Kadınlarda sanat, marifet ve iş hayatı olamaz mı?

– Kadınlar evlerinde kapalı kalmalı, dışarıyla bağlantısı olmamalımı? İslam’da kadınların sanat sahibi olması iş hayatında bulunması yasakmıdır? Kadınlar çalışarak eşlerine destek olamaz mı?

Bazı okuyucularımız, Risale-i Nur’da geçen ”Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.” “Cümlesini kadın açısından açıklar mısınız? Yani kadın san’at ve marifet açısından ne yapmalıdır” diye soruyor.

Öncelikle şu hususu ayıralım: Kadının sanat yapması ve marifet elde etmesi ayrı bir husustur; bu hedefe ulaşırken edebini ve iffetini çiğnemesi veya çiğnetmesi ayrı bir husustur. Hiç şüphesiz kadın, edebiyle ve iffetiyle san’at ve marifete katkı verebilir ve vermelidir.

Esefle belirtelim ki, kadın konusu beşer tarihinde bilerek veya bilmeyerek hep yanlış mecrâlara çekilmiş ve sû-i istimâle uğramış konuların başında yer almıştır. Asrımıza geldiğimizde, eşitlik ve ekonomik bağımsızlık söylemleri içerisinde kadının dikkati tamamen yuvası dışına çekilmek istenmiş; moda, görenek, çağdaşlık, güzellik, san’at, meslek, eğitim… vs. gibi hep büyülü kavramlar öne sürülerek; ar, namus, iffet, hayâ, şefkat, sevgi ve fedâkârlık gibi kadının fıtratından olan asıl mânevî değerleri âdetâ yok sayılmış ve bunda maalesef başarılı da olunmuştur.

– Kadının yaratılışını güzelleştiren namus, iffet, edep, haya, şefkat, merhamet, sevgi ve fedakârlık duyguları ile çatışmadan, hatta bu duyguları pekiştirecek şekilde san’at yapılamaz mı, marifet elde edilemez mi, eğitim alınamaz mı?

Pekâlâ mümkündür! Fakat gelin görün ki, ısrarla İslâmiyet’in kadınları her meselede evde hapsettiği ithamları geliştirilmiş, sahabe döneminin çalışan, üreten, savaşa katılan, sağlık hizmetleri veren ve insanın bulunduğu her yerde bulunan; ama iffetiyle, haysiyetiyle, kişiliğiyle, hayâsıyla bir nâmus âbidesi kesilen başımızın tâcı ashab kadınları görmezden gelinmiştir.

Kadın şefkat kahramanıdır. Evinin, yuvasının, çocuklarının kişilikli bir “toplum çekirdeği” olması tamamen kadının mahâretli ellerinin, müşfik gönlünün, sevgi dolu yüreğinin ve fedâkâr sinesinin, yuvasını kahramanca benimsemesi ve ana şefkatiyle kucaklaması ile mümkündür.

Ana şefkati, ev sakinlerinin vazgeçemediği en yüksek değerlerdendir ve hiçbir şeye fedâ edilemez. İnsan fıtratının yaklaşımı budur. Kur’ân’ın tercihi bu yöndedir ve Peygamber Efendimiz (asm) Cenneti kadının ayakları altına bunun için, yani “örnek ana” sıfatı için koymuştur.

– Kadın çalışmaz mı? Kadın üretmez mi? Kadının ekonomiye katkısı olamaz mı? Kadın toplum hizmeti yapamaz mı? Kadın eğitim alamaz mı? Kadın sanat yapamaz mı? Kadın yuvasının dışına çıkamaz mı?

Kadın elbette çalışır, üretir, toplum hizmeti yapar; bunun için evinin dışına fiilî olarak çıkmasında dinî bir sakınca da olamaz. Ama yukarıda ifade ettiğimiz şeyin altını muhakkak çizmeliyiz: Çalışmak ile iffetsizlik, san’at ile edepsizlik, marifet ile hayasızlık aynı şeyler değildir!

İslâmiyet’in üzerinde titrediği iffet, nâmus, ar, hayâ, edep, nezâket, terbiye, haysiyet, şefkat ve kadınlık onuru hiçbir şey için yok sayılamaz. Olmasa da olur denilemez. Önce iş ya da san’at veya marifet tercihi yapılamaz.

Bir takım kavramları kaos haline getirerek, bâtılı hak görüntüsüyle takdim ederek; yani açık söyleyelim,—sizleri tenzih ediyorum—özgürlüğü savunurken iffetsizliğin reklâmını yaparak, bir malı tanıtırken kadının onurunu çiğneyerek, haysiyetini ayaklar altına alarak ve buna da meslek veya san’at diyerek, çalışmayı ve üretici olmayı överken ar ve hayâ damarlarını çatlatırcasına kadını kem gözlerin esiri yaparak ve kadını dışarıya mahkûm ederek; yani İslâmiyet’in temel değerleriyle savaşarak “kadın” adına bir şeyler kazandıklarını zannedenler yanılmaktadırlar.

Çünkü özgürlük İslâm’ın malıdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle, hürriyet imanın en has özelliğidir. Çalışmak ve üretmek İslâm’ın malıdır. Görgü ve nezâket İslâm’ın malıdır. Saygı ve onur İslâm’ın malıdır. San’at, güzellik ve estetik İslâm’ın malıdır. Topluma hizmet etmek İslâm’ın malıdır. İnsanlığın yararına her türlü marifet, eğitim, meslek ve san’atlar İslâm’ın malıdır ve himâyesindedir.

Kimse İslâmiyet’e bu değerleri ders veremez. Fakat herkes İslâmiyet’in hassas olduğu terbiye, şefkat, ar, hayâ, nâmus ve iffet değerlerine de İslâmiyet’in titizliği ölçüsünde sahip çıkmak zorundadır. Aksi takdirde kaybeden insanlık olacaktır.

Nitekim Bedîüzzaman Hazretleri’nin veciz ifadesinde bu husus, “Kadınlar yuvalarından çıkıp, beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli” şeklinde ifadesini bulmuştur.

Bu cümlede Bediüzzaman “yuva” lâfzıyla, mücerret “iffet ve nâmus”un kadın için ve insanlık için “olmazsa olmaz bir mânevî değer” olduğunu hatırlatıyor.

Yoksa kadının san’at ve marifet yapamayacağını değil!

Süleyman KÖSMENE

3 tane yorum yapılmış

  1. Nabi dedi ki:

    Ustad Hz(RA): “Kadınlar yuvalarından çıkıp, beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli” demiş.
    Yazar da diyor ki, yuvasından çıkarak da iffet ve hayasını muhafaza edebilir, üretici olabilirler. Eğer bu mümkün olsaydı Üstad niçin “yuvanıza dönün” ihtarı yapsın ki? Bunun reel manada yaşanması mümkün olmadığı için Üstad uyarmıyor mu? Hanımların sefaheti yaşamada kabiliyeti yok hükmünde oldugu için, hanımların üretim, sanat, marifet sahası evi veya ev gibi günaha bulaşmadığı, masumiyeti bozulmadığı, muhafazalı ortamlardır. Hanımların asıl üretimi manevi cihettedir. Yani evinden çıkıp, bir sürü beylere muhatap olarak hem edep, hayasını koruyarak bir hanım şu şartlar içinde nasıl bilim öğrenebilir, yada iş hayatına katılabilir? Bütün çalışan veya okuyanların bayan oldugu çok nadir bazı kurumlar hariç böyle birşey mümkün müdür? Hanımlar namahremlere muhatap oldukça -ciddiyetle bile olsa- maneviyatından birşeyler kaybetmez mi? Kadın-erkek ihtilatına fetva vermeden bu nasıl mümkün olacak? Sahabe hanımlarının savaşta saglık personeli vazifesi yaptıklarını biliyoruz. Tepeden tırnaga çarşaflı olan ve o gün şeriatla korunan bu hanımların şu günümüz şartlarında hastanede çalışmaları mümkün müdür? İzah ederseniz memnun olurum.

  2. Ahmed dedi ki:

    Nâbi Ağabeye katılıyorum.. Fakat nerede o hassasıyet.. Cereyan bizi damarlarımıza kadar şırıngalamış maalesef, islami hayatımızı de selef-i sâlihîne göre değilde asr-ı hâzıra uydurur hale geldik maalesef… Şer’-i Şerîf’den ve Müctehidîn-i îzamın istinbat-ı ahkâmiylerinden uzaklaşınca bu hale geliyoruz maalesef..

  3. dilhun dedi ki:

    madem ki disarisi is ortami okullar bu kadar bozuk kadin edbini muhafaza edemiyecekse ayni yerler erkek icin caizmi erkek edebini muhafaza etmek zorunda degilmi

Sende yorum yazabilirsin