Şahsın değil Hakkın hatırı âlîdir!

Şahsın değil Hakkın hatırı âlîdir!

 

Hakiki Meşveretin Nasıl Yapılacağı Ve Meşveret’in Su’i İstimal Edilmemesi!

“Meşveretle hareket etmek lazımdır, yoksa hareketimiz ferdî olur.”[1]

Meşveret ve şûrâ-i şer’î, dinin esasat ve müsellemat gibi kat’i ve sabit hükümlerinin hâricinde ve şer’î usûlüne göre yapılır.

Meşverette iyi niyet ve ihtisas şarttır. Yani meşverete katılanlar, istişarede ele alınacak meselenin isabetli olan cihetini ve tercihi gereken maslahat-ı umumiyesini keşfetmek niyet ve gayretine sahib olmalıdır.

Yoksa kendi maksadlarını veya bağlı olduğu şahsın, cemaatin, mesleğin, meşrebin menfaatini tahakkuk ettirmek niyetini taşıyanlarla yapılacak meşveret hak ve maslahat-ı bulmaktan daha çok karışıklıklara ve inşikaklara sebeb olur. Nitekim bu hususta Fesafis-said namı ile nurun kahramanlarından Zübeyir ağabey Meşveret hususunda şöyle bir şey söylemiştir.

“Müteaddit defalar bir iş hususunda münakaşa edilir; meşveret ve müdâvele-i efkâr adı ile söze oturulur. Münakaşa ve kavga ile kalkılır.

Bu kavgamsı konuşmada herkes heyecanlanır. Hisler heyecana gelir. Biri diğerine, diğeri ötekine hakaretli sözler sarf eder. İlk defa birisi hakaret eder, diğeri de misilleme yapar. İlk hakaret edip kalp kıranı kast ederek “O bana böyle dedi, ben de ona öyle dedim” der. Bu beş altı defa tekerrür edince, artık en yakın dava arkadaşına küskün durur. Bu küskünlüğü gören ikinci, birinciden soğur, ikinci ile üçüncü birleşir.

Birincinin gıyabında konuşa konuşa, artık o da haricilerin müşfiki, can kardeşine küsücü olmuştur. Artık o birincinin hakkında tenkitler ve kusurları sayıp dökmeler başlamıştır.”[2]

Hal böyle olunca yapılan bu meşveret, meşveret-i şer’îye değildir ve ibadet mahiyetini taşımaz. Şahsi fikirlerin havada uçtuğu ve namı duyulmuş – ilmen veya maddi sebeple – sözü geçen kimselerin efkarının umuma dayatıldığı bir zemindir. “Rey’-i vahiddir.”[3]

“İstibdad tahakkümdür. Muamele-i keyfiyedir. Kuvvete istinad ile cebirdir. Rey’-i vahiddir. Sû-i istimalâta gayet müsaid bir zemindir. Zulmün temelidir. İnsaniyetin mâhisidir.

Sefalet derelerinin esfel-i sâfilinine insanı tekerlendiren ve Âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefalete dü­şürttüren ve ağraz ve husumeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren; hatta herşeye sirayet ile zehirini atan, o derece ihtilafatı beynel İslâm îkâ’ edip (Mu’tezile, Cebrî, Mürcie) gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden istibdaddır.

Evet, taklîdin pederi ve istibdad-ı siyasîyenin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfiziye, Mu’tezile gibi İslâmiyeti müşevveş eden fırkaları tevlid etmiştir.”[4]

Biz insanları bir fabrikadan çıkan kürdan gibi aynı yapmaya çalışmak veya birisinin anladığı nurculuğu umuma yaymaya çalışıp nurculuk ve hizmet budur, bunun harici nurcu değildir gibi şeyleri ileri sürmek ve hezeyanlarını savurmak ise akıl tutulması veya o ileri sürdüğü şeyin namı altında kendi heva ve hevesini tatmin etmeye çalıştan öte bir şey değildir.

Allahımız bile bizi bir adem oğlu iken “millet millet yaratmışken”[5] bazılarının herkese tek tarzı dayatması Allahımızın insana verdiği hürriyeti insandan almaya çalışmaktan öte bir şey değildir. Buna mukabil ise manevi istibdadlar ve tahakkümler ortaya çıkıyor. Ve insan bu baskıya gelmiyor ve gelemezde. Bu hadiselere ise bazıları “Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler.” [6] bu şekilde taklitçilik ise müstebitlere davetiye çıkartır. Çünkü “bir millet cehaletle hukukunu bilmezse ehli hamiyeti dahi müstebid eder.”[7] Hal böyle olunca istibdad, dayatma, baskıcı bir şey tezahür eder. “İstibdad, zulüm ve tahakkümdür..”[8]bizler ise meşveret namı altında ki rey-i vahidleri tanımayacağız ve tanımayız. Çünkü “tarafgirane ve garazkârane, firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfüruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor.” [9] sözde hakkı bulmak veya tavsiye etmek için yapılması gereken ve hakikatin tezahür zemini olması gereken meşveretten kin, nefret, öfke, gayz adeta irin çıkıyor. Enaniyet hesabıba kararlar alınmasını bunu tevlid ediyor.. “Bir ince tel gibi her tarafa heva ve hevesin tehyici ile çevrilmeğe müstaid olan rey’-i vâhid-i istibdadı; lâyetezelzel bir Timur direk gibi lâyetefellel bir elmas kılınç gibi olan efkâr-ı ammeye tebdil eder. Siz de Sefîne-i Nûh gibi emniyet ediniz. Herkesi birer pâdişah hükmüne getiri­yor. Siz de hürriyetperverlikle pâdişah olmağa gayret ediniz. Esas-ı insa­niyet olan cüz-ü ihtiyarî te’ min eder, âzâd eder. Siz de câmid olmaya razı olmayınız.”[10] Heva ve hevese göre hareketler rey-i vahidi – yani istibdadı – netice veriyor. İslamiyetin verdiği hürriyet ise insanı köle değil adeta padişah yapıyor ki herkesin rey’i vardır. Bizler de hak ve hukukumuzu ve kendimizi idare edip yönetmeyi bilmeliyiz ki müstebitlere yani istibdada meyilli olanları kendimize celb etmeyelim. Malumdur ki “Aç olan canavara karşı tahabbüb etsen; merhametini değil, iştihasını açar.

Sonra döner, geliyor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister.” [11]

Hakiki olmayan meşveretlerin bir fayda sağlamayacağını ve dini bir değer taşımayacağını Üstad Hazretleri şu ifadelerle belirtir.

“Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi, o Şûrâ-yı Hakikiyeyi yapmamasıdır. » [12]

Bu hakikattaki meşveretler yapılmazsa ihtilafların bitmeyeceği ve şahsi garazların devam edeceği aşikârdır. Demek ki şer’i meşveret hakiki olmalıdır.

Meşveret adı altında yapılan müessese toplantıları veya rakiplerini tasfiye etmek toplantılarına meşveret demek dini bir tabir olan meşveret manasına hakarettir. Meşveret gibi kutsi bir mefhumu makamından tenzil edip indirmek ve meşverete olan itimadı kırmaktır.

Meşveretin bir hususiyeti ise: “Uykusuzluk asabiyet verir; akıl, fikir yerine his konuşur.” Saat 24.00’den sonra; istişare yapmayın, müdavele-i efkara girişmeyin, Risale-i Nur’dan bir bahis dahi sormayın[13]

Ümmetin itimad edeceği bir meşveretin meclis-i ilmiye olmasını lüzumlu gören üstadımız Bediüzzaman Hazretleri şu ehemmiyetli hususları nazara verir: «Müfessir-i azîm olan zamanın taht-ı riyasetinde, herbiri bir fende mütehassıs, muhakkikîn-i ulemadan müntehap bir meclis-i meb’usan-ı ilmiye teşkiliyle, meşveretle bir tefsiri telif etmekle sair tefasirdeki münkasım olan mehasin ve kemâlâtı mühezzebe ve müzehhebe olarak cem etmelidirler.

Evet, meşrutiyettir Her Şeyde Meşveret Hükümfermâdır. Efkâr-ı umumiye dahi didebandır. İcma-ı ümmetin hücciyeti buna hüccettir. » [14] hakiki meşveretler insanlara huzur ve eminlik verirken sözde meşveretler insanlara kin aşılıyor.

Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri gelecekteki cemahir-i müttefika-i İslâmiyyenin siyaset ehline, şûrâ’nın ehemmiyet ve lüzûmunu beyan eden yazısının bir kısmında şu hususa dikkat çeker: “Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhid idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferid bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tâdil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.”[15]

Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri şurâ’ya verdiği aynı ehemmiyeti, Risale-i Nur dairesindeki hizmet faaliyetinde de meşverete ihtiyaç duyduğunu söyler. Mesela der ki:

“Bu mektupta bir ince meseleyi Meşveret Suretiyle reyinizi almak için gönderdik. Münasib midir?”[16]

“Hâfız Ali’nin mektubunda, medrese-i Nuriyenin üstadı olan Hacı Hâfız ile gayet Samimâne veUhuvvetkârâne Görüşmeleri ve Meşveretleri bizleri çok mesrur eyledi.” [17]

“Risale-i Nur dairesindeki şakirdler, İstişare Suretinde, tab etmek gibi çok ehemmiyetli işleri görmeye başlamalarıdır.” [18] Risale-i Nurun dairesinde Hakiki Meşveret çok ehemmiyetlidir. Yoksa hareketler ferdi kalır istenen maksada ulaşılması müşkilleşir.

HAS TALEBELERLE MEŞVERET ETMEK GEREKLİLİĞİ

Üstad Hazretleri Nur Talebelerinde istişare etmeyi “has şakirdler, haslar” gibi tabirlerle yapılmasını ifade eder.

“Asıl fikir sahibi, sizler ve Risale-i Nur’un has şakirdleri ve müdakkik nâşirleri, meşveretle, hususan Ispartadakilerle, maslahat ne ise yaparsınız.” [19]

“Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini temsil eden has şakirdlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir reyim var.” [20]

“Medâr-ı nizâ bir mesele varsa meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız herkes bir meşrepte olmaz. Müsamahayla birbirine bakmak şimdi elzemdir.” [21]

“Hizmet-i Kur’âniyeye kemal-i tesanüdle çalışmak lâzımdır.

Sakın! Dikkat ediniz! ihtilâf-ı meşrebinizden ve zayıf damarlarınızdan ve derd-i maişet zaruretinizden ehl-i dalâlet istifade edip, birbirinizi tenkit ettirmeye meydan vermeyiniz. Meşveret-i şer’iyeyle reylerinizi teşettütten muhafaza ediniz. İhlâs Risalesinin düsturlarını her vakit göz önünüzde bulundurunuz. Yoksa, az bir ihtilâf bu vakitte Risale-i Nur’a büyük bir zarar verebilir.”[22]

Dini hizmetler yapanlar arasında zaman zaman aykırı düşünceler olabilir. Bu durumda bu farklılıkları görüşerek birliği beraberliği korumak gerekmektedir. Yoksa madem benim gibi düşünmüyor o halde aramızda yeri yoktur deyip bir rakip gibi görüp onu elemeye çalışmak ise Risale-i Nurun hiçbir yerine uymaz, kitabın bir yerinde yazmaz. Yazdığı yer ise insanın heva-i nefsidir.

Bir de on beş günde okunması hususunda tavsiye/emir bulunan İhlas Risalesinin mana anlaşılsın anlaşılmasın vird gibi de olsa okunmasına dikkat gayret lazımdır ki sırr-ı ihlas ve sırr-ı uhuvvet insanın ruhunda rasihleşsin. Yoksa ezbere ihlas ve Uhuvvet Risalelerini okuyupta birbirini ezen kimselere rastlanması nadir olmaz.

“Kardeşlerin, ziyade hüsn-ü zanlarına binaen, senden maddî ve mânevî ders ve yardım ve himmet bekliyorlar. Sen nasıl dünya işlerinde hasları tevkil ettin, Erkânların Meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de, uhrevî ve Kur’ânî ve imanî ve ilmî işlerinde dahi Risale-i Nur’u ve şakirdlerinin şahs-ı mânevîlerini tevkil ile o hâlis, muhlis hasların şahs-ı mânevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar.”[23]

“Şakirdlerin Tensibiyle ve Meşveretiyle İntihap Edilecek bir yeni kahraman bulununcaya kadar o vazifeleri taksimü’l-a’mâl suretinde herbir şakird bir vazifesini yapmaya başlasın.”[24]

Buraya kadar belirtilen kısımlar çerçevesinde meşveret hizmet ehlinin olmazsa olmaz özelliğidir. Fakat bu meşveretler, görüşerek ve müzakere ile hizmeti ifâ ve icrâ etmenin mukaddemesi mânâsında olan meşveret, istişâre ve şûrâ, mezkûr beyanat ve tavsiyelerin neticesi olarak bir esas olduğu zâhir oluyor.

Meşveretlerden önce bir araya gelip nelerin konuşulacağı konuşulmayağı nasıl kim kime destek vereceği gibi şeyleri bir nevi tiyatroları tertip edip bir gün sonra bu tiyatroyu sergileyip buna da meşveret ettik demekle bir nevi danışık dövüşme gibi şeye meşveret denmez!

Zaten böyle bir tiyatrodan veya nam salmış kimselerin fikirlerinin meşveret kararı diye sunmak ve bunu milleti dayatmak hizmet erine yakışmaz. Tabi başka maksatlarla hulul edip ağalık sistemini kurmak istemiyorsa.. (Fatebiru)

S- Bir büyük adama ve bir veliye ve bir şeyhe ve bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların faziletlerinin esiriyiz.

C- Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe’ni tevazu ve mahviyettir. Tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.”[25]

Bizler de ağalık kurmak isteyenleri ve kendisi adeta cennet ırmaklarında yıkanıp kusursuz adeta bir nevi peygamber gibi ismet sıfatına sahipmiş gibi ve her sözü ayet gibi anlaşılıp hemen tatbik edilmesini isteyen ve nefsi nemrudlaşmış, firavunane tavırlar sergileyenleri çocuk hükmünde görüp ne sözünü ne de kendisini büyük biliriz.

“vahşetâbâd sahralarında hayme-nişin taassub ve taklid; veyahut cehlistan ülkesinde menzil-nişin müzahrefat ve istibdad olanlara, Şeriat-ı Garra’nın galebe-i mutlak ve istilâ-i tammına sed ve mani olan sekiz emir, üç hakikat ile zîr ü zeber olmuşlardır ve oluyorlar. O maniler ise: Ecnebilerdetaklid ve cehalet ve taassub ve kıssîslerin riyaseti. Ve bizdeki mani ise; istibdad-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve ataleti intac eden ye’stir ki, şems-i İslâmiyetin küsufa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır.”[26]

Bu manalara bakalım.

Gayr-i Müslümlerde: cahillik, kendisinin elindeki şeylere tek doğru budur deyip başkalarını kabul etmeyip dediğim dedik havasında olmasına neden olan papazların başı çekip her şeyde söz sahibi olması avrupanın terakkiyatına mani oldu

Biz islam coğrafyasında ise: muhtelif baskılar istibdadlar, istibdad içinde istibdadlar ve bu istibdad envaının neticesinde hasıl olan ortaya çıkan tembellik ve bütün maddi ve manevi mağlubiyete sebep olan yeis yani ümitsizlik islamiyetin hakikatının inkişafına mani olan sebeplerdir. Bunlar islam güneşinin tam bir surette görülüp yayılmasının önünde müteselsil sıradağlar gibi engellerdir.

Maddi istibdadlar yıkılır yıkılmaya yüz tutar. Lakin manevi istibdatlar ise o kadar kolay olmaz. Çünkü ön yargı hakimdir. “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur!”[27] Benimle konuşurken uhuvvet, muhabbet kelimeleri kullanıp, arkamdan iş çevirenler ve hased edip bu hasedine de hizmete sadakat namı veren aldanmış veya aldatanlardan da habersiz değilim.

“Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda’ya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmîn…”[28]

Yazımızda kurum ve şahıs isimleri olmadığı için attığım taş kimin kafasına denk gelirse..

Selam ve dua ile


[1] Zübeyir Gündüzalp / Bir Dava Adamından Notlar ( 118 )

[2] Zübeyir Gündüzalp / Bir Dava Adamından Notlar ( 24 )

[3] Asar-ı Bediyye ( 305, 306, 309 )

[4] Münazarat /Asar-ı Bediyye ( 305 )

[5] Hucurat Sûresi, 49:13

[6] Mektubat ( 370 )

[7] Asar-ı Bediyye ( 308 )

[8] Asar-ı Bediyye ( 419 )

[9] Mektubat ( 268 )

[10] Asar-ı Bediyye ( 306 )

[11] Sözler ( 707 )

[12] Hutbe-i Şamiye ( 60 )

[13] Zübeyir Gündüzalp / Bir Dava Adamından Notlar ( 117 )

[14] Muhakemat ( 22 )

[15] Sünuhat Tuluat İşarat ( 37 )

[16] Emirdağ Lahikası-ll  ( 104 )

[17] Kastamonu Lâhikası ( 199 )

[18] Kastamonu Lâhikası ( 129 )

[19] Emirdağ Lâhikası-l ( 109 )

[20]  Emirdağ Lâhikası-l ( 223 )

[21]  Kastamonu Lâhikası ( 234 )

[22] Kastamonu Lâhikası ( 236 )

[23] Şualar ( 492 )

[24] Emirdağ Lâhikası-l ( 189 )

[25] Tarihçe-i Hayat ( 82 )

[26] Muhakemat ( 10 )

[27] Einstein

[28]Hutbe-i Şamiye ( 62 )

 

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin