Gözlem mi, Deney mi?

On Yedinci Lema’nın On Beşinci Nota’sı ‘nın birinci meselesi “femenyamelmiskale zerretin hayren yera, ve men yamel miskale zerretin şerren yera “ ayetinin bir açıklamasıdır. Ayet zerre kadar hayrın da zerre kadar şerrin de hesabı sorulacağını , muhasebe edileceğini anlatır. Bahis Allah’ın Hafız isminin okumalarındandır.Hafız isminden hareketle Risale-i Nur’da çok bahisler vardır. Bediüzzaman burada daha değişik bir perspektiften anlatır bu ismin tecellisini. Buradaki tecellisine t e c el l i –i et e m der. Hafız ismi hiçbir hayrı ve şerri dışarda bırakmayacak derecede bir şumül ve kapsam ile icraat yapar demektir, teclli-i etemmin manası bu doğrultudadır.

Bediüzzaman bahiste bir şahsa hitaben konuşur, Ona der ki “ Kur’an-ı Hakim’in bu hakikatına delil istersen , Kitab-ı Mübin’in mistarı üstünde yazılan şu Kainat kitabının sahifelerine baksan, İsm-i Hafız’ın cilve-i Azamını ve bu ayet-i kerimenin bir hakikat-ı kübrasının naziresini çok cihette görebilirsin” Bediüzzaman kendisi bir gözlemini adeta deney yapar gibi anlatacakken aynı gözlemleri herkesin yapabileceğini de söylemiş olur. Allah’ın yaratma dairesi iki kısımdır. İmamı Mübin, kitabı Mübin. Nasıl bir mühendisin önce yapacağı şeyleri tasarlama ve biçimlendirme dairesi vardır, Allah’ın da varlıkları yaratmadan önce onları tasarladığı biçimlendirdiği geometrilerini oluşturduğu bir yer vardır. Tasarım ve plan dairesi imamı Mübin ve onların yaratıldığı yer de yani varlığa dönüştürüldüğü yer de kitabı mübindir. Tasarım ve o tasarım üzerine biçimlendirme . Tasarım dairesinde cetveller ve ölçüm aletleri olur, pergel ve başkaları bütün varlıklar bu Bediüzzaman tarafından mistar olarak ifade edilmiş. Her varlık vücuda gelmeden önce ölçülür biçilir heyeti ortaya çıkar daha sonra onlar o ölçü ile yaratılırlar. Bu kainat kitabı bu tasarım ve ölçüm dairesinin ölçüm aletleri ile boyutları belli olan varlıkların yaratılması ile meydana gelmiştir.

Burada işaret edilen varlıkların ikinci vücuda gelişleri birinci vücuda gelişlerinde yapmış olduklarının ortaya çıkmasıdır.

İmamı Mübin yaratılmış olanların plan dairesi olduğu gibi , vücuda gelenlerinden amellerinin yaptıklarının korunduğu ve yeni yaratılışlarının onlara göre yapıldığı planlandığı yerdir.

Bediüzzaman anlattığı kişiye şöyle bir teklifte bulunur. “Ağaç , çiçek ve otların muhtelif tohumlarından bir kabza al. O muhtelif ve birbirine muhalif tohumların cinsleri birbirinden ayrı , nevileri birbirinden başka olan çiçek ve ağaç ve otların sandukcaları hükmünde olan o kabzayı karanlıkta ve karanlık ve basit ve camid bir toprak içinde defnet, serp. “ Tohumların herbirinin fizyolojik özellikleri farklıdır, ama onları bir avuç içinde defnet diyor, burada ek demiyor defnet diyor , defnetmek ölüler için kullanılır. Ama Bediüzzaman bir hakikatle empati kurmak için ekmek kelimesi yerine defnet kelimesini kullanmış. Ölüler defnedilir, tohumlar ekilir, ama tohumlar ekilirken başka bir zeminde ortaya çıkarlar, yani ölüyü defnetmek ile tohumu defnetmek aynı hakikattir ikisi de bir süre sonra ortaya çıkacaktır. Bir kelime ile bir hakikatı bir hikayeye çevirir.Ölümün vahşi hakikatini ölüm diye değil, bir süre süre sonra dirilmek anlamında alır.

Bediüzzaman ekmek fiilinin veya defnetmenin safahatını anlatırken, ekme ve üretme fiiline katkısı olanların yaptıkları işin gerektirdiği ilmi ve sanatı bilmediklerine tahlil eder. “Sonra mizansız ve eşyayı farketmeyen ve nereye yüzünü çevirsen oraya giden basit su ile sula .” Burada suyu tarif etmiş olur, su mizansızdır, yani nereye ne kadar gideceğini bilemez, buğdayın suya olan ölçüsünü su bilmez, domatesin de , elma ağacının da , su nereye gittiğini bilmez, yani şuurlu değildir, eşyayı da farketmez. Hangi şeye dersen orya gider, bu elmadır , bu üzümdür demez ve bilmez. Toprağın altında tohum ile toprak arasında meydana gelen kimyevi tahilleri de anlatmaz, o da ayrı bir konu .

Defneden şahsa hitab eder. “sonra senevi haşrin meydanı olan bahar mevsiminde gel bak! İsrafil vari melek-i rad baharda , nefh-i sur nevinden yağmura bağırması , yer altında defnedilen çekirdeklere nefh-i ruhla müjdelemesi zamanına dikkat etki , o nihayet derecede karışmış ve birbirine benziyen otohumcuklar , ism_i Hafız’ın tecellisi altında kemal-i imtisal ile hatasız olarak Fatır-ı Hakimden gelen evamir-i tekviniyeyi imtisal ediyorlar.Ve öyle Tevfik-i hareket ediyorlar ki onların o hareketlerinde bir şuur, bir basiret , bir kasd, bir irade , bir ilim, bir kemal, bir hikmet parladığı görünüyor. Çünkü görütyorsun ki , o birbirine benzeyen tohumcuklar , birbirinden temayüz ediyor ayrılıyor. “

Bediüzzaman bu paragrafta yine bir cümle kullanır. “ Senevi haşrin meydanı olan bahar mevsimi “ Bediüzzaman haşir yani dirilme denen olayı sınıflandırmıştır, her akşam yarı ölüm ile uykuya giren insan sabah bir nevi haşir ile yatağından kalkar, akşam bir nevi ölüm, sabah bir nevi haşirdir,tohumun midede ölümü , bedende yeni bir haşir ile yenilenmektir, böylece tasnif eder. Her sene sonbaharda ölen bitkiler baharda haşir ile dirilirler, bu senevi haşirdir. Buradan yine insanın haşrin sabahındaki dirilmesine bir gönderme vardır, o da haşrin bir sınıfıdır. Burada anlatılan bir şey de ikinci diriliş ile ölüm arasında bir surenin oluşumudur.

Gök gürültüsü ile baskılanan hava azotu aşağı iter ve toprak altındaki bitkiler o baskılananazot ile ruhlanır ve dışarı çıkarlar bubilimsel hakikati dini bir mantık ile izah eder. Azotu bastırıp varlığı toprak altından dışarı çıkarmak ile İsrafil hazretlerinin üflediği ruh ile ölüleri diriltmesi arasında bağlantı kurar. Bediüzzaman ilmin bütün verilerinin dini hakikatler ile birlikteliğini savunmuştur, onun Bedii yanının önemli bir tarafı bu perspektiftir.

Şimdi haşri yaşamış ve ortaya çıkmış olan varlıkları yorumlar. Ortaya çıkan canlılar birbirindenfarklı kimlikler ile ortaya çıkıyorlar. Onları üretmek için yapılan işlerde bir ilim yok, serpmek, defnetmek, sulamak ama ortaya çıkan canlıların özellikleri

  • Şuur
  • Basiret
  • Kasd
  • İrade
  • İlim,
  • Kemal
  • Hikmet

Yapılan iş şuurla yapılmıştır, bilinçli olarak yapılmıştır, yapılan iş görenbiri tarafından yapılmıştır, eşyayı gören ve yapılan şeyin taalluk ettiği insanları gören çünkü bitki fizyolojisi ile insan fizyolojisi birbirini tamamlıyor, kasd bir şeyi önceden belirleyip kasteteder yapmak,irade yaptığı işi planlayıp sonra uygulamaya geçecek gücü kendinde buluyor ki varlıklar oluyor, yapılan işin ilmi var, tam eksiksizyapılıyor, hem de bir gayeye hizmet edecek şekilde hikmetle yapılıyor. Bütün bunlar ne bitkininne tohomun ne ona hizmet eden şeylerin , ne de çiftçinin elinde değli.

Sonra Bediüzzaman tasvir ile ortaya çıkan canlıları anlatır. Sanat edebiyat ve tasvir harikalarıdır, işin ne kadar bilerek görerek yapıldığını anlatır. “Mesela bu tohumcuk bir incir ağacı oldu. Fatır-ı Hakimin nimetlerini başlarımız üstünde neşre başladı. Serpiyor, dallarının elleri ile bize uzatıyor. İşte bu ona sureten benzeyen bu iki tohumcuk ise gün aşıkı namındaki çiçek , ve hercai menekşe gibi çiçekleri verdi. Bizler için süslendi . Yüzümüze gülüyorlar, bu güzel meyveleri verdi. Ve sünbül ve ağaç oldular. Güzel tad ve koku ve şekilleri ile iştihamızı açıp kendi nefislerine bizim nefislerimizi davet ediyorlar. Ve Kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Ta nebati hayat mertebesinden , hayvani hayat mertebesine terakki etsinler. Ve hakeza kıyas et. “

İkinci dirilişin ilim ve hikmet yanını izah ettikten sonra bahis marifetullaha ve insana bağlanır. Bilimin iki büyük silahi vardır, tahlil ve mukayese . Tahlil ve mukayese olmasa ilim olmaz. Bediüzzaman büyük bir analizci, analitik düşünen bir insandır. Toprağa atılantohumların atalarının irsiyetine uygun dirilmesi ile insanın dirilmesi arasında bağ kurar. Asıl bu analizin hedefi de odur.

“herbir tohum ism-i Hafiz’in cilvesi ile ve ihsaniyle ona pederinin ve aslının malından verdiği irsiyeti iltibassız , noksansız muhafaza edip gösteriyor.işte bu hadsiz harika muhafazayı yapan Zat-ı Hafız kıyamet ve haşirde hafiziyetin teceli-i ekberini göstereceğine kati bir işarettir. Evet bu ehemmiyetsiz, zail , fani tavırlarda bu derece kusursuz , galatsız hafiziyet cilvesi bir hüccet-i katıadır ki ebedi tesiri ve azim ehemmiyeti bulunan emanet-i kübra hamelesi ve arzın halifesi olan insanların efal ve asar ve akvalleri vöe hasenat ve seyyiatları , kemal-ı dikkatle muhafaza edilir ve muhasebesi görülecek. “ Ayet hafiziyetin tecelli-i etemmi , tam bir tecellisidir. Bitkinin ortaya çıkması bir tecellidir ama insanın ki ise tecell-i ekberdir, en büyük tecellidir, insanın yeniden dirilmesidir. İncir tohumuna incir emanet edilmiştir o emanetini hafiziyet ile korur, diğer bitkilerde kendilerine emanet edilen özellikleri korurlar, insan ise büyük emanetin taşıyıcısıdır, emaneti kübranın taşıyıcısıdır.Onu koruyan bunu korumaz mı . Tesiri mevsimlik değil ebedidir, büyük önemi vardır, onun için bütün bir kainat seferberdir. O zaman onun

  • Efal
  • Asar
  • Akval
  • Hasenat
  • Seyyiatları ,

Tam bir dikkat ilemuhafaza edilir, ve muhasebesi hesabı yapılacaktır. Çünkü hıfzetmek muhafaza etmek, hesab içindir. Esnaf akşama kadar satar, kaydeded akşam kar zarar hesabı yapar. İnsanın da hesabı muhafadan sonradır.”insan kendini başıboş ve gayri mesul zannetmesin . Onun da divan-ı muhasebat(sayıştay-mahkeme-i kübra)ta pek karışık hesapları vardır. Ondan kurtulduktan sonra müstahak olduğu yere gidecektir.—E y arkadaş insan da başıboş, serseri , sahipsiz bir hayvan değildir. Arncak onun da bütünharekat ve efali yazılıyor, tesbit ediliyor. Ve amalininin neticeleri hıfzediliyor ki mahusebe-i kübrada ona göre derece alsın”

Aya bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak Haşa . Belki insan ebede mebustur ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek . işte hafiziyetin cilve-i kübrasına ve mezkur ayetin hakikatına şahitler had ve hesaba gelmez. Bu meselede ki gösterdiğimiz şahid denizden bir katre dağdan bir zerredir. “

Prof. Dr. Himmet Uç

www.NurNet.Org

 

Sende yorum yazabilirsin