Ölümün Dua Olur

Çiğ, çıplak ve arsız bir aydınlığın içinde… Bir kandil yakıyorum, içimi ısıtacak… İçinde eski bir mum; hatıralardan fitili… Bu aydınlığın içinde… Karanlığım…

Yazılsa hikayesi, “Bir serdengeçtinin ölümü” olur başlığı ihtimal… Ama yazacak bir akıncı yok; üzgünüm…

Gerçekti; yaşadık… Sonra hikaye ettik… Şimdi masal gibi; anlatanı da, dinleyeni de olmayan… Lügatın sözlük olduğu zamanlarda öldü heyecanımız… Çiğ, çıplak ve arsız bir aydınlığa gömüldü ışığımız…

Adımız vardı aynaya baktığımızda… Sabah ezanları gibi uzundu, derindi, çağıldardı aşkımız… “Bir lokma ve bir hırka”ya razıydık saraylarımızda… Ölümün tezgâhında dokunmuş şiirdik; sonsuzluğa müjdeli…

Yazılsa hikayesi, “Bir serdengeçtinin ölümü” olur başlığı ihtimal… Ama yazacak bir akıncı yok…

Çiğ, çıplak ve arsız bir aydınlığın içinde… Bir kandil yakıyorum, içimi ısıtacak… İçinde sarı-eski bir mum; hatıralardan fitili…

Şimdi kıyamet hüzünlü bir akşam ezanı okunur üstümüze… Bir İstanbul ararız, kırılgan hissedişlerimizi onaracak… İşgal yorgunluğunda, Fatih’ini sayıklar yedi tepesi… En fazla bir kubbedir artık: Serdengeçtinin kayıp türbesinde…

Fakat… Bir duadır sonsuzluğa, bu garip kandil… Gün gelir, gelir binlerce ebabil…

Murat Başaran / Zafer Dergisi

Sende yorum yazabilirsin