Arjantin: Lorena’nın Nurları Tercüme Ederken Başından Geçen Müthiş Olaylar!

arjantin-risale-i-nurKıymetli Kardeşlerim,

Risale-i Nur’un tercümesini yaparken başımdan geçen hadiseleri kelimelerle nasıl izah edebilirim, bilemiyorum…

Bazen, bir günün sonunda bir risalenin tercümesini bitiriyorum ve ertesi gün kaldığım yerden devam ediyorum. Fakat devam ettiğimde, çevirisini yapmam gereken risale, ya başımdan geçmekte olan bir olaya ya da üzüldüğüm bir duruma cevap veriyor. Mesela, bir gece bazı sıkıntılarımdan dolayı çok kızgındım, aynı günün sabahında, Üstadımızın zorluklar karşısında sabırlı olmak hakkındaki, her şerde bir hayır vardır sözlerini çevirmem gerekliydi. Bu Nur-u Kur’an’ın tecellisi, her zaman  tam da ihtiyacım olan anda geliyordu. Bu tevafukları o kadar çok yaşadım ki hepsini yazmak çok vakit alır.

Tercümeye başladığımda, İngilizce öğretmeni olarak da çalışıyordum. Ve geçen yıl, dağların arasında başka bir şehre taşındım ve bir yıl boyunca bütün mesaimi sadece Risale-i Nurların tercümesine ayıracağıma dair söz verdim. Fakat bilmiyordum ki, bu bir yıl boyunca benim ve ailem için çok sıkıntılar olacaktı. İyisi ile kötüsü ile her şey için her zaman Allah’a şükür etmek zorunda olduğumu ve başka insanların çektikleri sıkıntıların yanında benimkilerin o kadar da büyük olmadığını düşünmeme vesile olmasıyla, Risale-i Nur benim için büyük bir nokta-i istinad oldu. Çünkü her şey öğrenmeme, gelişmeme ve “O”na yaklaşmama vesile oluyor. Bir defasında, çok problemlerim olduğu bir zamanda tercümeyi bırakıp öğretmen olarak çalışmaya devam etmeyi düşündüm. Bu günlerde, kardeşlerin yardımının yanında, ne yapmam gerektiği konusunda bana yol gösteren bir rüya gördüm.

Rüyamda, bazı insanlar beni hapsetmek için bir yere götürüyorlardı fakat o yer bir hapishane değil eşyasız bilinmeyen bir evdi. Beni, çok sıcak bir günde, pencereleri kapalı ve içinde sadece yanan bir soba olan bir odaya kilitlediler. Beni orada alıkoyanlar sobanın yanında durmam gerektiğini söylüyorlardı. Ve ben, rüyamda, Üstad masum olduğu halde onu hapse attıklarını ve cezalandırdıklarını düşünüyordum. Uyandığımda, şikâyet etmemem gerektiğini ve her şeye rağmen tercümelere devam etmem gerektiğini gösteren bir işaret olduğunu düşündüm. Bu rüyadan haftalar sonra, Ondördüncü Şua’nın tercümesini yaptım. Üstad hapishanede bulunduğu bir zamanda patlayan soba hadisesini okuduğumda rüyamı hatırladım ve tercümelere devam ettiğime sevindim.

Bundan birkaç ay sonra, yaklaşık bir yıldır görmediğim manevi kardeşlerimin memnuniyet verici ziyareti oldu. Bana 2013 yılından bahsettiler. Onlara, çevirilere devam etmek istediğimi fakat daha az vakit ayıracağımı onun yerine öğretmenliğe geri dönmek istediğimi söyledim. Onlarla bu konu hakkında çok konuştuk, bana devam etmemin gerektiği noktasında çok ısrar ettiler. Fakat o anda onlara bir cevap vermedim. Karar vermeden önce, biraz düşünmek için bana biraz vakit verin dedim çünkü sonradan değiştirmek isteyeceğim bir şey söylemek istemedim. Böylece, Arjantin’in farklı şehirlerindeki insanlara Risale-i Nurları ulaştırmak için onlar seyahatlerine devam ettiler. Yani, benim cevabımı almadan gittiler.

Fakat tam da o günün gecesinde başka bir rüya gördüm. Bu sefer şenlik bir yerdeydik. Çok kalabalıktı. Çok uzun bir masa vardı. Bazı insanlar oturmuş sohbet ederken diğerleri de yemek yiyorlardı. Herkes çok mutlu ve mütebessim gözükmekteydi. Masanın bir başında Abdullah, onun sol tarafında ben ve benim önümde ve Abdullah’ın sağında da bir genç vardı. Sonradan müslüman olan herkesin orada olduğundan ve bu insanların onun için orada bulunduğundan çok müteşekkir olduğunu söylüyordu. Abdullah, kendisine değil Allah’a şükretmek gerek diyordu. Fakat o genç ona teşekkür etmekte ısrar ediyordu ve dedi ki; Buradaki herkes İspanyolca Risale-i Nur’u okudular ve bu yüzden İslamiyeti seçtiler. O zaman ben o gence dedim ki; biz sadece tohumları ekiyoruz,  başka da bir şey yapmıyoruz. O tohumları yetiştiren ve insanların kalplerini İslam’a sevkeden Allah’tır.

Bu rüyanın sabahında artık cevabım hazırdı. 2013, inşaallah, İngilizceye çevrilmiş olan bütün risalelerin İspanyolcaya çevrildiği yıl olmalıydı. Cevabımı vermek için kardeşlerimi aradığımda tabi ki çok mutlu oldular. Fakat daha da önemlisi bu rüya vesilesi ile iki şey öğrenmiş olmamdı. Birisi, tevazuyu devam ettirmek ki tek yaptığımız tohumları serpmek. Diğeri ise, hakikaten de bu yapılan hizmetin başkaları için ne kadar önemli olduğunu bilmiyor olmamız.

Bu kitapları kimler okuyacak ve onların hayatlarında nasıl inkılâplar yapacak bilemiyoruz. Bunu, yani bütün Latin Amerika’daki ülkelerin Risale-i Nur eserlerini benim tercümelerim vesilesi ile okuyacak olmalarını düşündüğümde büyük bir sorumluluk hissettim ve hemen bir yıl daha, öğretmenlik yapmaksızın bütün mesaimi Risale-i Nur Külliyatının İspanyolca lisanına çevrilmesine ayırmayı kabul ettim. Belki de, bu benim “hayatımın vazifesi” diye düşünüyorum . Allah, kalbimin takip edeceği yolları biliyor fakat bu rüyadan sonra bence mesele artık o kadar vazıh olmuştu ki, ben bu çevirileri yapmak zorunda olduğu kanaatindeyim.

Ve böylece yolumuza devam ediyoruz. Asa-yı Musa Mecmuasından sonra Büyük Sözleri bitirdik ve Şuaların da tamamlanmasına bir kaç sayfa kaldı. Bütün bunların yanında, bazı sıkıntılarım çözümsüzlüklerini koruyor ve yenileri de çıkıyor. Güçlü bir insanım fakat çok da değil. Kaderin hükmüne de razı olduğum halde, çoğu zaman kendime soruyordum ki; hiç kimseye bir kötülüğümüz dokunmamasına rağmen neden başımıza gelen bu sorunları çözemediğimizi anlayamıyordum. Ve bir gün Arif ile konuşurken bana dedi ki, belki bu musibetler bir nevi keffaretizzünub, ya seni daha beterlerinden muhafaza etmek içindir ya da belki de hayatında eksik olan birşeyler vardır. Bu son cümleyi, yani “belki de hayatında eksik olan birşeyler vardır” söylerken onun ne düşündüğünü bilmiyorum fakat ben o anda hayatımdaki eksik olan şeyin ne oduğunu anladım.

Anlatması uzun sürecek olan birçok nedenden dolayı bir süredir namazı terk etmiştim. Bütün gün namaz kılan müslümanlar görmüştüm fakat sonrasında kötü şeyler yapıyorlardı ki; bu bende büyük bir hayal kırıklığına neden oluyordu ve düşünüyordum ki, eğer sonrasında haram ve kötü işler yapıyorsan demek bütün gün namaz kılmak bir fayda vermiyordu. Bu kadar riya bana namazı terkettirdi, fakat Allah’ı değil. Allah’a şükrederek, Kur’an okuyarak her zaman O’na çok yakın hissettim. Risale-i Nur’dan namazın öneminden ve farz oluşundan bahseden namaz ile alakalı parçaların tercümesini yaparken çok utanıyordum… Ama tabi ki ben bunları bilgisayar başında çevirmekteydim, belki de neden dolayı utanç hissettiğim sorulabilir ve ben bunu tam olarak izah edemem ama sanki Üstadımız direk olarak bana konuşuyordu ve bir müslüman olarak vazifemi yerine getirmemekliğimden dolayı Allah’tan çok korkuyordum. Aynı zamanda ruhen ızdırap da çekiyordum, hem de çok…Çünkü ruhum namaz gibi çok kıymetli birşeyi kaybetmişti. Ben 12 seneden bu yana müslümanım ve Risale-i Nur’ların tercümesine başlayana kadar bu meseleyi pek de düşünmemiştim. Kusuru olduğunu bilen bir insanın bunun hakkında kimse ile konuşmak istememesi gibi.

Namaza beş yıllık bir aradan sonra yeniden başladım. Müslüman olarak ilk namaza başladığım andaki aynı aşkla. Gaflette bulunduğum bu yılları Allah’ın affetmesini ve nefsimin arzularını terketmek için Allah’a dua ediyorum. Bir kaç gün sonra başka bir rüya gördüm. Ben bir camide bembeyaz kıyafetler içinde, dizlerime kadar yetişen uzun bir örtü ile mesture olarak namaz kılıyordum. Ve benim önümde konuşmakta olan ve namaz kılmayan bir kadın vardı ve konuşması ile benim huşumu bozmasına sinirlendim. Fakat hal böyle iken, ben namaz kılmaya devam ediyordum. Kalbimde hiçbir şüphe ve vesvese olmaksızın söyleyebilirim ki, bu Risale-i Nur’un bana kazandırdığı en önemli şeydi; GAFLETTEN UYANMAK ve Allah’ın bizden istediği ve layıkıyla yeniden O’na intisab etmek…

Üstad’ın, her milletin kendi içerisinden birisi çıkacağını ve Risale-i Nur’u o lisana çevireceğini söylediğini ve bazı hadiselere binaen benim doğru kişi olduğumu kardeşlerim bana çok defalar söylemişlerdi. Çevirilere henüz başladığım yaklaşık bir buçuk yıl öncesinde, bir öğleden sonra evde yalnız olduğum bir zamanda, 21.lema, ihlas risalesinin çevirisini yaparken çok garip bir durumla karşılaştım.

Cümleleri monitörde ingilizcesinden okurken, ellerim klavyede ispanyolca olarak yazıyordum. Yazarken klavyedeki harflere bakmadığım için, sadece yazıyı okuyordum. Ancak birden farkettim ki, herzamankinden çok daha hızlı yazıyorum ve sanki birisi cümleleri bana söylüyor, ben de yazıyorum. Sübhanallah, ben sadece yazıyordum. Hatta yazdığım cümleleri Üstad’ın söylediğini duyuyordum. Müthiş bir şaşkınlık içerisindeydim ki, bir süre durmak zorunda kaldım. Bir klavyeme baktım bir de monitöre, sonra da etrafıma baktım.

Bu yaşadığımın ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Sadece ne hissettiğimi biliyorum. Bunu kardeşlere anlattığımda onların ne kadar da duygulandıklarını ve bunun bu tercümeleri yapması gereken doğru kişinin ben olduğumun bir alameti olduğuna inandıklarını hatırlıyorum. Ben daha ziyade, bu yaşadığım hadiseden biraz korkmuştum. Zira bu bir hayal miydi neydi anlayamamıştım ve kafam çok karışmıştı. Şimdi bütün bu olanlar ve olmaya devam eden hadiselerden ve gördüğüm rüyalardan sonra kardeşlerin bu hadiseyi onlara anlatmamdan sonraki hissiyatlarını anlıyorum.

En son rüyamda bazı işaretler nevinden güzel şeyler var ve ben hissediyorum ki o benim tövbelerimin bir cevabıdır ve İnşaallah, bu halis dualarım kabul edilmiştir.  Fakat rüyamda önemli bir detay da var ki; o da konuşarak bizim namazımızı ifsad etmek isteyen kişiydi. Bazen bu ses şeytanın sesi olabilir ama sanırım bu bizim her zaman mücadele etmemiz gereken nefsimiz. Bu ses yapmamız gereken şeylerden bizi uzaklaştırmak için her zaman bize konuşuyor. Bence bu en büyük mücadele. Çünkü acziyetimiz ve zaafiyetimiz çok büyük, çünkü ihtiyacatımız çok fazla… Bu mücadele çok büyük çünkü bizler çok küçüğüz her dakika her an hak ya da batılı seçmek durumundayız ya da bırakalım nefsimiz istediğini seçsin ve eğlenmemize bakalım…

Risale-i Nur ile benim yolum olan İslamiyeti niye seçtiğimi hatırladım ve bu uhuvvet muhabbetini tekrar hissettim ki bu kardeşlik nesebi kardeşlikten daha ileri… Namazdaki huzuru ve onun muhafazasını tekrar hissettim, anladım ki ne neler yaşadıklarımız ne de başkalarının neler yaptıkları önemli değil. Herkes Allah’a yakın olarak, imanını artırarak bunun meyvelerini ahirette almak için hayatına devam etmeli.

Sizlere kalbi muhabbetlerimi gönderiyor ve ruh-u canımla teşekkür ediyorum,

Vacide (Lorena Lara)

Merlo, San Luis, Arjantin

30 Ocak 2013

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin