Etiket arşivi: Çetin Kılıç

Nefsi Emmareye Bir Sille

Kendini beğenen, şöhrete düşkün nefisler taşıdığımız maalesef ki gerçek. Bize verilen nimetler için gururlanıyoruz, bir şey başarsak medh edilmek istiyoruz, alkışlanmayı pek seviyoruz. Bütün bunlara keşke hayır diyebilsek. “Fâil ve masdar değilsiniz, belki münfail ve mahalsiniz.”

Bu enaniyet asrında bu cümleyi anlamaya ve hayatımıza geçirmeye o kadar çok ihtiyacımız varki, “üzümün hasletini kuru asma çubuğunda aramayın” bu sözler bizi kendimize getiren, nefsimize gem vuran, cüzi irademizden başka elimizde hiç bir şeyin olmadığını hatırlatan muazzam sözlerdir. Bir çiçek için saksı neyse, bir meyve için ağaç neyse, evlat için anne bile başka bir şey değildir, kaldıki yaptığını başardığını zannettiğin şeylerde senin yerin neresi ?

Bunu bilsek anlasak idrak etsek, ben yaptım, ben ettim, ben olmasaydım, benim sayemde gibi kurulan cümlelerin nasıl enaniyet kokan, nefsimizi şişiren, maazallah hakiki tesir sahibini unutturan bizi hem toplum nazarında hem halıkımız nazarında sevimsiz kılan söylemler olduğunu anlarız. Apartman hazır, enerjisi mekanik düzeni hazır edilmiş bir asansöre biniyorsunuz, yaptığınız tek şey hangi kata çıkmak istiyorsanız ilgili butona basmak, ama siz filanca kata çıktım diyorsunuz, oysa çıkarıldınız, mütahitin yardımıyla asansör ustasının yardımıyla elektriğini diğer gerekli malzemeleri temin eden kimler varsa onların yardımıyla çıktınız, fakat ülfet öylesine sarmışki her tarafımızı, belki bunları çok az düşünüyoruz.

Yazdığın yazıda elini verenin hakkı yokmu? Söylediğin sözde dilini verenin hakkı yokmu? Sevdiğin aşkta kalbi verenin hakkı yokmu? Hindistan’da asansöre tapınan insanlar olduğunu duymuştum, her hafta asansörü süslerler karşısına geçip “sana çok müteşekkiriz iyiki varsın sen olmasa idin biz evlerimize bu kadar rahat gidip gelemezdik” diyorlarmış. Adamlar bir şeyin farkına varmışlar ama doğruyu bulamamışlar. Oysa biz Müslümanlar bunu yapanın bizi yoktan var eden Vahid olan Allah olduğunu biliyoruz. Rabbim gaflete dalıp unutanlardan etmesin inşallah.

Çetin Kılıç

Kaynak Risale-i Nur Külliyatı

‘En Büyük Alem’ Sende Dürülmüş

Bir gün Mecnun bir deveye rast gelmiştir. Üzerine atlamış, yularını sıkıca tutarak ‘Beni şu ilerideki Leyla’ma kavuştur; yalvarırım sana.’ demiştir. Deve ise; ‘Senin ileride Leyla’n varsa benim de geride tutkunum var, yavrum var.’ diye karşılık vermiştir. Mecnun yuları sıkı tutmasaymış deve onu nerdeyse gerisin geri götürüp Leyla’sından uzaklaştıracakmış. Yalvarmış yakarmış; olmamış. Sonunda deveden inmiş ve ‘Anladım’ demiş, ikimiz de aşığız; sen yavruna ben Leyla’ma… Öyleyse sen yoluna ben yoluma.

İnsanlara karşı bu kadar geçirgen olmak zorunda mıyız, insanların ruhumuzu delip geçmelerine izin vermeli miyiz? Bazen psikolojik derimizi kalın tutmak zorundayız, bize zarar verebilecek bizi aşağı çekebilecek insanlarla mesafemizi iyi ayarlamalıyız, onların bizi ele geçirmesine kendi içindeki zehirli materyalleri bize akıtmalarına izin vermemek zorundayız, bu mesafe ve geçirgen olmamakla onların bize zarar vermesini önleyebiliriz, tam aksine besleyici insanları biraz daha yakınımızda tutmaya onlarla daha yakın ilişkide bulunmaya ve karşılıklı beslemeye de gayret etmeliyiz.

Şeamet tellalları vardır hep kötüyü görür, kötüyü söylerler, en kötüye kendimizi hazırlarsak en kötü gelince üzülmeyeceğimizi zannederler, fakat böyle olunca iyilik için mücadele etmiyor çaba göstermiyorlar, nasıl olsa kötülük galip gelecek deyip her şeyi elden bırakıyorlar. Bunun aksine bizim yapıcı, onarıcı gayretli olmamız lazım. “Kader gayrete aşıktır” ,”çırpınıştır hayatı kanatlandıran” , “sen uçuşu hatırla kuş ölümlüdür” ,”Derdin sende, ama görmezlikten geliyorsun, farkında değil gibisin, ama ilacın da sende. Küçük bir varlık sanıyorsun kendini, halbuki ‘en büyük âlem’ sende dürülmüş.”

İbrahim Havas, Hızır’ı bile mâsiva saymış; Yolda giderken karşıma Hızır çıktı; ‘Seninle arkadaş olalım.’ dedi. ‘Olmaz!..’ dedim. Sebebini sordu; ‘Sana Hızırsın diye bağlanır güvenirim de Allah’a olan bağlılığımda noksanlık çekerim.’ dedim. Bir kişide olsa hatırlasın, yüreklerde bir iz bırakalım.

Çetin KILIÇ

kaynak Sorularla İslamiyet.

Kemal SAYAR sohbetleri.

Buda geçer Ya Hu

Ey elemden teşekki eden hasta! Senden soruyorum; geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safa günleri ve bela ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya oh, ya ah diyeceksin. Yani, ya ELHAMDÜLİLLAH şükür veyahud vâ-hasretâ, vâ-esefâ kalbin veya lisanın diyecek. Dikkat et, sana oh ELHAMDÜLİLLAH şükür dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir manevî lezzeti deşiyor ki; senin kalbin şükreder. Çünki elemin zevali, lezzettir. O elemler, o musibetler zevaliyle, ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki, düşünmekle deşilse, ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.

Sana vâ-esefâ, vâ-hasretâ dedirten, eski zamanda geçirdiğin lezzetli ve safalı o hallerdir ki; zevalleriyle, senin ruhunda daimî bir elem irsiyet bırakıp, ne vakit düşünsen, o elem yine deşiliyor, esef ve hasret akıtıyor. Madem bir günlük gayr-ı meşru lezzet, bazan bir sene manevî elem çektiriyor. Ve muvakkat bir günlük hastalıkla gelen elem, çok günler manevî lezzet-i sevabla beraber, zevalindeki halâs ve kurtulmaktan gelen manevî lezzet vardır. Senin başındaki şimdilik bu muvakkat hastalığın neticesi ve içyüzündeki sevabı düşün, “Bu da geçer yahu!” de, şekva yerinde şükret.(altıncı deva)

Üzüldüğümüzde de sevindiğimizde de bizi en güzel teselli eden cümle “buda geçer ya Hu”. Biz elemin ve sevincin içindeyken sonsuza kadar süreceğini zannediyoruz, halbuki insan hazza da kedere de alışıyor, yaşayarak tecrübe ettik ki hiçbiri sonsuza kadar sürmüyor. Zorluklar onları aşmamız içindir, bela ve musibetler adeta çeliğin örste dövülmesi ve sertleşmesi gibidir, onlar sayesinde hayatımız güçlenir, bağışıklık sistemimiz güçlenir, ileride çıkacak zorluklara karşı hazır hale geliriz. Asla bir zorluğun içinde tıkanıp kalmamalıdır, hayatın ağır trajedileri de vardır.

Ananı babanı kaybedersin, evladını kaybedersin, malını mülkünü kaybedersin, her şey elimizden kayıp giderken bütün bunlara rağmen ah vah mı ediyoruz, yoksa elimizdekilerle hayatımızı inşa etmeye mi çalışıyoruz. Kimse en üstün keder benim kederim deyip övünmemeli, hayat her birimize çok farklı şeyler getiriyor, armağanları da kederleri de bilemiyoruz, bütün bunları kabullenmeye hazır olmamız lazım, radikal kabulleniş hali, duyguları içimizde ağırlamayı bilmek, duyguların bizimle konuşmasına izin vermek, duygu bana ne diyor, bu keder hali nereden kaynaklanıyor, niçin var, bana ne öğretmek için geldi, bunu söyleyebilirsek yaşadıklarımızdan bir anlam devşirmeye başarabilirsek o zaman hayatı anlamlı bir şekilde yaşamış oluruz, yoksa hayat gelip geçer bizde seyirci kalırız, oysa hayatın içinde olmamız, hayata kök salmamız, hayatı tecrübe etmemiz önemli.

Eşya para biriktiricisi değil tecrübe biriktiricisi olmalıyız, böylece hayatı dolu dolu yaşarız, yoksa Şadi’nin “Bize başka bir ömür gerek bu ömrü sadece ümit ederek geçirdik” mısrasını tekrar edip dururuz.

Çetin KILIÇ

Kaynak Risalei Nur

Kemal SAYAR sohbetleri.

Umutla Bakabilmek

Hayatın asıl yakıtı umut duygusudur, insan gelişiminin temel harcıdır umut, umut pasif bir şey değildir, düşünmekle, köşede eli kolu bağlı beklemekle kendiliğinden bir şeyin gelmesini beklemek değildir. İyi şeyler düşünelim o kendiliğinden gelir öyle değil, aktif olduğunda anlam ifade eder, diğeri temennidir. Umutta geleceği çağırmayı bilmeniz gerekir ne yaparsanız gelecek daha güzel olur, bunun için üzerine düşeni yapmalısınız, yani miskince bir köşede beklemek değil, bana düşen neyse yapmakla geleceği olgun bir şekilde tasarlayabilmenin adıdır umut.

Elinden geleni yapmadan umutla beklemek polyanacılık olur, kör iyimserliktir o. Umudu gerçekçi bir düşünceye yaslamak gerek, neyi ne kadar hak ediyorum? neyi ne kadar yaptım? bunun karşılığında ne alabilirim? bunu düşünemeyen boş temenniler içerisinde hayal kırıklığı yaşamaya başlar. İnsanlar geleceğe umut ve güven duygusu ile bakmak isterler, güven duygusu etrafımızdaki bizi inciten insanlarla yara alabilir fakat umut bize şunu söyler; Evet etraf ve koşullar kötü olabilir ama elde bulduklarınla hayata devam et, gönlünün türkülerini söylemeye devam et.

Umut iyimser bakıştır, olumlu bir duygu halidir, bizden adam olmaz, memleket şöyle, biz zaten şöyle bir milletiz, gelecek karanlık, nesiller ne olacak, gibi söylemler; Bunlar sorumluluk duygusunu iptal eden açıklamalardır, nefesim yettiğince bu tarz bozguncu düşüncelerle mücadele edeceğim, sen ben hepimiz bir şeyler yaparsak, gayret edersek, elimizi taşın altına koyarsak bir şeyler düzelir , bir şeyler iyiye gider, karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak.

Bir talebesi Cemil Meriç’e gelip, -Hocam bu ülke yaşanmaz oldu ben gidip Fransa’ya yerleşeceğim diyor, üstat -Evladım nereye gidersen git bulacağın aydınlık kendi zihninin aydınlığı kadar olacaktır. hepimiz kendi ruhumuzun aydınlığını gittiğimiz yere taşırız, aynı zamanda karanlığını da taşırız, dolayısıyla insanlar yer değiştirerek mekan değiştirerek daha iyi olmazlar. Kendi zihnimizde hazırlanarak, kendi zihnimizi dönüştürerek, kendimizi daha çalışkan kılarak gelecekten hak ettiğimizi almayı düşünebiliriz, hak ettiğimiz kadarını umut etmeliyiz.

İnsan kendisine kör bir varlıktır, kendini tartmakta çok zorlanır, hepimiz en akıllı olduğumuzu, en güzel en yakışıklı en doğru en sevilen en haklı olduğumuzu düşünürüz, halbuki öyle değilizdir, bu bize zihnimizin bir oyunudur, bazen bizde haksız olabiliriz, bizde yanlışlıklar yapabiliriz. Olgunluk yolculuğu biraz bu olsa gerek, çuvaldızı kendine batırabilmek. Kendini ne sürekli eleştir, nede sürekli pof pofla, iki arada ol, havf ve reca arası. Korku ve ümit arasındaki o dengeyi tutturabilmektir esas olan, çaba göstererek, emek vererek, hak ederek umutlu olmak, temenni etmek dilek tutmakla değil.

Çaba yoksa umut yoktur, umut yoksa çaba yoktur, her ikisinden de vaz geçme Sorumluluk sahibi olan insanların umut sahibi olduğunu, sorumluluk sahibi olmayanların kaytarmak için umutsuz olduklarını bilmeliyiz. Genetik olarak anne ve babamızdan bazen içe dönüklük, depresyon, bağımlılık gibi özellikleri alabiliriz ama insan, olmakta olan bir varlıktır, insan olmuş olan bir varlık değildir. hayat boyunca yeniden yapılıyoruz. ”her dem yeniden doğarız bizden kim usanası diyor” Yunus.

Yaşamak yavaş yavaş doğmaktır, her gün yeniden doğarız, her insan ilişkisiyle yeniden yapılırız. Dolayısıyla karakterimiz kaderimiz değildir kişiliğimizle yaşamayız, olmasını istemediğimiz şeyleri kişiliğimizle savaşarak, zafer kazanarak değiştirebiliriz, irademizle kendi zaaflarımızı yenerek olduğumuz kişi oluruz ve olmak yolculuğu hiç bitmez, hep uğraşır hep savaşırız. Yaşamak dizlerinin üzerinde bile olsa savaşmaya devam etmektir, yere düşsen de savaşmaya devam edersin, çünkü insana canlılık duygusu veren şey budur, bu mücadeleyi onurla, haysiyetle, doğrulukla verebilmektir hayat.

Çok zor şartlar altında doğmuş olabiliriz, zor bir kişilikle doğmuş olabiliriz, kişiliğimizle savaşırız. Bunun adı nefis terbiyesidir. Nefis terbiyesinin amacı, bu kişiliğin sivri taraflarından uzaklaşmak, oraları törpülemek, terbiye etmek ve daha kamil, daha olgun bir insan haline gelebilmektir. Hangimiz olduk diyebiliriz? Asla, oldum demek öldüm demektir, ölmeden oldum diyorsan egona mağlup olmuşsundur. Hayatta öğrenecek ne kadar çok şey var, yüzleşecek ne kadar çok kusurumuz var, eksikliklerimiz var, onları zaman içinde keşfedip yine zaman içinde bertaraf edeceğiz böylece olma yolculuğunu sürdüreceğiz inşAllah.

Çetin KILIÇ

Kaynak: Kemal SAYAR sohbetleri.

Haşrin Delili

“Yeryüzü bir sahifedir, ne kadar kitab içinde var. Bir ağaç bir kelimedir, ne kadar sahifesi vardır. Bir meyve bir harf; bir çekirdek, bir noktadır. O noktada koca bir ağacın programı, fihristesi var.” Ziraat fakültelerinin gelmiş geçmiş ne kadar eseri kağnağı varsa, kâinat kitabının sayfalarındaki kelimeler olan, harf olan, bitkilerin, yaprakların, meyvelerin, çekirdeklerin okunmasıyla meydana gelmiştir.
Aynı şekilde Veterinerlik fakülteleri, aynı şekilde Tıp fakülteleri de konusu olan canlıların vücutlarındaki azaları, hücreleri okuyarak binlerce eser meydana getirmişlerdir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri akılları boğmadan, avam tabakasının dahi kolayca anlayacağı şekildeki örneklerle imana, haşre dair meselelere açıklık getirmiştir.
Ağacın üzerinde bulunan her bir meyve bir kelime. Bu kelimeler ciltlenip karşımıza kitap olarak çıkıyor. Bu nasıl bir harf, nasıl kitap ki bunda Yaratıcının her bir esmasını görmek mümkün, bir yaprağı dahi erişilmez taklit edilemez sanat eseri, meyvesi hem gıda hem şifa, ambalajlanmış dilimlenmiş, tadı tam ağzına layık, rengi gözüne hitab ediyor, kokusu iştihanı açıyor. Seni bilen tanıyan biri, senin ihtiyacının ne zaman ne kadar ne olduğunu biliyor ve uygun zamanda, mevsiminde yeter miktarda sana gönderiyor. Allahuekber.
O nokta dediği meyvenin çekirdeğine de o kitap dediği ağacı programlamış, şartları yerine getirirsen ciltler dolusu kâinat kitabı olan ağacın olabilir, yani yediğin bitirdiğin meyveleri tekrar tekrar yiyebilir, tekrar tekrar elde edebilirsin. Körlerin dahi görebildiği hakikatlerden, ne olursun Allah’ım bizleri mahrum etme. Onuncu sözü okuyan nice insanların “adeta ahiretin sokaklarında dolaştım” sözünü hatırlatarak sizleri de onuncu söz olan haşir bahsini okumaya davet ediyorum.
Çetin Kılıç
Kaynak Risale-i Nur Külliyatı