Etiket arşivi: disiplin

Mehmet Akif Ersoy’u Anlamak ve Değerler Eğitimi

Mehmet Akif ümit, azim ve medeniyet şairi idi.

Onun gibi dev bir sanatkârı okumak, anlamak ve yorumlamak insanı yükseltir, özellikle genç nesle büyük erdemler kazandırır.

Akif zor zamanlarda yaşadı, zor işler başardı.

Milli Eğitim Bakanlığı okullarda değerler eğitimi çalışması yapıyor. Değerler eğitimini Mehmet Akif gibi büyük düşünür, yazar, şair, âlimleri anlatarak vermek çok daha etkili olur.

Mehmet Akif’in ölmez eserler vermesinin sebebi neydi? Neden durmadan çalışmayı ve terlemeyi tercih etti? Neden durmadan ter döktü, durmadan okudu ve yazdı?

Onun bir sevdası, derdi, davası, gayesi vardı.

Osmanlı Devletinin yıkılışını gördü, Osmanlının küllerinden Cumhuriyet kuruldu. İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında onun çok büyük emeği vardır. Anadolu’yu karış karış gezdi. Halkı işgale isyan etmeye ve kurtuluş savaşı vermeye teşvik etti.

Geleceğe ümitle baktı, insanlara gelecek ümidi aşıladı. Şöyle der:

Âtiyi (geleceği) karanlık görerek azmi bırakmak;

Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak.

Ey dipdiri meyyit, iki el bir baş içindir;

Davran sana eller de senin baş da senindir.”

İnsanımızı zorluklarla mücadele etmeye çağırdı. Kendisi zor işlerin yapılmasına öncülük etti. Safahat’ta şöyle der:

Azmiyle ümidiyle yaşar dünyada hep yaşayanlar;

Meyus olanın ruhunu, vicdanını bağlar.

Henüz herkes gibi dünyada hakk-ı hayatın varken

Hani herkes gibi azminde sebatın?”

İnsanları harekete geçiren düşünceleri ve inançlarıdır. İnsan ümitle bir işe koyulmaz o işi başarıyla bitiremez. Mehmet Akif göre en önemli motivasyon unsuru azim ve imandır.

Hüsrana rıza verme, çalış, azmi bırakma!

Kendin yanacaksan bile evladını yakma!”der.

Akif’e göre ümitsizlik her türlü başarıya engeldir. İnsan ümit sahibi olmalı, azim ve inançla çalışmalı. Neticede Allah inanan ve çalışan insana yardım eder.

Ye’s (ümitsizlik) öyle bir bataktır ki düşme, boğulursun.

Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun.”

Mehmet Akif, aynı zamanda iman ve inanç şairi idi. Ona göre insan ümidini inancından alır, gücün kaynağı iman ve inançtır. Akif, Kur’an Müslümanıdır. Esasen kendisi hafızdır. Arapçası mükemmeldir. Bütün ilhamını Kur’an’dan alır.

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı!”der.

Safahat, Kur’an âyetlerini açıklayan şiirlerle doludur.

İman ve inancın yanı sıra Mehmet Akif çalışmaya çok önem verir. Alın teri onun için çok mühimdir.

Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası;

Dostunun yüz karası, düşmanın maskarası.

Hüsrana rıza verme, çalış, azmi bırakma!

Kendin yanacaksan bile evladını yakma!

Feryadı bırak, kendine gel çünkü zaman dar!

Uğraş ki telafi edecek bunca ziyan var!

Akif, ilme önem verir, ilmin insanı ve milletleri yükselttiğini bilir. Bu konuda şöyle der:

Alınız ilmini Garb’ın, alınız sanatını;

Veriniz mesainize de son süratini.

Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;

Çünkü milliyeti yok sanatın, ilmin yalnız.

İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı demin;

Bütün edvar-ı terakkiyi yarıp geçmek için,

Kendi mahiyet-i ruhiyeniz olsun kılavuz.

Çünkü beyhudedir ümmid-i selamet onsun.”

Millet olarak kendi öz benliğimizi korumalı, kimliğimizi kaybetmeden Batı’dan ilim ve sanatı almalı; yükselmek için durmadan çalışmalıyız.

Not: Harun Karakuş, Safahat ezberleterek öğrencilere Akif’i tanıtma ve anlama çalışması yapıyor. Birçok eğitimci öğrencilerin tembelliğinden, ilgisizliğinden, öğrenme aşklarının olmamasından şikâyet ederken Harun Bey, Safahat’tan şiir ezberleme yarışması düzenliyor ve ezberleyenleri ödüllendiriyor. Akif’in kişilik, kimlik ve sanatı üzerinden değerlerimizi çocuklarımıza kazandırma çalışması yapıyor.

Harun Bey, geçen sene Safahat hafızları yetiştirmek için proje yapmıştı. Bu yıl yeni bir proje ortaya koydu. Safahat’tan 16 şiir seçerek bunları ezberleyen öğrencilere ve ezberleten öğretmenlere ödül veriyor. Özel Enderun Lisesi adına yapılan organizasyon harika bir proje. Bir’den 30’a kadar olan öğrencilere çeşitli para ödülleri veriliyor.

Safahat’tan şiir ezberleme ve okuma yarışmasına ortaokul öğrencileri katılabiliyor. Başvurular 19 Nisan’a kadar yapılacak. 4 Mayısta yazılı, 11 Mayısta sözlü sınav yapılacak. Yarışmayı bir jüri değerlendiriyor. Öğrenci ve öğretmenleri yarışmaya katılmaya, Akif’i okuma, anlama çalışmasına davet ediyorum. İrtibat: 0332.237 81 08; cep 0554 898 24 36

Ali Erkan KAVAKLI / Moralhaber.net

Sınıfta disiplin nasıl sağlanır?

Niğde’de konferans verdikten sonra okul müdürü arkadaşlarla çay içerken okuma tutkusuna hayran kaldığım Gazi İlkokulu Müdürü Mehmet Alkan, ortaya bir soru attı. Ak saçlı, tecrübeli şöyle dedi:

Öğretmen arkadaşların çoğu sınıfta disiplin kurma konusunda problem yaşıyor. Çocukları derse motive edebilmek en önemli problem. Dur, sus, konuşma yöntemi sökmüyor. Dersin bir yarısı bağırıp çağırma ve gürültüyle geçiyor. Televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi teknik yayınların gürültülü, resimli, efektli programlarına alışan öğrenciler, öğretmenleri dinlemeye gelince konsantre olamıyorlar. Kanaatimce eğitimdeki en büyük problemlerden biri sınıf disiplini. Bunca yılın öğretmenisiniz, Almanya’da kaldınız, dünyayı takip ediyorsunuz. Pratik bir çözümünüz var mı?”

Gönlümüz ve beynimizle öğretmenlik yapmak şartıyla problemin çözümü var.

– Nedir, söyler misin diye atıldı Mehmet Bey.

-Memnuniyetle, bildiklerimi mezara götürecek değilim yalnız çocukların gönlüne girmeyi hedeflemeden benim prensibi kullanırsak prensip işe yaramaz, onu da ilave edeyim.

Öğretmeni Başarıya Götüren Yol konulu Rize’de verdiğim konferansı hatırladım. Konuşmam bittikten sonra eğitim fakültesinde okuyan iki öğrenci gelip beni tebrik etmiş ve şöyle demişlerdi:

Dört yıldır eğitim fakültesinde okuyoruz. Öğretmenlerimiz akademisyen, bol bol teorik bilgiler anlatıyorlar. Sizi anlattıklarınız sınıfın içinden. İki saatte dört yılda öğrendiğimizden fazlasını öğrendik.”

Bu sözleri o zaman iltifat olarak algılamıştım. Mehmet Alkan, konunun ciddiyetine dikkat çekip de sınıflarda benim sandığımdan daha ciddi problemlerin yaşandığını söyleyince “paran kadar konuş” metodunu anlatmaya karar verdim.

Her şeyden önce çocukları sevmeli, onlar için çalıştığımıza onları inandırmalıyız. Dersine girdiğim sınıflarla tanışmadan sonra öğrencilerime şöyle derim:

‘Değerli arkadaşlar, sınıfta disiplin sağlamak zor bir iştir, herkes her zaman kendini kontrol edemez, ders anlatılırken birbiriyle konuşan öğrenciler çıkabilir. Bazen de bir ihtiyaçtan dolayı konuşursunuz. Sınıfta disiplin sağlama konusunda bana yardımcı olacağınıza can-ı gönülden inanıyorum. Sınıf sessizliği, dersi anlamanız için gerekli. Dersi derste öğrenirseniz işiniz kolay olur. Benim dersim kolaydır, milyonlarca öğrenci bu dersi her sene geçer. İsterseniz siz de geçersiniz. Yüksek notlar alarak sınıfı geçmeniz beni memnun eder, bu konuda size elimden gelen yardımı yapacağım.

Gelelim sınıfta disiplinin nasıl sağlanacağı konusuna. Sınıfta disiplin sağlama metotlarını gözden geçirelim. Bir arkadaşınız tahtaya gelsin, bu metotları yazalım ve oylayalım. Ben demokrat bir öğretmenim, sizin kabul etmeyeceğiniz bir metodu uygulamam. Sizin kabul edeceğiniz prensipleri uygulayacağız.”

Bir öğrenciyi tahtaya kaldırırım ve aklıma gelen metotları yazdırırım.

Sınıfta disiplin sağlama yolları:

  • Bağırıp çağırma ve azarlama.
  • Disipline verme.
  • Notu silah olarak kullanma.
  • Velinizi çağırıp konuşma.
  • Konuşanın yerini değiştirme.
  • Konuşana yazı yazma ödevi verme.
  • Konuşanın para ödemesi.

Bu metotları tek tek oylatırım, oy çokluğu ile yedinci maddede kabul edilir.

Öğrenciler paranın nereye harcanacağını bilmek isterler. Sınıf kasası oluşturacağımızı, biriken paraların harcanmasına sınıfça karar vereceğimizi söylerim. Çoğu zaman dönem sonunda çay içer, pasta yeriz, ikinci dönem dondurma alırız, fakir bir öğrenciye yardım ettiğimiz olur, kitap alıp kütüphaneye bağışladığımız olur.

Para vermek istemeyen öğrenci, çizgi sayısınca yazı yazar, kitaptaki önemli konuları yazar. Hem sınavlara hazırlanır hem de borcunu ödemiş olur.

Bazen öğrenciye, Sakarya Türküsü, Bayrak, Fetih Marşı, İstiklal Marşı, Çanakkale Şehitlerine, Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Yaş Otuz Bey, Kara Toprak vb. gibi güzel bir şiiri çizgi sayısınca yazmayı öneririm. Şiiri defalarca yazan öğrenci, kolayca ezberler ve sınıfta okur, benden 100 alır. Böylece öğrenci çizgi cezalarını iyi nota dönüştürür.

Yazma ödevini yerine getirmeyen öğrenciye ödev notu veririm ki bu öğrencinin aleyhine olur. Böyle durumlarda öğrenci ile teneffüste özel olarak konuşur, kötü notu düzeltmesi için neler yapması gerektiğini anlatırım. Sınıfça alınan karara öğrenciler çoğu zaman uyar, bu konuda öğrenciyi ikna etmeye çaba sarf ederim.

Öğrenci sorunun çözümüne yanaşmazsa velisi ile görüşür, veli ve öğrenci ile sorunu çözmek için birlikte kafa yorarız. Böyle durumlarda öğrencinin evine gitmeyi, veliyi iş yerinde ziyaret etmeyi göze alırım. Sınıf disiplini sağlayamazsam verimli ders anlatamam, bu durum hem beni hem de öğrencileri rahatsız eder, ayrıca derste verimlilik düşer.

Konuşana çizgi çizme işini gönüllü bir öğrenciye veririm. Çizginin kime çizileceğini ben söylerim. Ayşe konuşunca şöyle derim:

-Ayşe iyi kızdır, sınıf kasasına yardım etmek istiyor, bir çizgi at.

Çizginin değeri bir liradır. “İsteyen öğrenci istediği kadar konuşabilir, parası olan konuşur.” diyerek espri yaparım.

Aynı şey Ahmet için de geçerlidir. Konuştuğu zaman, Ahmet iyi arkadaştır, çiz, sınıf kasasını yardım ediyor, derim.

Bazen kitabımı unutarak sınıfa gelirim, bazen telefonu sessize almayı unuttuğum için sınıfta telefon çalar. Böyle durumlarda kendime çizgi attırırım, sınıf kasasına ben de para veririm.

Dönem sonunda paralarla pasta, simit, dondurma alırız, döner yediğimiz bile oldu.

Eyüp İmam Hatip Lisesinde iken döner yiyip ayran içtiğimizi hatırlıyorum. Dönerciden çıkarken bir öğrenci şöyle demişti:

-Biraz daha konuşsak da üstüne bir de baklava yiyebilseydik daha iyi olurdu.

Sınıf disiplinini oyuna çevirmek gerekir. Oyunla disiplin sağlamak hem öğretmeni kızmaktan, bağırıp çağırmaktan kurtarır hem de öğrencilerin rahat bir ortamda ders dinlemesini temin eder.

Para işini çok da önemsemem. Nadiren de olsa öğrencilerin para vermediği ve benim hiçbir şey olmamış gibi onlara dondurma ısmarladığım zamanlar olur. Çizgi sistemi sayesinde senelerce kızmadan, bağırıp çağırmadan, oyun oynar gibi sınıf disiplini sağladım.

Öğrenciler bizim kendilerini sevdiğimizi, onların başarısı için çaba sarf ettiğimizi, onların iyiliğini istediğimizi görür ve buna inanırlarsa disiplin sağlama konusunda bize yardım ederler.

Not: Sorun çözen ve sevilen bir öğretmen olmak isteyenlere Nesil yayınları arasında çıkan “Öğretmeni Başarıya Götüren Yol” ve “En Sevilen Öğretmen Hz. Muhammed(sav)” isimli kitaplarımı tavsiye ederim. İrtibat: 444 24 14

MORAL HABER

Çocuklara Nasıl Bir Disiplin Uygulayalım?

Anne babaların ve öğretmenlerin çoğu, yetişkinlerin denetimleri (disiplini) sonucunda çocukların iç denetimlerini otomatik olarak geliştirecekleri görüşünde. Bu görüş Freud’un çok bilinen kuramına dayanıyor: Çocuklar büyüdükçe anne-babalarının ve öteki yetişkinlerin bebekliklerinden başlayan denetimlerini yavaş yavaş içselleştirir ve kendi kendilerine disipline etmeye dönüştürür.

Bu görüşe göre, sürekli kontrol ve denetim altında tutulan çocuğun zaman içinde kendisini denetlemeyi ve kontrol etmeyi öğrendiği iddia edilmiş. Çocuk denetlene denetlene, kendisini otomatik olarak denetlemeye başlıyor.

Eminim bu fikri yalanlayan birçok hatıranız gelmiştir gözünüzün önüne. Hangi çocuk denetlenmekten hoşlanır ve bunu içselleştirecek kadar olumlu bir şey olarak görür ve kabul eder ki?

Kendi tecrübelerimize ve yapılan çalışmalara göre kendi kendine disiplin böyle yerleşmiyor. “Kedi yokken meydan farelere kalır” deyişini anımsıyor musunuz? Sürekli denetleyen yetişkinler arkalarını döndükleri zaman küçükler denetimlerini kaybederler. Bazen de yetişkin otoritenin daha önce kendilerine yasakladığı şeyi özellikle yaparlar. Küçükken söz dinleyen, boyun eğen çocuklar büyüdüklerinde sorun çıkaran ve isyankâr yetişkinlere dönüşürler.

Anne babalar olarak buradan çıkaracağımız sonuç, çocuğumuza boyun eğdirmeyi, sözümüzü dinletmeyi marifet saymamak gerektiği olmalıdır. Oysa bu şekilde çocuğa sözünü dinletmeyi başarı gibi veya iyi anne babalık gibi gören ve gösterenler, hiç az değil. Çocuk sessiz ve zararsız, anne baba da mutlu olduğu halde, böyle durumlarda ilk görünüşe aldanmayıp çocuğun yetişkin halini gözlemlemek lazım.

Disiplin; üç temel hedef için uygulanmalı

1. Sevgi ve güveni geliştirmek
2. Özgüven hissini oluşturmak
3. Başkalarını anlamak ve kişilere saygı duymak

Peki, denetlemek çocuğa iç disiplin sağamadığına göre, iç disiplin kazanması için ne yapmak gerekiyor.

Buna karşın kendilerine özgürlük tanınan gençler kendi kendilerini denetleyebilirler. Neden? Kendi seçimlerini yapmalarına kendi kararlarını vermelerine izin verilir de ondan. Gençler yetişkinleri rahatsız eden davranışlarını, eğer yetişkinler de onlara aynı duyarlılığı gösterirlerse, kısıtlayıp denetlemeyi öğrenirler; yetişkinlerle birlikte kuralları belirlemelerine izin verilince, bu kurallara uymak için öz denetimlerini kullanırlar.

Çocuklara yetişkin tarafından belirleneni yapmak zorunda oldukları değil, kendi kararlarını kendilerinin alabilecekleri, kendi seçimlerini yapabilecekleri, birçok seçenek arasında tercih yapmanın rahatlığını yaşayabilecekleri bir özgürlük tanınması halinde iç denetim için gerekli olan birincil şart sağlanmış oluyor.

Hem çocuklar hem de gençler, rahatsız oldukları davranışlarımız hakkında duyarlı davrandığımızı fark ederlerse, onlar da bizi rahatsız eden davranışları hakkında duyarlı davranmaya ve kendilerini kısıtlayıp iç denetimlerini geliştirmeyi öğreniyorlar. Hayatın huzurlu bir şekilde devam etmesi için lazım olan kuralları kendimiz koymak yerine onlarla beraber belirlersek, bu kurallara uymaya çalışıyorlar ve böylece kendilerini denetlemeye alışıyorlar.

Dış denetim ile çocuğa iç disiplin kazandırma teorilerinin ise hayal olduğu gün gibi ortada.

Yetişkinlerin baskıcı disiplin sonucunda korkuyla boyun eğen çocuklar yetiştirebilecekleri doğrudur, ama aynı yöntemle kendi kendilerini disipline edebilen çocuklar yetiştirebilecekleri yanlıştır.

Gençleri etkilemek amacıyla güç kullanmaktan vazgeçtiğiniz zaman, onlar üzerindeki etkiniz artar. Bunun tersi de söylenebilir. Üzerlerinde güç kullanmaya çabaladıkça etkiniz o ölçüde azalır. Neden? Çünkü tepkiyle karşılaşırsınız: Karşı koyma (söyleneni yapmama), baş kaldırma (söylenenin tersini yapma), yalan söyleme (yaptığının tersini söyleme).

İşte bu kısım birçoğumuzun düştüğü yanılgıyı anlamamıza sebep olabilir. Çocuk güce karşı tepkisiz kalmaz ve gösterdiği tepki bizim etkimizin azlığını gösterir.

Uzm. Dr. Kenan Taştan / NurNet.Org / Çocuk Eğitiminde Şimdiki Aklım Olsaydı Kitabından Alıntıdır.

Namazın insana kazandırdıkları nelerdir?

Namaz, Müminin Hayatını Disipline Eder

Günde beş defa kılınan namaz, müminin hayatını disipline etmede büyük rol oynar. Sürekli belli vakitlerde ifa edilmesi, onu ruhen ve bedenen, maddeten ve manen disipline alıştırır. Cemaatle kılınan namazlarda özellikle imama iktida; müminleri askeri bir disipline kavuşturur. İmam “Allahu Ekber” dediğinde artık, konuşan ve Rabb´e yüksek sesle iltica eden o olur. Müminlere aynı zamanda vekalet etmiş olur. İmamın tekbirleri bir direktif halinde tüm cemaati oturtur-kaldırır. Bu açıdan cemaatte manevî, ruhî, yüksek ve yüce bir disiplin vardır. İdeal bir cemaatin ve inanmış topluluğun ileri derecede disipline olmuş formlarını ancak günde beş defa kılınan namazda bulmak mümkündür. Şüphesiz bu disiplin her şeyden önce ruhî, fikrî ve manevî bir disiplindir. Diğer bazı disiplinlerin soğukluğu da onda yoktur. Her ibadet hareketi sımsıcak bir duygu ve disiplin verir insana. Ve bu hareket, bütün ömür boyu devam eder.

Namaz İnsanı Fuhşiyattan Alıkoyar

Peygamberimiz (a.s.m.), “Kim sabah namazını kılarsa, Allah’ın garantisi altındadır” (Kütüb-i Sitte, c.17, s.541) Allah (c.c.), Kur´ân-ı Kerim´de: “Muhakkak namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkor.” (Ankebût, 29/45) buyuruyor. Fuhşiyat ve münkerat, kendilerine has o menhus yönleriyle mümini miraciyesinden ve Allah´a kurbiyetinden uzaklaştırır. Haddi zatında her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır. Günah, işlene işlene insana küfrü kolaylaştırır. Ancak namaz, Allah´a bir kurbiyet olduğu için, insanı her türlü günahtan korur, tıpkı bir paratoner gibi.. Tabiî namaz, gerçek anlamda bir namaz ise. Yukarıdaki ayette de ifade edildiği gibi gerçek manasına ve ruhuna uygun olarak ifa edilen namaz, her türlü kötülükten, hayasızlıktan, azgınlıktan ve taşkınlıktan alıkoyar. Şuursuz ifa edilen bir ibadette ise bu kuvvette bir koruyuculuk söz konusu olmaz.

Nitekim Maûn sûresinde Allah (c.c.) “.. veyl olsun o namaz kılanlara! Onlar ki kıldıkları namazdan gafildirler.” (Maûn, 107/4-5) buyurur. Demek ki namazda, insanı kötülüklerden koruyan bir kuvvet var; var ki, hakkıyla eda edilmediği zaman kul kendini günahlara karşı riske açıyor demektir. Namaz kurbiyeti temsil ettiği için, yüksek düzeyde vefa da istiyor. Bunun anlamı şudur; kulun, namaza karşı gösterdiği vefa, özen ve iştiyak nisbetinde, namaz da ona karşı vefalı olur ve ondaki fuhşiyata açılan duyguları ve kötülük hislerini köreltir. Yani namazda karşılıklı vefa söz konusudur.

Namazın, Kalbî Huzuru Temin Etmesi

Müminin, namazlarını şuurlu olarak eda etmesi, onun düzensiz hayatına bir düzen, dağınık kalbine bir denge ve insicam getirecek, perişan hislerini ayağa kaldırıp bulanık yönlerine de bir ışık saçacaktır. Ve o, bu sayede doğru görme, doğru düşünme, doğru konuşma imkânını elde edecektir. Günde beş defa Rabbin huzuruna gelinip şuurla eda edilen namaz, Allah´ın izniyle bütün bunları insana kazandıracak mahiyettedir. Namaz, bu manaları hem taşır hem de tekeffül etmiş durumdadır.

Evet, müminin hudu ve huşû içinde eda ettiği namaz, gerçek namaz olacaktır. Ama huşuun temini için bir kısım şartlar vardır; evvela huzur-u kalb lazımdır; sonra bir tefehhüm, yani meseleyi kavrama; sonra da bir recâ ve ümitle Rabb´e bel bağlama.. daha sonra da utanma ve sıkılma havası içinde Rabbin huzuruna gelme.

Evvela, huzur-u kalb nedir? Huzur-u kalb, namazda söylenip ifade edilen bütün bu manaların dışına çıkmamaktır. Zaten ” huzur”Arapça manası itibariyle; ” hazır olma”, ” hazır bulunma” demektir. Avamca ifadesi ile, çarşıya pazara çıkarken cüzdanınızı yanınızda taşıdığınız gibi, namazda kalbinizi yanınızda taşımanız demektir. Zira Allah indinde geçer akçe bir şey varsa, o da kalbdir. Siz, kalbinizi O´na verecek, karşılığında da O´nun rahmet ve rızasını alacaksınız.

Namazın İçtimâî Bir İbadet Olması

Ferdî ve ruhî bir ibadet olduğu kadar, namazın sosyalleştirici bir yönü de vardır. Özellikle farz namazların cemaatle kılınmasının lüzumu, ondaki içtimaî muhtevanın boyutunu göstermesi bakımından önemlidir. İslâm´da camilerin, tarih boyunca Müslüman ferdlerin sosyalleşmesinde büyük hizmetleri ve rolü olmuştur. Zira camiler yalnızca ferdlerin namaz ibadetlerini ikame etmeleri için inşa edilmiş değildir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Medine´ye hicret ettikten sonra orada mescidi inşa ettiğinde, Müslümanların bugünkü ifade ile plan ve projeleri, ferdî, ailevî, sosyal ve uluslar arası (diğer kabile ve devletlerle arasındaki ilişkileri adına bütün sorunları mabedde görüşülüyor, istişare ediliyor ve karara bağlanıyordu. Belki daha sonraki yüzyıllara damgasını vuracak olan ilmi faaliyetlerin ve halkaların da merkezi konumuna yükselecekti. İlim ve medeniyetin ilk çekirdekleri, denebilir ki buralarda atıldı. İslâm medeniyetine bir mabed medeniyetidir de denebilir. Mabed, ibadet edilen yer demektir; ama topluca, cemaat halinde ifa edilen ibadet mahalleri, aynı zamanda Müslüman bireylerin sosyalleş¬mesinde ve kamusal bir şuur edinmelerinde temel fonksiyonlar icra etmiştir. Bu bakımdan namaz, İslâm´da yalnızca bir ibadet değildir. Bireylerin sosyalleşmesinde ve ilk şehir ve kentlerin oluşmasında merkezi bir rol oynamıştır. Bilindiği gibi İslâm´da ilk şehirler, camiler etrafında örgülenmiştir.

Namaz insanlar arası eşitliği sağlar

İslâm-ibadet sisteminin amaçlarından birisi de insanlar arasındaki farklı toplumsal statü gruplarını ve sınıfsal yapıları refüze ederek, mahviyet ve tevazu etrafında eşitleyen bir sosyal model oluşturmasıdır. Fakir-zengin, efendi-köle, bilgin-cahil, aristokrat ya da orta halli, memur-sivil, devlet başkanı ve sıradan bir vatandaşı aynı safta ipe dizercesine eşit bir statüye kavuşturmasıdır. Sınıf çatışmalarıyla ilgili kavgalar, insanlık tarihinde nasıl kanlı olaylara, siyasi, kültürel ve etnik gettoların oluşmasına hizmet etmiştir? Bunu Batı´nın tarihinden bilmekteyiz. İslâm tarihinde bu anlamda bir çatışmadan ve farklılaşmadan söz edilemez. Bunun sebeplerinden birisi ve belki de en önemlisi, cemaat halinde kılınan namazların bireylere kazandırdığı kardeşlik ve eşitlik ruhudur. Çünkü her inanmış, kültürel ve sosyal mevkii ne olursa olsun, birlik, beraberlik, ortak düşünce ve hazzı bu namazlar sayesinde elde eder.

Namaz müminin Miracıdır.

Namaz, insanı hakikî insanlığa götüren nurani bir helezondur. Namaz müminin miracıdır. Namazın hakikatini, bir Müslüman´ın hayatındaki yerini, önemini, namaz öncesi konsantrasyonu ve nasıl bir mirac olduğunu anlamak için Muhterem Fethullah Gülen hocamızın “Namaz” yazısıyla sizleri baş başa bırakıyor ve Yüce Mevla´dan bu yazıda gösterilen namaz ufkuna bizleri ulaştırmasını niyaz ediyoruz.

Namaz kılanın bütün yaptıkları ibâdettir

Eğer namaz kılarsanız, bütün ömrünüzü ibadetle geçirebilirsiniz. Bundan daha büyük müjde olabilir mi?

Rabbimizin bize ihsan ettiği nimetler sayılamayacak kadar çok. Buna karşılık kısa bir ömürde yaptığımız sınırlı ibadetlerin, şükür için ne kadar yetersiz olduğu açık. Ayrıca burada ibadetlerimizle ebedî bir Cenneti kazanacağız.

İşte sayısız nimetlere şükretmek ve sonsuz Cenneti kazanmak için ibadetimizin ne kadar yetersiz olduğunu bilen Rabbimiz, bize muhteşem bir fırsat sunmuştur. Eğer namazınızı dosdoğru kılarsanız, diğer dünyevî mübah amelleriniz güzel bir niyetle ibadet hükmüne geçebilir.

Evet, bütün hayatınızı ibadetle doldurmaya gücünüz yetmez. Ama Rabbimiz bunun için altın fırsatlar sunuyor. Bunun üç şartı var:

1- Namazı hiç ihmal etmeden dosdoğru kılmak,

2- Dinen yasaklanmamış mübah ameller işlemek,

3- Bu dünyevî amelleri iyi bir niyetle yapmak.

Sorularla İslamiyet