Etiket arşivi: abdülhamit Oruç

İnsan Kamerden Güzeldir

Harunresid’in hanımı, Hasan Basri hazretlerinin arife müridi Zübeyde Hanım ile Halife Harun, sarayın muhteşem bahçesinde mehtabı ve yıldızları seyrederlerken, Harun manzara karşısında duygulanır ve

“Acaba dünyada şu manzaradan daha güzel bir şey varmıdır?” der.

Derin bir irfan sahibi olan hanımı “ben ondan daha güzelim” deyince, Harun hiddete gelmiş,

“Kadın! Sen kendini ne sanırsın. Eğer bunun ikna edici cevabını vermezsen, ben de seni boşar sarayımdan tardederim” demiş.

Bu durum karşısında pişmanlıkla iki gözü iki çeşme olarak sürekli ağlarken, meşhur Behlül Dana duruma şahid olur.

“Hayrola Zübeyde Hanım efendi nedir bu keder? Başına bir felaket mi geldi?” diye sorunca durumu Behlule anlatır.

“Zübeyde sultan! Sen merak etme ben biiznillah bu işi hallederim” der.

Akşam namazı için saray camiine giden Behlül namazı kendisinin kildirmak istediğini söyler, hükümdar da kabul eder. Namazda birinci rekatta “Vettuni vezzeytuni”s üresine zammı süre olarak başlar ve şöyle okur;

“Vettuni vezzeytuni ve turisinin ve hazelbeledilemin, lekas haleknel kamer fi ahseni takvim” deyince arkada hükümdar düzelmek için

“halekel kamer degil, insane olacak” diye ikaz eder . Behlül tekrar aynen, hatalı okur, tekrar ikaz edilince namazı bozar ve hükümdara dönüp
“Madem insane olacaktı ben ondan güzelim diyen Zübeyde hanımı neden boşamaya kalkarsın? Elbette insan kamerden (mehtap) güzel yaratılmıştır” deyince hükümdar hanımının irfanına hayran olup ona tarziye verir.

Abdülhamit Oruç

Kavli Leyyin-Yumuşak Söz

Hayret vericidir ki, zamanımızda, insanlığın geliştirdiği imkanlarla her şey, daha çabuk, daha iyi, daha kolay olduğu halde, sinirler daha gergin,  söylemler, daha  sert ve haşin oluyor. Halbuki Kitabımız Kur’an-ı Kerim, en kötü, en zalim ve en haksızlara karşı olsa dahi konuşurken, sakin olmamızı ve yumuşak sözlerle  hitab etmemizi emrediyor.

KISSA;
Meşhur ve güçlü Abbasi Halife’si, Harunurreşid’e, bazı yanlışlarından dolayı, zamanının uleması çok kızıyor, huzuruna çıkıp , onu şiddetli sözlerle ikaz etmek istiyorlar, amma, cesaret edemiyorlar. Bir sene hac için , Mekke-i Mükerreme  gitmesinden istifade, diyorlar ki, Harun ihrama girdiğinde , şeriatın hükmünce , bize bir şey yapamaz, ihramda iken bir sivri sinek dahi avlanmaz , harem bölgesinden bir ot dahi yolunmaz. O zaman çadırına gider , en şiddetli tenkid, tevbih ve nasihatimizi yaparız!.

Mina’da çadırına gidiyorlar ve , ya emirelmüminin ! Sana , seni şiddetle ikaz edecek ve hiddetle kınayacak şeyler demeye , söylemeye geldik! Dediklerinde Harun , pekala, amma önce iki soruma cevap verin, sonra diyeceklerinizi deyin der.

1-Ben meşhur Firavun’dan daha mı kötüyüm? Ulema haşa , sürme haşa ! siz nasıl ondan kötü olabilirsiniz. Siz hem mümin hem müminlerin eminisiniz! Diye cevap verirler.

2-Der Harunresid !, pekala! Siz , Hz Musa ve kardeşi adaşım olan Harun’dan daha mı iyisiniz? Deyince , ulema haşa efendim ! onlar Peygamber, ismet sıfatıyla muttasıf, günahsız insanlardır.

Bunun üzerine Harunresid- onlar Peygamber,  karşılarındaki Firavun olduğu halde ,Cenab-ı Hak onlara “fekuula lehü kavlen leyyinen” emrini vererek Firavun’a yumuşak sözle hitab etmelerini emretmiş iken siz nasıl bana hiddetli ve şiddetli bir tarzda hitab edersiniz ? Diye onları ikaz etmiştir , ulemada sakin bir şekilde diyeceklerini Halife’ye arz etmişler.

Abdülhamit Oruç

Bediüzzaman’ın Siyasetten ve Şeytandan Allaha Sığınması Meselesi  

Bir konunun , sınırları çizilmeden, kim söylemiş , kime söylemiş, niçin söylemiş, hangi makamda söylemiş, gibi unsurlarına  bakılmadan ele alınması, yanlış değerlendirmelere sebeb olur.

Siyasetle ilgili ifadeler de böyledir. Siyaset , bir manada at bakıcılığı, eğitimciligi,  seyislik olarak anlaşılır. Diğer bir manada ağır cezanın tatbiki manasına gelir. Siyaset meydanı, suçluların idam edildiği yer  siyaset meydanı olarak  tabir edilir. Bu mesele bahsimize konu olduğunda da siyaset , idare, yönetim manasında, milletin, devletin , ümmetin yönetilmesi manasındadır.

Bu zaviyeden bakılınca fahri kainat efendimiz(sav)’in işlerinin bir kısmı da Allah’ın hay ve ismet sıfatının koruması altında idareciliktir. Hulefai raşidin de efendimiz(sav)’in bu yönünün halifeleridirler. Buna göre , siyasetin tamamını memnu ve menfur bellemek yanlıştır. Nice zalim , fasık, dessas, tebasına kan kusturan, nefsi emmaresinin tatminini öne çıkaran , idareci-siyasetçinin diğer tarafında , adil hükümdarlar ,temasını adalet ve şefkatle idare eden hükümdarlar devlet başkanları da gelmiş geçmiştir.

Öyle ise hz bediüzzaman’ın , siyasetten , şeytandan olduğu gibi Allah’a sığınmasının hususi sebebleri vardır. Eğer , o ifade umuma temsil edilirse, milletin ve devletin hiçbir şekilde imanlı kimseler tarafından idare edimemesi ve bunun memnu olması gerekir.

Hulefai raşidin’den sonrada hem adil, hem fasık, hem zalim idareci ve siyaset ehli gelmiş, inançlarının, tabiatlarınınn , tutkularının, çevrelerinin tesirleri altında kalarak veya  kalmayarak, ya zalimane veya adilane , ya da , bazen öyle , bazen böyle siyasetlerle idare etmişlerdir. Hz bediüzzaman’ın münazarat risalesinde “seyyiesiz hükümet muhali adidir” mealen 

önemli olan bir hükümetin hasenatının seyyiatına galip gelmesidir. Milyonlarca imza atan, icraat yapan, tayinler yapan, kararlar veren yapıların , tamamen kusursuz olması düşünülemez. Bir çok icraat yapanlar , bilerek bilmeyerek hatalar da yaparlar mesela beni şimdiye kadar kırkpınarda hiçbir pehlivan mağlup edememiştir çünkü ben kırkpınarda hiç guresmedim.bediuzaman’da , idarenin müslüman olan  tebanin büyük mikyasta aynı inanç itikat ve kültür yapısına sahip olduğu zamanda,iktidar talebi ile değil belki iktidar sahiplerini , adil ve meşru siyasete irşad edebilirim düşüncesi ile bir zaman , siyasete bakmış, konuşmuş,  yazmış, o çevrelerde bulunmuş, hiçbir ikbal talebi olmadan mesrutai mesruaya fikir yolu ile  temas etmiş fakat birinci dünya harbi ve sonuçları ,dünyada ve biladi osmaniyede meydana gelen inkilaplar ,  islami hayatın yaşanması ve yaşatılması istikametinde hizmet icin ,bütün yolları tıkamış , daha siyasetle ,  milletin imanına , yukarıdan aşağıya doğru  hizmet imkanı kalmamıştır. Evvelce islami hayatı , orasından burasından kemirerek tahribat yapan  şartlar materyalizm,maddecilik , komünizm ve masonluğun da tasallutu ile , zalim avrupa’nın , osmanlı devletini parçalayip dağıtması neticesinde , iman esasları da tehlikeye girmistir  .işte eski said’in değişen şartlara uygun olarak değişmeyen hedeflerine geçişle , yeni said hizmeti , yani risalei nur külliyatinda anlatilan hizmet tarzına , ilhamı  ilahi ile intikal etmiştir. (devam edecek)

Abdülhamit Oruç

Kul Dua Etmeye Mecbur, Allah Kabul Etmeye Mecbur Değildir

Dua istemek, yalvarmak iltica etmek af dilemek, seslenmek, davet etmek çağırmak manalarina gelen sumüllü bir kavramdır. Dinde , kulun Allaha yalvarmasi yakarması , demektir.

Bir müslüman , farkında olarak olmayarak, her gün yüzlerce dua etmektedir. Kelimei tevhid, şehadet, iman duasıdir. Fatiha daki İHDİNA Hidayet için duadir, tevbe istiğfar günahlarının affı için duadir . Birbirine selam vermek, lmak,duadir, ALLAHA EMANET OL duadir, Allah razı olsun duadir. MESUUR GAYRİ MESUR Kuranı Kerim deki, RABBENA VEYA ALLAHUMME DEYE BAŞLAYAN BÜTÜN AYETLER DUADİR.

Aynı kelimelerle başlayan bütün hadis i şerifler duadır.Kisaca umduğumuza ulaşmak korktuğumuzdan emin olmak, verilen nimetlere teşekkür etmek, kendimizi affetirmek için bütün yakarışlarımız duadır.

Kuzunun acıkınca melemesi, çiçeğin solup sararıp boynunu bükmesi duadir. Kul için dua etmek bir vecibedir. Bütün ibadetler Mana itibari ile duadir.

BUNUNLA BİRLİKTE KUL DUA ETMEYE MECBUR, CENAB I HAK İSE DUALARI KABUL ETMEYE MECBUR DEĞİLDİR.

Yani kul dua eder Cenabı hak ise dilerse kabul eder dilerse kabul etmez duaya mutlaka cevap verir , ya istediğini verir ya da ahiret için verir veya hikmeti nasıl iktiza ederse, öyle yapar.Bunu yazmam in sebebi bazı kimseler , tertib ettikleri dua mecmuaları , rağbet görsün veya çok satsın deye, KİM BU DUAYI OKURSA ŞU OLUR BU OLUR DEYE ADETA GARANTİ VERMEKTEDİRLER.

MESELA biri şöyle diyor: her kim bu duayı OKURSA evi katiyen yangında yanmaz. Bu duayı yangın yerine at yangın söner, her kim bu duayı üstünde taşır veya OKURSA hasımları onu öldürmez veya ona kurşun işlemez deyerek , o dualarla Allahın takdirinin önüne geçecekleri gibi iddialarda bulunurlar. Sonra da , duaya rağmen , kaderin hükmü galip gelince , safdil müslümanların duaya itimadı gider , itimadı sarılır.

Onun için kul dua eder, ister Cenabı hak dilerse kabul eder dilerse kabul etmez. Meşhur Yörük Ali efe dağlarda efelik yaparken, adamları ile şehre iner. Haber alır ki hoca deye ortaya çıkan biri , kurşun işlemez duası deye bir şeyler yazar, zavallı fakir fukara askerlere birer altına satar. Ortalığı soyup soğana çevirir. ADAMI yanına çağırır. Efendi der namını işittim eee , ben de , her zaman çatışmalara giren tehlike altında yaşayan biriyim , bana da bir KURŞUN İŞLEMEZ MUSKASI YAZ Hem de ben sana kırk altın vereceğim. Deyince: sahtekar şenlenir ve çok sevinir.

Fakat efenin bir şartı vardır der ki, sana kırk altın veririm amma muhayyer isterim muskayı senin boynuna asarız ağacın köküne hedef yapar ateş ederiz ölmedi isen altınlar senin deyince , eli ayağı titreyen adam , yapma ağa etme ağa deyerek yalvarmaya başlar. Efe ona , tevbe ettirir bir daha istismara devam ederse tecrübeyi tamamlayacak tehdidini yapar.

Hisse :::::bu kıssanın içindedir. NETİCE , BİZ DUAYA MECBUR MUHTACIZ ALLAH CC BİZİM DUAMIZI KABUL ETMEYE MUHTAÇ VE MECBUR DEĞİLDİR

Abdülhamit Oruç

Facebook Topluluğuna

Her şeyde olduğu gibi, Facebook’ta iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Bilgi ve kanaat yaymaya yaradığı gibi, günah kazanmaya, fitne ve fesada da kullanılabilir. Haberleşme, bilgilendirme, bilgi ve kanaatını yaygın hale getirme vasıtasıdır. Doğrulara destek, yanlişlara ikaz ve tenkid için kullanılabilir. Fakat her şeyin sui istimali olduğu gibi, Facebook’un da, sui istimali vardır. Çirkin, ahlak dışı, fitnekar fikir ve düşünceler için kullanılmamalıdır. Haklı bile olunsa, küfür, iftira, yalan sözler Allah Rıza’sına aykırıdır. Hele hele yaptıkları ne kadar kötü, hatta ihanet bile olsa, onun sülalesine taallukuna, Şamil hakaret, çok büyük yanlıştır. İnsanlara (or………çocuğu)(pi……) vs deyip masum anne babalara teşmil ederek küfür, çok çirkin ve büyük günahtır. O adı geçen kimseler çok masum, mazlum hatta Allah’ın Veli kulları da olabilirler. Yakınlıklarından dolayı, onlara da küfretmek, kat kat vebaldir.

Kuranı Kerimde VELATEZİRU VİZRA UHRA buyurulmaktadır.

Yani, başkasının suçunu başkasına yükleme! buyurulmaktadır.

Efendimiz de bir gün; ‘Annenize sövmeyin!’ buyurunca sorarlar;

-‘Ya Rasulullah insan annesine söver mi?’

Efendimiz; ‘Sizden biri başkasının anasına söverse, o da dönüp onun anasına söverse, ilk söven de kendi anasına sövmüş olur!’ buyuruyor.

Yine Kuran-ı Kerim’de “ALLAH’TAN BAŞKASINA İBADET EDENLERE, ETTİKLERİNE SÖVMEYİN, ONLARDA DÜŞMANLIK VE CEHALETLE ALLAH’A SÖVERLER.

Yani sövmeye sebeb olmanın sorumluluğu vardır. Hem amel defterimize yazılan kelam envanterimiz çirkinleşir. Unutmayalım ki her amelimiz kaydedildiği gibi, ağzımızdan kalemimizden çıkan her söz de yazılmaktadır.

Abdülhamit Oruç