Etiket arşivi: mülkün sahibi

Okuyan Mutlu Okumayan Mutluluğa Hala Aday

Hayatın içindesin.
İnsanlarla berabersin.
Onlarla aynı havayı soluyorsun.
Aynı dünya memleketini paylaşıyor aynı suyu içiyorsun.
Herkesten kaçıyorsun ama kendinden kaçamıyorsun.
Herkesi kandırıyorsun ama kendini kandıramıyorsun.
Yoksa düşünmemek için kendine aman boş ver narkozunu mu enjekte ediyorsun?
Aynalarda kendini mi görüyorsun, yoksa yapmacık ifadelerini mi?
Kalbinde sonsuzluğumu yaşıyorsun yoksa karanlıkta boğuluyor musun?
İnsanlar seni anlamıyor mu yoksa sen mi onları anlamıyorsun?
Çok mu dertlisin yoksa dertler mi çok?
Aslında tek kelimeyle seni rahatlatacak bir şey diyeyim. Her şey çok güzel ya açıktan güzel ya manaca güzel ya hikmetçe güzel. Bocalayıp durduğun içinde kendini boğuluyor gibi sandığın çok mesele var ki izahlarını öğrendiğinde boşu boşuna kendime acı çektirmişim diyeceksin.
Ne gerek var ki gereği olmayan çok şeyler için acı çekmeye huzursuz olmaya. Ne diyor büyük üstad bu dünyanın cefasını değil sefasını çek.. bunu derken zindanda parmaklıklar arkasında.. neydi onu bu haldeyken bile keyfinize bakın dedirten GÜÇ..??
Sana müjdelerim var yeter ki yazılanları kendi kalbinden çıktığını düşünerek oku. Çok az bir empati kur. O zaman gerçekten şu yazıdan sonra sonsuz bir mutluluğa yürüyeceksin kimse ve hiçbir şey seni huzursuz edemeyecek.
İnsanların canını sıkan üzen ağlatan bütün duygularını sarsan o kadar çok etken var ki bunların manasını ve neden niçin ve sonucu nedir penceresinden baktığında keyifle gülecek dün ağladığına bugun güleceksin.
Sana birkaç ip ucu vereyim
Zorluklardan şikayet edenleri görürsün ben ise ZOR kavramının varlığına inanmıyorum.
Zor yapılması mümkün olup ta yapılmayan işin adıdır.
Zor kendi önüne koyduğun engellerin adıdır.
Sananeleri, bananeleri çok işitirsin belki sende aman banane aman sanane dersin. Halbuki aynı havayı aynı küpün içinden soluyorsun. Banane diyemesin sanane diyemezsin. Ben senden ne kadar sorumluysam sende benden o kadar sorumlusun. Benim nefesimin kokusu seni rahatsız edeceği gibi senin nefesinin kokusu bana gelecektir. O halde aynı küpün içinde nefeslerimizi temiz tutmalıyız.
Nedir o nefes.. her nefes de kurduğun cümle her nefeste kurduğun düşünce her nefeste yaptığın iş.. evet nefesleri temizlemek kendine faydası olanı herkese fayda vermesini sağlayacak şekilde sayılı nefeslerini alıp vermektir… evet sayılı nefes.. son kaç kaldı bu nefeslerde…??
Sana huzur ne verir biliyor musun kendine gelen kazançların sende kalacağını senin kullanacağını düşünmek. Ama bu huzur sana her zaman geçici bir lezzet verecek. Çünkü bir gün bakacaksın ki elinden bütün kazançların gitmiş.
O halde gerçek huzuru istiyorsan hiçbir şeyin senin olmadığının bilincinde olarak yaşamalısın.
Üzülmek istemiyorsan hüzün duyduğun hiçbir şeyin senin olmadığını anlamalısın.
Öyle ya bana sana ait olan her şeyi say saya bildiğince.. şuan sesini duyuyorum bana diyorsun ki
Gözlerim benim, Dilim benim,Dudağım benim,Ayağım benim,Elim benim,Saçım benim,Kirpiklerim benim,Göz kapaklarım benim,Kaşım benim, elbiselerim benim saydıkca sayıyorsun hepsinin sana ait olduğunu söylüyorsun.

Ben ise seni yalanlamıyorum. Evet bütün bu saydıkların görünüşte senin. Ama işin özünde senin değil. Sana ait değil. Saydıklarının ve sayamadıkların her şeyin sahibi sonsuz bir güç sahibinin.
Bir gözün var ki görebileceğin her güzellik gözünün karşısında…
Bir dilin var ki tadabileceğin her tad o dilin ucunda..
Ayakların çıplakmı yürüyorsun cadde bayırda. Hayır değil mi. Ayaklarına bir ayakkabı giyiyorsun. Gözünede bir göz kapağı giydirilmiş farkında mısın. Diline de bir dudak giydirilmiş farkında mısın. Yağ ve et kandan oluşan bedeninde ne kadarda o ette ve kanda olmayacak hünerler var farkında mısın. Diline tad alma özelliğini veren bir güç, gözüne görme yeteneğini veren bir güç aslında hiç bir şeyin sana ait olmadığı mesajını çoktan vermemiş mi?
Düşünce ekzersizi yap.. kendini en az 3 dakika dinle. Al eline kağıt kalemi yaz yazabildiğince. Saçmaladığını düşünsende yaz.. hep başkalarıyla geçiyor vaktin düşüncelerin başka şeylerde esir olmuş. Artık yetmedimi 3 dakikanı kendine ayır ve kendine ait olmayan her şeyin farkına varmaya başla. Ne kadar çok şeyin sana ait olmadığını keşfettinse işte o kadar sonsuz mutluluğa erişeceksin.
Bir gün mutsuz olmak istersen bir şeylerin sana ait olduğunu idea etmen yeterli olacaktır.
Birini çok mu seviyorsun senin mi olsun istiyorsun. Halbuki sen senin değilsin ki o senin olsun. Her şeyin sahibi herşeyi en mükemmel şekilde sanatlı yapan sonsuz GÜÇ ündür.
Mülkü varlığı sendekileri sana onu kim verdi ise ve kısa bir süre sonra ölüm ile hepsini senden geri alacak kimse işte o senden almadan sen emaneti acilen sahibine ver. Bütün emanetleri vaktinde teslim et o emanetleri sana verene… işte o zaman sonsuz bir mutluluğun içinde kendini bulucaksın. Çünkü sende onunsun o ise mutluluk kaynağı. Ver kendini hadi ona ver.. ver ki mükafatı sadece“O” olsun.
İstersen bana tek bir cümle yaz.. yaz ki bu sohbetimizin devamı olsun…
Empati kur herkesle…
Elmayı aldığın ağaçla kurduğun empatide o ağacın sana neler anlattığını sayfalarca bana yazacaksın..

Araştırmacı Yazar
Süleyman Yasin AKDENİZ

‘Pencerelerden seyret içlerine girme’

Aslında bütün mesele, evet bütün mesele şu:
Varlıklar kimin? Biz kime aidiz? Şu dalların üzerinde hışırdayarak salınan yeşil ve sarı yapraklar kimin? Rüzgâr kimin? Yer kimin? Gök kimin?

Ya şu biten ömür?

Tırnaklarını kim uzatıyor günbegün? Bedeninin takatini kim söküp alıyor da yaşlılık veriyor sana? Ateşin üzerindeki yemeği kim pişiriyor? Başını kim ağrıtıyor? Sen yürüdükçe bacaklarını kim yoruyor? Kim hayat veriyor kurumuş ağaçlara? Tepeden tırnağa incelik akan bir kedinin yüzü kimin şaheseri?

Kim hayat kadar bir nimet olan ölümün sahibi? Kim ruhlara ceset giydiriyor, kim cesetleri ruhlardan soyuyor?

Kim senin sahibin?

Biz kimin kölesiyiz?

Kimin mülkünde yaşatılıyoruz?

Kimin mülkünde çalışıyoruz?

İnsan hayatını istediği gibi yaşamalıdır; ne safsata…

İnsan kendine aittir; büyük yalan…

Kim yaratıp sofrana koyuyor bir havucu? Marullara o fırfırlı tazeliği yerleştiren kim? Kim bir yıldızı ateş topu gibi alev alev yakarken bir diğerini söndürüyor? Kim pişiriyor fırında mis gibi kokan o simitleri? Ateşi harlayan kim? Dünyayı kim güneşin etrafında pervane ediyor? Güneş patlamaları kimin eseri? Kim rahmet bulutlarını muhtaç olanların imdadına koşturuyor?

Kim şu an binlerce bebeği rahimlerde yaratan, koruyan, kollayan? Kim bazılarına da hayat fırsatı vermeyen? Kim doğar doğmaz bir bebeğe ölümü verip yanına alan ve sonra cennetine koyan, cennette hazır tuttuğu melekleri onlara arkadaş kılan?

Kim bazılarına çocuk vermeyen? Kim bazılarına hastalık veren, bazılarını iyileştiren, bazılarını yanına alan? Kim kıl payı ciddi bir kazadan kurtaran, bazılarının da ölümünde karar kılan?

İnsan kendine yeter düşüncesi: parçalanmış efsane…

Ne karışıyorsun öyleyse, hayatın akışına? Doğuma ve ölüme… Ayrılığa. Gelip gitmeye. Canlılığa ve solmaya.

Sızlanma hakkını nereden alıyorsun? Neden şikâyet üstüne şikâyet biriktiriyorsun?

Yaşarken kullandığın sözcükler de mezarına koyulacak bir gün.

O zaman bu mızmızlık neden?

Sahi ne zannediyorsun kendini? Dünya senin isteklerinin etrafında mı dönecek belliyorsun?

Neden emanet etmiyorsun kendini O’na? Sahibine. Sonsuz kudreti olan Mutlak Varlığa. Kendini, sevdiklerini, çoluğunu çocuğunu ondan daha fazla mı düşündüğünü sanıyorsun? Ondan daha fazla mı seviyorsun sevdiklerini? Sen kendini bile O’ndan daha fazla sevip değer veremezken?

Gölgeyle üzerine serinliği örten kim? Ses tellerini titretip seni konuşturan? Bir akarsuyun dibindeki çakıl taşını saydamlaştıran? Yorulmak nedir bilmez dalgalarla binlerce yıllık bir sabırla o kıyılardaki çetin keskin kayaları yumuşatıp köşelerinden eden? Ya göklerdeki milyonlarca kilometre uzaktaki devasa gezegenlerin ve ateş topu yıldızların ışığını, bize siyah kadifeden bir örtü üzerinde ziyafet diye sunan?

Başını çıkar, daldırdığın o hayal âleminden ve o başı kurtar imgelerden. Pencereden bak. Dışarıdaki âlemi seyret. Bak neler oluyor orada? Oradaki devinimi seyret. İhtişama dik gözlerini. Kendi âlemindeki karanlığın yalancı vehim ve vesveselerin, hakikatsiz kuruntularının eseri. Çık o kasvetli âlemden. Çık ve gözlerinin penceresinden hakiki âlemin hakikatlerine dal.

Bırak kendini, gevşe biraz. O’nun rahmetine bırak geçmişini, anını, geleceğini. Sahibine bırak kendini. İnan senden daha fazla düşünüyor seni, önemsiyor, seviyor, değer veriyor, kaile alıyor, merhamet ediyor, şefkat besliyor, önemsiyor.

O’na güven yeter. O’nun verdiklerine güven. Vermediklerine güven. Verdiklerini alıyorsa, yine güven. Mutlaka ama mutlaka; mutlak bir nedeni, hikmeti, gayesi ve amacı vardır bunun. O hangi şeyi abes, gereksiz, anlamsız, boşu boşuna yapıyor, söylesene?

Aklının ermediği şeylere karışma. Haddini bil. Sahibine güvendiğinde kazançlı çıkacak yine sensin. Yoksa hayatın tepeden tırnağa yorgunlukla dolup taşacak.

Sevdiklerinin mezarının üstünde otları bitiren kim?

Nasıl oluyor da aklına güvenip hayatınla ilgili hükümler veriyorsun bu iyi oldu, bu kötü oldu diye? Nereden biliyorsun karanlığın içinden aydınlığın çıkmayacağını? Bu acele niye? İstediğin ya da istemediğin şeyin senin için hayırlı olduğunu iddia eden benliğinin gururundan başka ne var elinde?

“Beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır.”

Ne karışıyorsun ki O’nun mülkünde yaptığı tasarrufa? “Ben her şeyi bilirim,” diye iddia ediyorsan tabii, o zaman başka. Halbuki görünen başka, aslı başka. Gene de tutamayacağım kendimi söyleyeceğim işin aslını, hoşlansan da hoşlanmasan da: Sen sadece O’nunsun, O’na aitsin, O’nun eseri ve mülküsün.

Yorgun dünyanın içine girme. O girdaplı su kimleri yuttu bir bilseydin korkardın. Sen sen ol, âlemin penceresinden seyret yine âlemi. Bir tren vagonundaymışsın misali daya başını cama, akıp giden görüntüler nehrini izle bir seferi gibi…

“Mülkü sahibine teslim et, ona bırak.”

Kendinin üzerinden elini çek, teslim et sahibine yok yere sahiplendiğin ne varsa.

Bir adım geri çekil de bak. Bak gördüğün aynı sen mi, aynı gerçek mi?

“O hem Hakîm’dir, hem Rahîm’dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret, içlerine girme.”

Ey nefis, inan bu senin de hayrına olacaktır.

Hadi kalk bir yürüyüşe çık. Düşün düşün, bu işin sonu yok. Soğuk sokakların ayazı işleşin içine de, belki çıkarsın biraz muhayyilenin çıkmaz sokaklarından. Kaygılı dudaklarına neşeli bir şarkı konar belki o zaman.

Ha bir de yürürken manasız şeyleri dert edip kara kara düşüneceğine, Zamanın Bedii’nin şu cümlelerinin üzerinde tefekkür et biraz:

“Hem bir misafirhanedir. Öyle ise onu yapan Mihmandar-ı Kerim’in izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık git. Herzekârane (saçmalarcasına) fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma.”

İşte böyle nefsim…

 Mustafa ULUSOY