“Zan Virüsü”nü Aileye Hiç Bulaştırmamak Lazım!

Yaşadığımız çağ iletişim çağı. Kişilerle, ailemizle, çevremizle ve toplumla kurduğumuz iletişimin niteliği hayatımız üzerinde çok belirleyici bir etkiye sahip. Hayatımızın güzel veya kötü olması kurduğumuzun iletişimin kalitesine bağlı.

İletişimde birçok faktör sözkonusu. Kelimeler, sözler, hereketler, mimikler, bakışlar… Öyleki düşüncelerimiz bile iletişimimizi belirleyen faktörlerden. Bu bağlamda acaba düşüncelerimiz özellikle zanlarımız iletişimimizi nasıl etkiliyor? Zan üzerine hareket etmek bize ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor? Zan üzerine iletişim bina edilmeli mi? Zanlarımızdan dolayı meydana gelen iletişim kazalarını nasıl telafi edebiliriz?

Bu ve benzeri sorularımızı İletişim Koçu Münir Arıkan’a sorduk…

Zan ile hareket etmenin iletişimdeki yeri nedir?

Zan; sanmak, bilmek ve itham etmek manalarına geldiği gibi, sezmek ve şüphe manalarında da kullanılır. Meşhur kullanımındaki manasıyla zan; kesin bir bilgiye dayanmadan ve araştırmadan öyle olduğunu düşündüğümüz gerçek dışı kabullerimizdir.

İletişim güven üzerine tesis edilen çift taraflı bir sözleşmedir. Bu sözleşmeden güveni kaldırdığımız zaman kişilerin anlaşması, bilgi alışverişi ve dostluğu zedelenir. Zan; işte iletişimdeki bu güveni yok eden önemli bir virüstür. Bir kere gönlümüze yerleşti mi, ki genelde güvensizlikten dolayı yerleşir, bir daha da çıkması pek kolay olmaz.

Kişinin hem kendine hem de karşısındakine olan güveni az ise, özgüven gelişmemiş ise, bu tip kişiler iletişimlerinde zanna daha fazla yer verirler.

Ama kişinin özgüveni ne kadar gelişmiş ise, hem kendine hem de karşısındakine güvenen bir kişilik olarak, zan yerine kesin bilgiye dayalı bir iletişim kurulacaktır.

Zan ile hareket etmek iki kişi arasındaki iletişime nasıl yansır?

Kişi iletişiminde zan ile hareket ettikçe, ilk önce iletişimdeki muhabbet azalacaktır. Daha sonrasında kişiler birbirine fedakârlık yapamayacak duruma gelecek ve nihayetinde muhabbetleri de sıfırlanacaktır.

Zan mademki bilgiye değil şüpheye dayanan bir vehimdir, kaygıdır, ithamdır, o zaman iletişime zarar vermemesi için vehimden bilgiye doğru yönelmemiz gerekir. Ama insanlar genellikle açık iletişimde bulunmazlar. Mesela karşımızdaki kişi ile ilgili bir zannımız varsa, bunu onunla paylaşmayız. İçimize atarız. Bir ömür boyu o zan ile iletişimi sürdürür ve sonuçta kaliteli bir iletişimden ve nitelikli bir dostluktan oluruz. Hâlbuki içimizdeki zannı, karşımızdaki kişi ile bir paylaşsak, paylaşabilsek, belki hemen gerçeklere vakıf olacağız. Rahatlayacağız.

Bir de iletişimde içindeki zannı karşı tarafa açan ve karşının da o zannı giderici açıklamalarda bulunduğu durumlar vardır. Bu pek nadir mutlu sonla biter. Çünkü zan virüsü vücuda bir kez girdi mi, çıkması öyle kolay kolay olmaz. Karşımızdaki kişi istediği kadar aksini açıklasın, içimize bir kurt düşmüştür artık. Ve ondan öyle kolay kolay kurtulamayız.

Zanla yaşamaya alışmış insanlar için, zan bir olumsuz ve negatif enerji üretir ve bazı insanlar bu negatif enerji ile yaşar. Hakikat, onlara olan ilgiyi, acımayı, haklı görmeyi gerektirmeyeceği için, bu tip insanlar hep bir derbeder iletişim stili içinde hayıflanarak ve şikâyet ederek hayatlarını devam ettirirler.

Zan ile hareket etmek aile arasındaki iletişime nasıl yansır?

Aslında en kaliteli, en güvenli ve en fedakâr iletişim tarzı aile içindeki hasbi iletişimimizdir. Ama zan virüsü en kolay buraya bulaşır.

Bayanlarda genellikle kendisini kocasına layık görmeme durumu vardır. Eşi evde beklerken kocası kendini geliştirir, daha fazla seyahat, daha fazla eğitim ve daha fazla kariyer yapar. Bu durumda evde bekleyen hanımefendinin elinde yeteri kadar zan malzemesi birikir. Şirket ise sekreterler, okul ise öğretmenler, belediye ise çalışma arkadaşları hemen zan kayığına bindirilirler.

Adamcağız belki bir nezaket gösterip kibar konuştuğu bir telefon görüşmesi sonrasında, eşine bin hesap vermek zorunda kalabilir. Sen niye öyle konuştun? Aranızda bir şeyler mi var? Niye uzattın?

Şimdi bu filmin sonu pek hayırla bitmez. Bir, iki, üç… Derken adam aklında yoksa bile artık eşinin suçlayıcı zanlarını kabullenme aşamasına gelir. Aklında yoksa da sekreter hanıma ilgi duymaya başlayabilir. Çünkü eşinin zannı artık çekilme limitini geçmiştir, epey bunalmıştır. Ve ola ki boşanma ile sonuçlanan bir durumda, eşinin cevabı hazırdır; “Bak ben demiştim… Gördün mü? Dediğim çıktı. Hani bir şey yoktu…” Güler misin ağlar mısın? Aslında iletişim olarak baktığımızda, evet ilk başlarda gerçekten bir şey yoktu. Olay sadece hanımefendinin zannı idi. Ama gittikçe adamcağıza yüklene yüklene… En sonunda olay çığırından çıktı.

Ailede eşimizi bıktırmama adına, zan virüsünü hiç bulaştırmamak lazım.

Eşler birbirinin telefonlarını kontrol ederler bazen. Bir merakla başlar bu ama daha sonrası vahim sonuçları olur. Bunun olmaması için, açık bir iletişim seçilmeli ve eşler birbirine yüksek düzeyde güven veren bir ilişki seçmelidir.

Yoksa aile içindeki muhabbet ve huzur da yok olur.

Zan ile hareket etmek toplumlar arasındaki iletişime nasıl yansır?

Zan sadece eşler değil, akrabalar arası ilişkileri de yıpratır. Ziyaretler azalır. Ambargolar başlar ki bu durum Allahımızın kabul ettiği bir durum değildir. Toplumun güven, sevgi ve bilgiye dayanan iletişimi, öyle sanma zehabıyla zanna teslim olursa, toplumsal olarak da kalite azalacaktır.

Mesela kişiler ortaklık kuracaksa kuramayacaktır. Ortak bir faaliyette bulunmayacaktır. Birbirine muhabbetli ziyaretler yapamayacaktır.

Zaten zanna düşen kişinin kafası hiçbir zaman tıpkı bir alkolik kişi gibi, ayık olmayacaktır. Kafası sürekli şüphelerle ve kuruntularla meşgul bir insanla nasıl sağlıklı bir iletişim kurulabilir ki?

Sosyal yapı, güven ve bilgi ile desteklenmezse, zaten birbirine pek mihneti olmayan kişiler, nasıl daha bağlı ve dostça ilişkiler kurabilir ki?

Zan üzerine iletişim kurmamak, suizan ile karar vermemek için kişi ne yapmalıdır?

Bilgi, zannın panzehiridir. Sanki yangına sıkılan su gibi ateşi söndüren ve kişiyi ferahlatan bir iletişim desteğidir. Ama şeytan sürekli vesvese verirken, kişilerin bilgiye ve hakikate teslim olmaları pek kolay olmaz!

Direkt iletişim, açık iletişim, ön yargısız iletişim, zannın ilacıdır.

Kişiler arası ilişkilerde, ondan bundan duymak yerine direkt bir iletişim kurarak kendi kulaklarımıza duyma yolunu seçmeliyiz.

İletişimimiz açık bir iletişim olmalı ve kendimizi kapatmamalıyız. Kendimizi açıkça ifade etmeliyiz. Ne hissettiğimizi söylemeliyiz ki karşımızdaki da net bir cevap verebilsin.

Bir insanın bir tavrı, davranışı için bin bir sebep vardır. Ama biz genellikle, ilişkiyi bozacak en kötü yorumu ve durumu doğru kabul eder, ondan sonra da bir dosttan mahrum oluruz. Bu bir önyargıdır. Yanlışı doğru kabul etmektir.

Mesela bir akraba, ziyaretine gideceği bebeği olan akrabasına altın alamaz. Düşük bütçesi ile altın alabilmek için para biriktirmeye başlar. Ama bu arada da 1-2 ay geçer. Bebeği olan kişi, bak gördün mü beni sevse hemen gelirdi. Zaten bana karşı soğuk davranıyordu diye yazmaya başlar.

Burada her iki tarafında da yaptığı yanlış. Bebek olunca illa altın götürmek gerekmez. Durumumuzu net olarak ortaya koymak lazım. “Şu anda bir kıyafet alabildim inşallah daha sonra altın da alırım” veya “İnşaallah daha sonra altın alırım” demeye bile gerek yok. Durumun neyse o. Abartmamak lazım. Ama insanlar bunu niye yapıyorlar? Çünkü zan altında kalacaklar. “Bak bir altın bile takmadı… Oysa kendi yeğenlerine neler taktı” vs. Yani toplumun kendi aleyhimize zan ihtimali bile, bizi birtakım yanlışlara sevk edebilmektedir. Ki bunlardan kurtulmadan rahatlık söz konusu değildir.

Zan ile hareket edildikten sonra yanlış yaptığını fark ettiğinde kişi ne yapmalıdır, nasıl davranmalıdır?

Özür en büyük erdem. Tevbe Allahımızın en sevdiği amel.

Eğer kişi yanlış yaptığının farkına varmış ise, Allah onu bir yanlıştan kurtarmış, hakikat ile taçlandırmış demektir. Ama özür dileyebilme erdemini gösteremez herkes. Hele hele yıllar yılı zanna teslim olup, lafların çoğalmasına sebep oldu ise, hatadan dönmek öyle pek kolay olmaz.

Kişilerin bu durumda kabul etmeleri gereken şey; Allah tarafından bir hediyeye kavuşturuldukları gerçeği olmalıdır. Çünkü hakikat, gerçekten de Allah tarafından yollanılan bir hediyedir, lütuftur. Kişi hakikate muttali oldu ise, bu lütfun gereği, özür dileyip hatadan dönebilmektir. Ya hep hatada kalsaydım diye hayıflanarak, hatadan kurtulma şükrünü özürle ve artık daha kaliteli bir iletişimle taçlandırmaktır.

Özür insanların daha mutlu olmasını sağlar. Sadece özür dilediğimiz kişi değil, özürle biz de mutlu oluruz. Hatadan kurtulmanın verdiği mutluluk, gönül almanın verdiği mutluluk, içimizde ayrı bir sevinç doğurur.

Ekrem Altıntepe

Moraldunyasi.com

1 tane yorum yapılmış

  1. erdem dedi ki:

    Zannın kötüsü “su-i zandır” cenab-ı Allah cümlemizi bu ve benzeri kötü hasletlerden korun. Bediüzzaman “insan daima hüsnü zannna memurdur.” Diyor hüsnü zannın hiç zararıyok, sahibini huzurlu yaşatır. Su-izan sahibini sorumlu tutar.

Sende yorum yazabilirsin