan, rol alan herkes eroin kokain bağımlısı değil fakat sanat dünyası içerisinde bu bağımlılık tavan yapmış durumda. Gözaltına alınıp gerekli analizler yapıldıktan sonra tutuklananlar ve serbest bırakılanlar bunu gösteriyor.

Gerek hükümete gerekse milli ve manevi değerlere sahip bütün insanlığa seslenerek şunu söylemek istiyorum milli ve manevi değerlerimizi muhafaza edip yeni nesile bu milli ve manevi değerlerimizle ilmek ilmek inşa edersek dünyada var olmaya devam edeceğiz şayet kültürümüzü değerlerimizi bir kenara atıp yozlaşacak olursak fiziken var olsak da ahlaken ve birçok alanda çökmüş olarak toplumumuz yaşamaya devam edecek fakat ne milli ne de manevi değerlerimizden söz edebilmemiz mümkün olmayacak adeta bir örf haline gelecek bu değerlerimiz. Bunun için müspet manada elden gelen her şey yapılmalı, senaryolar, çekimler bu şekilde ilerleyerek olumlu manada toplum mühendisliğine kuvvet verilmeli kimin elinde bir gayret varsa onun sırtı sıvazlanmalı öne açılmalı ve imkânlar sunulmalı.

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

NurNet

Sende yorum yazabilirsin