Said Nursi’nin Sadeleştirmeyi Reddeden El Yazısı!

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebelerindenAbdülkadir Badıllı ağabey, Zaman yazarı Ali Ünal’ın sadeleştirmeyi savunan yazısına cevap verdi. 
 
Risale Haber’e açıklama gönderen Badıllı ağabey, sadeleştirmenin Risale-i Nur’u tahrif etmek olduğunu, sadeleştirmeye delil gösterilen bölümün eksik anlatıldığını belirtti. 
 
“Nurun manevi avukatı” olarak bilinen merhum Ahmet Feyzi Kul ağabeyin de sadeleştirme istediğini hatırlatan Badıllı ağabey, Bediüzzaman Hazretlerinin buna şiddetle karşı çıktığını ve el yazısı ile uyardığını belgeleriyle gösterdi.
 
Badıllı ağabeyin açıklaması şöyle:
 
SADELEŞTİRME BİR TAHRİF AMELİYESİDİR
 
İslam âlimleri fıtri geleneğinde telif, tefsir, şerh ve tahşiye hizmetleri vardır. Sadeleştirme diye bir mefhum yoktur. Doğrudan bir tahrif olan sadeleştirme ameliyesi dünyanın hiçbir milletinin dilinde de yoktur ve olmamıştır. Şu bozma ve sulandırma işi olan sadeleştirme sadece Türkiye’de baş göstermiştir. Dil tarih kurumunun akıntısına şuursuzca kapılan bazı çevreler, sadeleştirme ameliyesini kendilerine şaşmaz düstur ittihaz edindikleri için Risale-i Nur gibi doğrudan üstün bir ilham varidatı olan kutsi bir eseri bile yozlaştırmaya cesaret gösterebilmişlerdir.
 
Tefsir, şerh ve tahşiye nasıl ve nelerden ibaret olduğu herkesin malumudur. Bunları yapacak kimselerde müellifin ayarında mantık, maani, belagat ve kelamda tam bilgi sahibi olmaları kesin şarttır. Tercüme işi aynı dili aynı dile tercüme etmek değil, tamamen başka bir dile mecburi olarak çevirmekten ibaret bir meseledir, eksiği noksanı olsa bile.
 
Fethullah Hocanın iki tavrı: şimdi yapılan şu yozlaştırma işini perdeler gerisinde destekleyen bu zat, birkaç sene önce çevrelerince ve dışta yayılan şu sözleri: ’’Risale-i Nur’u sadeleştirme işi, netice itibariyle incilin akıbeti gibi olur’’ yani yozlaşır, kutsiyetten düşer, manasız kalır.
İşte muhterem hocamız hem böyle der, hem de sadeleştirmeyi desteklerse, bu durumda iki lisan kulanmış olmuyor mu?
 
Gelelim zaman gazetesi yazarı Ali Ünal’ın kafadan atma yorumlarına:
Nurun doğrudan talebelerinin iktidar akımına dayanarak sadeleştirmeye karşı geldiklerini yazmış gibi bir ima veriyor.
 
Cevap: Bunu söyleyen yazar, belliki Risale-i Nur’un bizzat kendi nurlu akımından ve nurani cereyanından habersiz, bilgisizdir. Ve asıl gülünç ve maskara hal onun halidir ki, dünyada bütün müsbet akım ve cereyanlar Risale-i Nur’un akımına muhtaç olduğunu bilmiyor. Çünkü şu sadeleştirme teşebbüsü 17 sene önce Sızıntı dergisinde açığa vurunca, ona karşı çok reddiyeli yazılar yazıldı. Bu fakir “Sadeleştirme Asri Bir Tahriftir” isimli küçük bir kitap yazdı. Ve bu kitapta bizzat nurun menbaından sadeleştirmeyi katiyetle kabul etmeyen deliller serdettim. 
 
Bu arada İslam harfiyle Kastamonu Lahikasında kayıtlı Üstadın bir mektubunda ‘’saniyen burada lise mektebine bir nurgirdi… ilh’’ diye başlayan bölümde ‘’Bazı kelimat-ı arabiyyede tasarruf edildi… sizde öyle yaparsınız..Ve devamı…” Bu mektubun bu parçasını adı geçen kitabımda dört tarafıyla inceleyerek şerhettim. O mektubun o kısmını sadece nurun üç dört parçasına mahsus olduğunu ve Üstad Hazretlerinin kendisinin yaptığı tasarrufun aynısı gibi Ispartalı talebelerinin de öyle düzeltmelerini istemiştir. Tasarruf görmüş olan o parçalar şu anda o vaziyeti ile Asa’y-ı Musa kitabında mevcut olduğunu ispat etmişim.
 
Hazreti Üstad 1941’lerde Abdullah Yeğin ve birkaç lise talebesi arkadaşlarının istifadeleri için mezkür parçaları yeni yazıyla kendilerine daktilo etmelerine bir ihtar ile izin verdiğini buyurmaktadır. Lakin sonralarda adı geçen mektuptaki o kısmı oradan çıkardığını gösteren 1958 baskılı Kastamonu Lahikası şahitlik yapmaktadır. Yani bu hadise bir iddia değil hakikatın kendisidir.
 
Düşünüp bilmeden kalem oynatan Zaman yazarı, yazısında dönemlerden söz ediyor ve ikinci dönemin Risale-i Nur üstünde her türlü tasarruflu işlemi yapabileceklerinden dem vuruyor. Bu batıl fikri reddeden cevaplar pek çoktur. Sadece birisini efkâr-ı umumiyeye göstermek üzere, 1949 yılında Afyon hapsinde, Nurun manevi avukatı olan merhum Ahmet Feyzi Kul’un Nurların sadeleştirilerek mecmualarda neşredilme iznini uzun mektubuyla ve sonra şifahice istemesi üzerine, ikinci günü Üstad Hazretleri yakın talebesi olan merhum Ceylan Çalışkan’a kendi eliyle yazdığı şu pusulayı göndermiştir.
saidnursi_elyazisi_sadelestirmeyecevap
İşte Üstadın kendi elyazısı pusulanın tercümesi: “Ceylan bu mahremdir bak sonra yırt. Ben manevi bir ihtara binaen bir pusula Feyzi’ye yazdım. Sen onu gördün mü? Sen anla ki o ne ile meşguldür. Bir cevap vermedi. Başka şeyleri yazdı. Bir mecmua ile Nurları neşredeceğiz diye manasız bir şeyler yazdı. Sakın şemsi gibi (Vaiz Şemsettin Yeşil) nurları tağyir etmesin.”
Evet, Risale-i Nur talebelerinin sadeleştirme tahrifine karşı direnmeleri hissi, heyecanlı bir taassup reaksiyonu değil, birçok delil ve burhana dayandırılan ilmi ve tahkiki bir direniştir.
RisaleHaber

1 tane yorum yapılmış

  1. Muhammed Numan dedi ki:

    Gayr-i Münteşir

    (Mahremdir. İkinci ihtarın bizim tarafımızdan bir izahıdır.)

    Üstadımızın mektubunda Risale-i Nur’un kıymetini düşürmeye bir hâdise, Üstadın ifşasına rızası olmadan bera-yı malûmat siz kardeşlerimize haber veriyoruz.

    Aldığımız habere göre Üstad’a kendini dost gösteren birisi, aleyhimizdeki siyasî bazı adamlarla Nur’a dair görüşmesi neticesinde, Nur’un hem parlak kıymetinden maddî istifade edip halka satmakla paraca istifade etmek, hem kendi eseri ve kendi yazdığı gibi hiç Nur ismini vermeyerek ve Nur’un mesleğine muhalif kendi mesleğine âlet etmek ve hususî efkârını Nurlara karıştırmak suretinde yeni harfle İstanbul’da neşrine başlamış.

    Hattâ bu işi tam başa çıkarmak ve bu çalması tam anlaşılmamak için bazı siyasîleri vasıta yapıp Nazif’i yeni harflerle yazmamak için tevkife sebebiyet vermiş. Hiçbir maksada ve hiçbir cereyana âlet olmayan ve ihlasın tam esası üzerine giden Risale-i Nur böyle müşevveş maksadlara âlet yapmak büyük zarardır, kıymetini sukut ettirir, diye Üstadımızın rızası olmadan size haber veriyoruz.

    Üstadımız böyle şeyleri hissettiği vakit derdi ki: “İstanbul’da Şefik, Gönen’li Hâfız Mehmed ve eski talebesi Mehmed Mihri ve Hacı Bekir gibi Barla’lı dostlar, hususan Tahirî’nin akrabasından Hacı Nazif ve matbaacı Aziz ve Yeşil Şemsi gibi Nur’un dostları var. İnşâallah bu çeşit çalmalarla Nur’un kıymetine bir sû’-i kasd gelmez” diyordu. Fakat şimdi Üstad’ın bu hüsn-ü zannı, hapis arkadaşları olan Şefik, Şemsi, Gönen’li sükûtuyla ve başkaların aldırmamasıyla hüsn-ü zannı kırılabilir. Bu çalmalara karşı şaşaa etmeden oradaki hakikî şakirdler gizlice anlasınlar, Nur’un hangi risalelerini yeni hurufa çevirmişler, o adama da bildirmesinler.

    Eğer o adam Nur hesabına neşrediyorum, benim eserim değil, Nur’un parçasıdır. Başlarında Risale-i Nur ismi yazılsın. Yoksa kanunen bu nevi çalmak memnu’dur. Sahibinin izni gerektir. Sahibi ise Nur’un has şakirdleridir.Zâten Üstad, hakkını onlara bırakmaz. Hem orada kendi namlarına neşrettiği aynı parçaları orada Nur şakirdleri bir makine ile yeni harfle ve aynı parçaları bir mecmua suretinde çıkarsınlar, tâ bir bulantı vermesinler.

    اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

    Çok kusurlu Nur şakirdlerinden Emirdağ

    Hayri ve Mustafa

    ***

    Badıllı ağabeyden bana intikal eden belgelerden.

Sende yorum yazabilirsin