Üç Müceddid–Şahs-ı Manevi’nin formasyonları

Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmak (Emirdağ Lahikası)

İkinci Makale:  Birinci Müceddid – İman

Birinci Makalede “Üç müceddid: Bilim, Felsefe ve Sanat” başlığı altında işlediğimiz konu; gerek kâinatta gerekse bireysel insan hayatı ve toplum sosyolojisinde kaçınılmaz olan üç devreyi izah etmekle birlikte; aynı zamanda ahirzamanda büyük hizmetler verecek olan Mehdiyet Kurumunun, bu kurumun programı olan Risale-i Nur’un ve yüklenicisi olan Cemaatin şahs-ı manevisinin geçireceği evreleri göstermekte; Büyük İman ve Kur’an hizmetini ifa eden unsurların da temel tecdid yönelimlerini açıklamaktadır.

“Şahs-ı manevi” kavramı Risale-i Nur’un özgün temel öğeleri arasında yerini almış durumdadır. Hadislerde Ahirzamanın en dehşetli iki figürü olarak anlatılan Deccal ve Süfyan ile bunlara karşı mücadele edecek İsa Aleyhisselam ve Mehdi Aleyhisselam’ı konu alan hadisler, Risale-i Nur’da “şahs-ı manevi” anahtar kavramıyla çözümlenmektedir.

Bediüzzaman’ın yorumlarından, Hadislerde birer “kişi” olarak bahsi geçen bu tipolojilerin aslında birer “arketip” oldukları ve bir şahs-ı maneviye tekabul ettikleri anlaşılmaktadır. Ahirzamanda ortaya çıkan karmaşık kültürlerin, devasa yapıların ve uluslararası düzlemde yoğun faaliyetleri bulunan kurumların tüm küremizi etkisi altına alabilen bilimsel, sanatsal ve felsefi cereyanlar meydana getirdiklerini; dolayısıyla, bu büyük cereyanların kombinasyonu olarak ortaya çıkacak olan ahirzamanın dehşetli fitnelerinin yıkımlarını, karşıt eşdeğerleri olan yapıların tamir ve tecdid edeceğini öngörmektedir.

Bu kurumlar, kültürler, felsefeler bir anda ortaya çıkmamış; belirli aşamalardan geçerek küresel düzlemde etkin birer aktör haline gelmiştir. Aynen bunun gibi, ahirzzamanda tecdid vazifesi de belirli aşamalarla gerçekleşecek; uzun dönem mağlup vaziyetinde kalmakla birlikte çocukluk ve gençlik döneminin sonlarına kadar tahşidat faaliyetleri ile kurumsal kimliklerin ve seçkin toplulukların oluşması sonrasında dengelenme gerçekleşecek, daha ileri safhada üstünlük emareleri ortaya çıkacaktır.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Kastamonu Lahikası’nda “Evet, bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için gayet ehemmiyetli birer müceddid ister” şeklindeki sözleri bu zamanda üç aşamalı bir tecdid faaliyetinin varlığının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu ifadeler aynı zamanda bütün güzelliklerin düşmanı ve söndürücüsü olan ümitsizliğin yer bulmaması ve ümidin devamlı bir çağlayan haline gelmesi için planlama yapılmasının, istişarenin devam ettirilmesinin ve gelecek tasavvurunun insanlara sunulmasının önemini göstermektedir. Bunlar bir idealin hayata geçirilmesinin olmazsa olmazları durumundadır. Başta Muhakemât olmak üzere Hutbe-i Şâmiye ve Münazarât gibi eserler ile 5’inci Şua tarzında teviller ve izahlar esasen bu ihtiyacın bir sonucudur.

Üç müceddidle ilgili beyanlar ile buna benzer cümleler; Risale-i Nur metinlerinin etrafında gelişen iman hizmetinin ahir zamanda ifa etmekte olduğu ve kıyamete değin sürecek faaliyetlerin şümüllü bir analizinin gerçekleştirilmesi; bu analizlere dayanan planların yapılması, İman ve Kur’an Hizmetinin geleceğine yönelik stratejik tahminlerde bulunulması anlamını da taşımaktadır.

Bütün bunlar, üç müceddid olarak ifade edilen üç dönemin kendi konjonktürel şartlarının anlaşılması ile daha mümkün ve gerçekçi bir hale gelebilecektir. Bu dönemleri bilim, felsefe ve sanat olarak isimlendirmemiz, esasında bu kavramların hem ukde-i hayatiyesi olan ana umdelerin iman, hayat ve şeriat kavramlarına karşılık gelebilecek olmalarından kaynaklanmakta; hem de bu kavramları uygulama alanına taşıyan ana karakterlerin, yani akademisyen, filozof/entelektüel ve sanatçıların bu dönemlerin temel figürleri olmasından kaynaklanmaktadır.

Risale-i Nur cemaatinin çoğunluğunu oluşturan ortodoks kısım, üç müceddidlerin birincisi olan ve bilim safhasını inşa edecek olan kesimdir. İman Hizmetinin en temel işlevi olan ve Risale-i Nur’un metinlerinin neşir ve izahı anlamına gelen birinci vazife yani “iman ve dinin tecdidi” cemaatin ortodoks çoğunluğu tarafından yerine getirilecektir. Tekrara başvurmak, sıkça totolojiye sürüklenmek, ispatlama sadedinde sadece Risale-i Nur metinlerine atıf yapmak, menkıbelere başvurmakla bir tür ideoloji mühendisliği yapmak çocukluk dönemine tekabül eden bilimsel safhanın, ezcümle “iman ve dinin tecdidi süreci”nin tipik göstergeleridir.

Kıyamete kadar sürecek bir hizmet olarak Birinci Mücedditlik Döneminin üreteceği en önemli ve en keyfiyetli insan potansiyeli “akademisyen”ler olacaktır. Ümmetin en temel eğitimi olan iman hakikatlerinin didaktik şekilde öğretimi ve en yüksek seviyede üniversite tezlerine konu olması bu dönemin iki ucunu ifade etmektedir. Bu dönem esasında kıyamete değin sürecek iman ve Kur’an hizmetlerinin temelini oluşturmakta ve sürekli eğitimle tekrar edilen bir düzlemi ifade etmektedir. Bu aşamada bir toplum inşasından bahsetmek reel anlamda iyimserlik olacaktır. Bu dönem için en önemli argüman “bireyin inşası yönünde maneviyatla olan bağının kurulması ve soyut imani hakikatlerle tanışıklığın sağlanılması”dır. Bu evre, esasında tüm tecdid hareketlerinin ve tüm müceddidlerin temel görev alanı olmakla birlikte ahirzamandaki tecdid hareketi olarak Mehdiyet Kurumunun da en esaslı vazifesini anlatır.

Vurguladığımız gibi “İman, hayat ve Şeriat” kavramları “İman ve Kur’an Hizmeti”nin fütüristik devirlerine işaret etmektedir. İman aşaması, en genel anlamda ve cemaat bağlamında Risalelerin telifinin tamamlanmasını, Cemaatin kökleşmesini ve Ortodoks bir topluluğun oluşmasını ifade etmektedir.

Bu dönemde Cemaatin çoğunluğu Risale-i Nur metinlerine mevcut bilimsel argümanlar eşliğinde ve düşman fikriyatları çökertme meyliyle muhatap olmaktadır. Devamlı surette metinler okunmakta, çoğaltılmakta, başkalarına ulaştırılmakta ve iman hakikatleri tipik ideolojik reflekslerle savunulmaktadır. Bu refleksler, çocukluk dönemine benzer şekilde, zihinsel altyapının oluşmasına, fikriyatın kökleşmesine, Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin aynı zamanda maddi bir şahsiyette de tezahür etmesine yol açacaktır. Bu aşamada Nur metinleri öngörü olarak Cemaatin çok önündedir ve bu metinler bağlamında da yapılması gereken çok iş vardır.

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur metinleri ile ilgili olan bu vazifeleri görebildiğimiz kadarıyla 17 başlık altında toplamıştır: “Neşir, İzah, Tahşiye, Talim, Tertip, Tashih, Cem, Şerh, Tekmil, Telif, Tanzim, Tefsir, Beyan, İspat, Tafsil, Tasvir, Tasfiye”. Bu vazifelerin bazıları iman bazıları hayat bazıları da şeriat dönemlerinde ancak hakkıyla yerine getirilebilecektir. Cemaatin ana damarını oluşturan Ortodoks kesimin üstlenebileceği en önemli vazifeler “Neşir, İzah, Talim, Tertip, Tashih ve Cem” olmakla birlikte bunlar iman döneminin en yoğun faaliyetlerini oluşturacaktır.

Risale-i Nur’un telifinin başladığı tarihten (1926) günümüze kadar 17 vazife içerisinde yukarıda belirttiğimiz 6 vazife ifa edilmeye çalışılmıştır. Yeterli entelektüel seviyenin oluşmasıyla diğer vazifeler de yerine getirilebilecektir. Uluslararası bir nitelik kazandıkça, bu hizmetin daha farklı problemlerle, sorularla ve muhataplarla karşılaşacağı ortadadır. Dolayısıyla sadece Ortodoks yapının gerçekleştirdiği faaliyetler yetmemeye başlayacak; Mehdiyetin İsevilik din-i hakikisi özelinde tevhide inanan kesimlerle buluşmasını sağlayacak olan yeni dönemlerin ve yeni karakterlerin meydanda yer alışına tanık olunacaktır.

Mustafa AKÇA

Kaynak:RisaleHaber

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin