Mürşid vaziyetini takınmak

Risale-i Nur müellifi, lâhikalar içerisinde yer almayan, sonradan Latif Nükteler’de yayınlanan bir mektubunda, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenler ile evvelce başka bir yoldan bu iklime girenler için, ikili bir tahlilde bulunur. Risale ehlinin Bediüzzaman’ın bazı ifadelerini yanlış yorumlayarak sergiledikleri ‘ya o, ya bu’ tutumunun aksine, o, meselâ tasavvuf yoluyla, tarikat berzahıyla, bir şeyhin himmetiyle iman iklimine girenlerin ‘tarikat ile Risale’ arasında bir tercih mecburiyetinde olmadıklarını beyan eder ilgili mektupta. Bilakis, bir yanda tarikat berzahında seyr-i sülûk yaşarken, beri yanda Risale’ye kalblerini ve akıllarını açık tutmaları önerisinde bulunur; ve Risale okumanın ‘mürşidlerini terk’ anlamına gelmediğini, gelemeyeceğini bildirir.

Buna karşılık, doğrudan Risale-i Nur ile iman iklimine girenlerin, Risale dairesi dışında mürşid aramalarını müsaade etmez. Bununla birlikte, herkesin, bu arada Risale ehlinin de bir ‘mürşid’ ihtiyacı olduğunun farkındadır. Evet, Risale-i Nur yol gösterici bir eserdir, ama ruhu o eserle yoğrulmuş birinin fiilî örnekliğine, tecrübesine itibar ederek insan daha kolay ve muhtemelen daha hızlı yol alabilecektir.

İlgili mektubun Nur Talebelerinin ‘daire içinden bir mürşid’ edinmelerine imkân tanıyan muhtevasına mukabil, İhlas Risalesi Risale mesleğini ‘hillet’ ile tarif ederken, “Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz” der.

Bir tarafta, Nur Talebelerinin Risale-i Nur dairesi içinden mürşidler edinmelerine müsaade eden, hatta bunun fıtrî bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken bir mektup; beri tarafta, İhlas Risalesi’den ‘mürşid vaziyeti takınma’yı yasaklayan cümleler…

Bu ikisi arasında bir çelişki olmadığını ise, dikkatli her Risale okuyucusu sanırım zorlanmadan görebilir.

Çünkü, ‘mürşid edinmek’ başka şeydir, ‘mürşid olmak’ daha başka şeydir, ‘mürşid vaziyetini takınmak’ çok daha başka şeydir.

Görüldüğü üzere, Bediüzzaman, Risale dairesi içinde bir kişinin değil ‘lider’ olarak ortaya çıkmak, ‘mürşid vaziyetini takınma’sına dahi müsaade etmemekte; bunu İhlas’ın bir lazımı olarak ‘hillet’ sırrına aykırı görmektedir.

Ama ‘mürşid vaziyetini takınmak’ ayrı, ‘mürşid olarak görülmek’ ayrıdır. Kendisi mürşid vaziyetini takınmayan, kendisini Risale dairesi içinde iman kardeşlerini irşad etme gibi bir makam biçmeyen kişi; buna mukabil ilmiyle, ahlâkıyla, tecrübesiyle, faziletiyle pekâlâ bu iman kardeşlerine bir mürşid olabilir, onlar tarafından mürşid edinilebilir.

Kısacası, Risale dairesi içinde kimse kendini mürşid olarak tayin etmez; kardeşlerince öyle tayin olunabilir. Kendini mürşid addetmez, ama mürşid addolunabilir.

Ne mutlu mürşid vaziyetini takınmadan mürşid olabilenlere…

Metin Karabaşoğlu – Sorularla Risale

Sende yorum yazabilirsin