Kategori arşivi: Yazılar

Risale-i Nur okurken, yazarken ve izahta bulurken nelere dikkat edilmeli?

Risale-i Nur okurken, yazarken ve izahta bulurken nelere dikkat edilmeli?

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın insanlığa gönderdiği en büyük ve en son ve şâmil hidâyet rehberidir. Bununla beraber her asırda değişen sosyokültürel ve ilmî şartlar, Kur’an’ın hakikatlerinin yeniden yorumlanmasını gerekli kılmıştır.

Bu sebeple tefsir ilmi, İslâm düşüncesinin kalbinde yer alır. 20. yüzyılın büyük İslâm mütefekkirlerinden Bediüzzaman Said Nursî, tefsir kavramına yeni bir boyut kazandırmış, onu klasik sınırların ötesinde, çağın idrakine hitap eden bir hakikat ilmi hâline getirmiştir.

Klasik İslâm Tefsir Geleneğinde tefsir, Kur’an âyetlerinin lafzî, dilbilgi, gramer ve nüzul bağlamında ele alan bir ilim tarzı ve dalıdır. Taberî, Zemahşerî, Râzî gibi müfessirler, o zamanlarda ve o yolu takip edenler de yakın zamanlarda kelime kökenlerinden, nahiv ve sarf inceliklerinden yola çıkarak Kur’an’ı anlamaya çalışmışlar ve eserler vermişlerdir. (Cezâ kümullahi ecran azima.)

Bediüzzaman ise, bu yaklaşımı yetersiz bulmaz, ancak çağın ihtiyaçlarına cevap vermede eksik görür. Hatta bu gâye ve metodla işe giriş yapar. Sonra İşârâtü’l-İ’câz[1] eseri tarzından Risale-i Nur Külliyatı’nın tarzına geçiş yapar.

Ona göre tefsir ikiye ayrılır:[2]

A) Tefsir-i lafzî: Kur’an’ın kelimelerini, gramerini ve zahirî anlamlarını açıklayan klasik tefsirlerdir.

B) Tefsir-i mânevî (hakikat tefsiri): Kur’an’ın imanî, içtimaî ve hikmet boyutlarını açığa çıkaran derin manevî tefsirdir.

Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman Said Nursî’nin yazdığı, Kur’an-ı Kerim’in tefsiri niteliğinde olan ve iman, ahlâk, tefekkür gibi bir çok konuyu komprime hülasâlar şeklinde ele alan Dirayet/İşârî Tefsir kategorisinde yer alan bir külliyat’tır.

Tefsirin Gayesi: İmanı kurtarmak ve tahkikî hale getirmektir. Zira o, modern çağın en büyük fitnesinin “iman zaafı” olduğunu belirtir. Bilimsel gelişmeler, pozitivist düşünce ve materyalist felsefe, insanların kalplerinde şüpheler doğurmuştur. Dolayısıyla çağın tefsiri, sadece dilbilimsel izahlarla yetinemez; akıl, kalp, latifeler ve ruhu birlikte tatmin eden bir tarz taşımalıdır ki muvaffak olabilsin.

Bu eserler temelde dört kitap olarak ele alınır. Toplamda 23 ciltten oluşmakta olup standardı 14 cilttir. Risale-i Nur Külliyatı hakkında yazı yazarken veya açıklama yaparken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar şunlardır:

Doğru Anlama ve İfade Etme:

Risale-i Nur, derin mânâlar içeren ve Kur’an’ın hakikatlerini açıklayan bir eserdir. Yazı veya açıklama yaparken, metinlerin orijinal anlamını bozmamaya özen gösterilmeli, hassasiyetle mevzularda yaklaşıp yanlış yorumlamalardan kaçınılmalıdır.

Bunun için eserin orijinal metinlerine sadık kalınmalı ve bağlam dışı yorumlardan uzak durulmalıdır. Çünkü günlük kullanımda olan kelime sayısı çok az ve aynı kelimeleri kullanıp farklı mânâlar ifade edildiği için günlük dil yanlış anlaşılmaya çok müsait bir konumda.

Dil ve Üslup:

Risale-i Nur’un dili yazıldığı dönem itibariyle sade ama derin anlamlar içerir. Yazarken veya açıklarken, hedef kitleye uygun bir dil kullanılmalı; ağır terimlerden kaçınılmalı veya açıklanmalıdır.

Üslup, Bediüzzaman’ın samimi, iknâ edici ve tefekküre dayalı üslûbuna uygun olmalıdır. Polemik, sertlik veya yapaylık içeren ifadelerden kaçınılmalıdır. Bu yazıyı aynı mânâları ifâde ederek daha farklı kelimelerle yazabilirim ama günlük üslûb/jargonda olmayan kelimeler kullanırsam yazımda okuyan kişinin anlama ve yorumlama kapasitesi de değişecektir.

Kaynaklara Sadakat:

Risale-i Nur’dan alıntı/iktibas yapılırken, hangi risaleden alındığı belirtilmelidir. Alıntılar/iktibaslar doğru ve eksiksiz olmalıdır. Kaynaklar net ifade edilmelip çarpıtılmış olmamalıdır.

Eğer yorum yapılacaksa, yorumun kişisel bir görüş olduğu açıkça ifade edilmeli, eserin orijinal anlamıyla karıştırılmamalıdır.

Amaç ve Niyet:

– Risale-i Nur’un temel amacı, imanı güçlendirmek, Kur’an hakikatlerini açıklamak ve insanı tefekküre sevk ederek imanın kuvvetlenmesine vesile olmaktır. Yazı veya açıklama, bu amaca hizmet etmeli, kişisel çıkar veya farklı ajandalar için kullanılmamalıdır. Farklı ajandalar, demogojiye de asla müsaade etmemesi gerekir Risale-i Nur okurları. Sarih ifadeler tevil edilmez. Edilirse tevil edilmeyecek hiçbir şey kalmaz.

Eserin ruhuna uygun olarak, yazılar muhabbet, uhuvvet, tesânüd ve tefekkür odaklı olmalıdır. Kin, garez, menfaat, adavete sevkeden türden olmamalı.

Hedef Kitleyi Göz Önünde Bulundurma:

Yazı veya açıklama, hedef kitlenin bilgi seviyesine uygun olmalıdır. Risale-i Nur’a yeni başlayanlar için daha sade ve açıklayıcı bir dil kullanılmalı; ileri düzey okuyucular için ise daha derin analizler, mülahaza ve müzâkereler yapılabilir.

Kavramlar (iman, tevhid, haşir, nübüvvet, adalet ve ibadet vb.) açıklanırken, kafa karışıklığına yol açmamak için net ve anlaşılır misâller verilmelidir.

Bediüzzaman’ın Hayatına ve Eserin Tarihsel Bağlamına Değinme:

Risale-i Nur’un yazıldığı dönemin şartları savaşlar, toplumsal çalkantılar ve Bediüzzaman’ın hayatındaki mücadeleler, eserin anlaşılmasında önemli bir bağlam sunar. Gerektiğinde bu bilgilere yer verilmelidir. Dolayısıyla Risale-i Nur Külliyatı’nın te’lif dönemi ve tarihçesi de bilinmelidir.

Ancak, biyografik bilgiler veya tarihsel bağlam, eserin ana mesajını gölgede bırakmamalıdır.

Hassasiyet ve Saygı:

Risale-i Nur, dini hassasiyet taşıyan bir eserdir. Yazarken veya açıklarken, İslam’a, Kur’an’a ve Bediüzzaman’a karşı saygılı bir üslup kullanılmalıdır.

Farklı mezhep, görüş veya gruplara karşı önyargılı veya ayrıştırıcı ifadelerden kaçınılmalıdır. Bunu en güzel Üstâd’ım Bediüzzaman yapmıştır.

Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir.
Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz.
Çünki daha şiddetli düşmanlar ve yılanlar var.”[3]

Tefekküre ve Uygulamaya Yönlendirme:

Risale-i Nur, sadece teorik bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda hayatı dönüştüren bir tefekkür rehberidir. Yazılar, okuyucuları tefekküre, Kur’an’ı anlamaya ve günlük hayatta bu hakikatleri yaşamaya teşvik etmelidir. Günlük hayattan kopuk, ayağı yere basmayan, hevâî yazı ve yorumlardan uzak durulması gerekir.

Pratik örnekler veya hikayelerle mânâlar desteklenerek daha etkili hale getirilebilir. Üstâd’dan veya Ağabeylerden bir hâtıra nakledilebilir aşırıya kaçıp metinden uzaklaşmadan.

Doğru Bilgi ve Araştırma:

Risale-i Nur hakkında yazarken, eserin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olunmalıdır. Gerekirse, ihtisas sahibi bu işin uzmanlarından veya güvenilir kaynaklardan destek alınmalıdır.

Yanlış bilgi veya eksik yorum, okuyucularda yanlış anlamalara yol açabilir.

Güncel Bağlantılar Kurma:

Risale-i Nur’un mesajları evrensel ve zamansızdır. Günümüz sorunlarına (materyalizm, ahlâkî yozlaşma, teknoloji bağımlılığı, deizm..) dair çözüm önerileri sunarken, eserin hakikatlerinden faydalanılabilir. Ancak bu yapılırken, zorlama yorumlardan kaçınılmalıdır.

Eğer bir risaleden belirli bir bölümü açıklayacaksanız, o bölümü önce dikkatlice okuyun ve ana fikri netleştirin. Aynı konunun diğer eserlerdeki atıf/bağlantılarını kurarak derinlemesine analiz edin.

– Risale-i Nur’un orijinal metinlerini referans olarak kullanabileceğiniz güvenilir kaynaklardan şaşmayın.

– Eserin ruhuna uygun olarak, yazılarınızda samimiyet, tevazû ve ihlâsı gözetmeye çalışın.

– Sosyal medya detoksu yapın.

– Güvenilir ve doğruluğundan emin olmadığınız şeylerin peşinde düşmeyin.

Risale-i Nur’u okuma ve anlama üzerine diğer yazılarıma da bakabilirsiniz, faydalı olabilir.

Bazı bağlantı adreslerini paylaşıyorum

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-maneviyata-yabancilasan-genclikle-bir-hasbihal-27567yy.htm

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-gencligin-iman-ve-ahlak-kalesi-27408yy.htm

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-genclere-risale-i-nuru-daha-etkili-bir-sekilde-anlatmak-icin-27037yy.htm

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-neden-devamli-okumaliyim-ki-26473yy.htm

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-risale-i-nur-hizmetinde-nasil-ehillesirim-26345yy.htm

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-sayfalar-cevirmek-kulliyatlar-devirmek-mi-26042yy.htm

https://www.risalehaber.com/muhammed-numan-ozel-risale-i-nur-kulliyatini-etkili-okuma-teknikleri-25578yy.htm

Selâm ve duâ ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] şu anasır-ı seb’a’nın, yalnız birinci unsurunun ikinci cüz’ü olan nazmın cezâletini beyan etmek için “İşarâtü’l-İ’câz” namındaki tefsirimi irâe ediyorum. Zirâ bütün o tefsir ancak nazmın cezâletinin bir kısmını şerh edebilmiştir. Rumûz | Asâr-ı Bediiyye (80)

“Harb-i Umumî hâdisat ve netaicleri mani’ olmasa idi, İşaratü’l-İ’caz’ı Allah’ın tevfiki ve izni ile altmış cild yazacaktım. İnşâallah Risale-i Nur, ahîren o mutasavver hârika tefsirin yerini tutacak.” Barla Lâhikası (149)

[2] Buna dair bkz Şuâlar s. (415, 516) ve İşârâtü’l-İ’câz s. (226) ve Tarihçe-i Hayat s. (161)

[3] Tarihçe-i Hayat (313)

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Haykıran Bediüzzaman Bu Zamanda Olsaydı-2

Haykıran Bediüzzaman Bu Zamanda Olsaydı-2

“Bediüzzaman bugün yaşasaydı ne yapardı?” sualine teorik değil, fiilî bir tarzda cevap vermek gerekirse Risale-i Nur’dan aldığımız ölçülerle pratik olarak şunlar yapılırdı:

1. Duâ ve Cevşen ile Manevî Destek

Üstâd, her musîbet ve harpte en evvel Kur’ân’ın duâsına, Cevşen’e, tesbihata sarılmıştır.

Bugün Gazze ve Doğu Türkistan’daki mazlumlar için de “Ya Rab! Mazlumlara nusretini, zâlimlere tokadını göster.” diye sabahlı akşamlı duâ ve istiğfarla meşgul olurdu. Gündeminde bu manalara da yer verir ve lâhikalar neşrederdi.

2. Uhuvvet ve İttihâd-ı İslâm İçin Çalışma:

Bediüzzaman, daima “ittihâd-ı İslâm”ı fiilî bir hedef kılmıştır. Bugün yaşasa, Müslümanların birliğini kuvvetlendirmek için cemaatlerin birbirine muhabbetle bakmasını, bölünmeden tek vücut gibi hareket etmelerini teşvik ederdi.

Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir.

Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz.

Çünki daha müdhiş düşman ve yılanlar var.”[1]

3. Mazlumlara Fiilî Yardım:

Üstâd, elinde olanı paylaşmayı şiâr edinmişti. Bugün yaşasa, maddî yardımları organize eder, fakir ve yetim kalanların iâşesi için Nur Talebeleri’ni harekete geçirirdi. Eskişehir Müdâfaanâmesi’ni ve diğer hapishâne mektuplarını okuyanlar bu manayı elbette görmüştür eserlerde. İman ve İslâm kardeşliğini pekiştirmek için yollar arar ve projeler üretirdi.

4. Kalem ve Hakikat ile Müdafaa:

Üstâd, kalemle ve iman hakikatleriyle mücadele etti. Gazze ve Doğu Türkistan için de zulmü ifşâ eden, ümmeti uyandıran, zalimlerin maskesini indiren risaleler yazar; basın ve ilim yoluyla sesini cihana duyururdu. Sosyal Medya’yı da bu uğurda istihdam ederdi. Üstâd’ımın vefat ettiği zaman İsrail zulmünün yeni başladığı dönemleri olduğu için risalelerde bahsetmedi.

5. Bedduâ Etmemek, Lâkin Zulmü Teşhir Etmek:

Kendi zulme uğradığı hâlde dahi şahsî intikam için bedduâ etmeyen Üstâd, zulmün mahiyetini Kur’ân’ın tokadıyla ilan ederdi. Yani zâlimlerin rezâletini açıklayıp, mazlumlara sabır, şükür ve tevekkülü telkin ederdi. Onuncu Lem’a buna bir misâl olabilir.

6. Şehadet Şuurunu Diriltmek:

Gazze ve Doğu Türkistan’daki mazlumların kanını boşa gitmiş görmez, bilakis “Onların şehâdeti, ebedî saadetin kapısıdır” diyerek ümmete ümit ve teselli verirdi. Gaza ve cihad ruhunu destekler ama bu ülkede manevi cihad olduğunu da vurgulardı. Bediüzzaman hiçbir sahada müsriflik yapmamıştır. Hiçbir şeyi abes görmemiş ve göstermemiştir. Gaza ve cihad şuurunu diri tutmuştur.

Bediüzzaman bugün yaşasaydı:

Kalemle dünyaya zulmü duyurur,

Mazlumlara fiilî yardımı teşkil eder,

Duâ ile manevî destek olur,

Müslümanların ittihâdını tahkim ederdi.

Ne nefesini ne nefsini israf ederdi.

Ümmet bilincini tahkim etmek için beyanatta bulunur ve neşriyat yapardı.

Yeni göç dalgalarında demografik olarak oluşabilecek sorunlara çözüm üretirir ve İslâm kardeşliği vurgusu yapardı.

Risale-i Nur Külliyatı’nı hem dirayet hem de rivayet tefsiri olacak tarzda iki metod takip ederek insanların her iki ihtiyacına da cevap vermeye çalışırdı.

Cenâb-ı Hak, bizleri Üstâd’ın mesleğinde, zulme karşı iman ve şefkâtle mücadele edenlerden eylesin. Âmin.

Selâm ve duâ ile..

Muhammed Numan ÖZEL

İlk yazı için: Haykıran Bediüzzaman Bu Zamanda Olsaydı

[1] Kastamonu Lâhikası (247)

 

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Haykıran Bediüzzaman Bu Zamanda Olsaydı

Haykıran Bediüzzaman Bu Zamanda Olsaydı

Bediüzzaman Said Nursî, bugün yaşasaydı Gazze, Filistin, Doğu Türkistan meseleleri için şüphesiz ki köşesine çekilip sakin ve “görmedim, duymadım” şeklinde bir hayat tercih etmezdi.

Bediüzzaman Hazretleri, kendi asrında mazlum milletlerin ızdıraplarını, ümmet-i Muhammediyye’nin dertlerini, istibdat ve zulüm altındaki ehl-i imanın hâllerini çokça beyan etmiş; mazlumların duası, ümmetin uhuvveti, şefkât-i İslâmiye düsturlarıyla daima ümmetin vicdanını uyandırmaya çalışmıştır. Çünkü o “insanın başına inen müdhiş darbeler ve beliyyât ve beşerin yüzünü tokatlayan şu ehval ve musibat; elbette şu sekri beşerden kaçırıp, beşerin aklını başına toplattıracaktır[1] demektir.

Vicdan ne kadar uyanıksa insan da o kadar hayatla bağ kurar.

Risale-i Nur Külliyatı’nda, Filistin ve Yahudi meselesine dair şu ifadeler yer almaktadır. Ama burada hikmet boyutu ele alınıyor.

Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeğe müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin mes’elesinde, hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki Enbiya-i Benî İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin o eski Peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i millî ve dinî olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan’da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti.[2]

Burada şunun da altını çizmek isterim ki, lakaydane çalışmak yerine disiplinli, azimli, şuurlu olarak farkındalık oranını sürekli arttırarak ve gayr-ı hayâl sahibi olarak yaşamak insana başarı getirebilir şeklinde buradan bu dersi almalıyız.

Hem, mazlumların uğradığı musibetlerde onların dahi bir rahmet ciheti bulunduğunu şöyle ifade eder:

Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.”[3]

“..mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehâdet denilebilir.

Hususan ihtiyarlar ve musîbetzedeler, fakir ve zaîfler, müstebid büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musîbet çekiyorlar.

Elbette o musîbet, onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara kefaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikattan haber aldım.

Cenab-ı Erhamürrâhimîn’e hadsiz şükrettim.

Ve o elîm elem-i şefkâtten teselli buldum.”[4]

Üstadım Bediüzzaman hazretleri, Nur Talebeleri’ne ve bütün mü’minlere, zulme karşı fiilî mukâbele yerine şefkât, duâ ve iman hizmetiyle mukâbele etmeyi tavsiye etmiştir ama şu zamanda bir silah olan “boykot” meselesinde muhakkak tarafını belli etmiş ve bizzat kendisi boykota destek vermişti.

Ben ise, bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum, onun için yalnız memleketimin maddî ve manevî mamulâtını giyiyorum[5]

Benim ve Risale-i Nur’un mesleğinin esası ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibariyle; bir masuma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânilere değil ilişmek, belki bedduâ ile de mukabele edemiyorum.

Hattâ en şiddetli bir garaz ile bana zulmeden bazı fâsık belki dinsiz zalimlere hiddet ettiğim hâlde, değil maddî belki bedduâ ile de mukabeleden beni o şefkât men’ediyor.”[6]

Netice itibariyle eğer Üstad Bediüzzaman Hazretleri bugün hayatta olsaydı:

Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki ve sair beldelerdeki mazlum Müslümanların çektiği zulmü, ümmetin kalbine saplanan bir hançer telakki ederdi.

Âlem-i İslâm’a indirilen o azîm darbeler, âlem-i İslâm hesabına sizin omuzlarınıza isâbet ettiğini biliyorum.”[7] diyerek o zaman ki talebeleri bunu bize ifade etmişler.

Kendisi de bir mülâkatta;

Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümat beni ezdi.

Âlem-i İslâma indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim.”[8] demektedir.

Zalimlerin zulmünü Kur’anî bir lisanla teşhir eder, iman hizmeti ve duâ ile mukâbeleyi esas alırdı. Ama bıçak kemiğe dayandıysa talebeleri alıp Gönüllü Alay Kumandanı olup savaşmasını da bilirdi Bediüzzaman.

Müslümanların vahdetini, İslâm uhuvvetini ve şefkât-i İlahîye’yi en büyük çâre olarak gösterirdi. Daima “İttihâd-ı İslâm”’dan bahsederek bu ittihadı ve ittifakı desteklerdi.

Bizim düşmanımız cehâlet, zaruret, ihtilaftır.

Bu üç düşmana karşı; san’at, mârifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz.”[9]

Sözleriyle ilmin önemini vurgulardı. Çünkü biliyor ki, câhille yola çıkılmazdı.

Cenâb-ı Hak, bizleri Üstâd’ın mesleği üzere, mazlumlara duâ ile, zâlimlere karşı iman ve hakikat ile mukabele edenlerden eylesin. Âmin.

Gazze, Doğu Türkistan gibi yerlerde ki durumla ülkemizdeki durumu kıyaslamak hata olur. Her yerde şartlar farklıdır.

Boykot bu zamanda en büyük ekonomik ve iktisâdî harptir. Boykota destek verelim, duâ edelim. Almamak elin boykotudur. Boykotu anlatmak dilin boykotudur. Kalben Müslümanlara duâ ederek de kalben boykot yapmış olduğumuzu unutmayalım.

Selâm ve duâ ile..

Muhammed Numan ÖZEL

 

[1] Nur’un İlk Kapısı (31)

[2] Şuâlar (507)

[3] Enfâl Sûresi 8:25

[4] Kastamonu Lâhikası (111)

[5] Tarihçe-i Hayat (64)

[6] Şuâlar (372)

[7] Barla Lâhikası (222)

[8] Tarihçe-i Hayat (137)

[9] Tarihçe-i Hayat (64)

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Mübah Görünen Haramlara Karşı İkaz

Mübah Görünen Haramlara Karşı İkaz

Risale-i Nur’un tesettür, hayâ, helâl-haram hududu ve seküler cereyanların ifsadına dairdir.

Hani deriz ya hep ahir zamanın artık ahirine geliyoruz. Çünkü dünya hayâtı ve insan âlemi sürekli bir yenilik ve değişimle karşı karşıya kalıp zamanın hızına ayak uyduramıyor. Tam sisteme alıştım derken yeni bir versiyon yeni bir şey çıkarak bu defa ona alışmaya öneriyor.

Zamanımızın en büyük belâsı, insanın imanını hedef alan dinsizlik cereyanlarının, helâl ve haram hududunu yıkmaya çalışmasıdır. Bu öyle bir şeye evriliyor ki adetâ helâl ve haram diye bir kavram yok gibi insan âlemine bir iz bırakmaya çalışıyor. Hâlbuki İslâmiyet’in en esaslı düsturu, hayatın her safhasında helâl-haram ölçüsüyle yaşamak, Cenâb-ı Hakk’ın emir ve nehiylerine boyun eğmektir.

Fakat seküler zihniyet, insana sınırsız bir serbestiyet telkin ederek, erkek ve kadın arasında “sanki herkes birbirine mübah, helal haram kavramı ortadan kalkmış” gibi bir intiba uyandırıyor.

Bu cereyan, iffeti zedeliyor, aileyi yıkıyor, nesli hem bulaşıcı olan sâri hastalıklarla hem de helak olmakla tehdit ediyor.

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati “Tesettür Risalesi”nde açıkça beyan eder:

Medeniyetin ref’-i tesettürü, hilaf-ı fıtrattır..”[1]

“Bir ailenin saadet-i hayâtiyesi; koca ve karı mabeyninde bir emniyet-i mütekâbile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder.

Tesettürsüzlük ve açık-saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekâbil hürmet ve muhabbeti de kırar.”[2]

Lehviyat ve hevesata meyletmek ve ona yönelmek, samimî hürmet ve muhabbeti izale edip ailevî hayatı zehirlemiştir.

Evet, tesettür sadece bir elbise meselesi değil, bir iman ve hayâ meselesidir.

Tesettür, kadının izzetini, erkeğin sadakâtini, toplumun iffetini muhafaza eden ilâhî bir emirdir.

Tesettür asâleti, tesettüre riayet etmemekse nefse ve hevesata esir olmanın şiarıdır.

Bugün sokaklarda gördüğümüz sefahet manzaraları, hakikatte dinsizlik cereyanlarının ifsadıyla ortaya çıkmıştır. Çünkü her şey serbest, her şey mübah anlayışı, aslında insanı köleleştiren en tehlikeli esarettir: Nefs-i emmarenin esareti…

Risale-i Nur ise, bu dehşetli zamanda, hakikî hürriyetin yalnızca Allah’ın emirlerine teslimiyetle mümkün olduğunu ders verir.

Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir; harama girmeye hiç lüzum yoktur.”[3]

Bu ahirzaman hengâmında bize düşen vazife; tesettür, hayâ ve helâl-haram hududunu bizzat yaşamak, ailemize, evlâtlarımıza bu hakikati talim etmek ve Risale-i Nur’un dersleriyle etrafımıza hakikati neşretmektir. Çünkü Risaleler insana şuur veriyor.

Bu asırda seküler ifsada karşı mukabele-i bilmisil kabil değildir; yalnız Kur’ân’ın nurlarıyla gelen bir iman kuvveti, sefahetin dalgalarını durduran bir dalga kıran görevi yapabilir.

Cenâb-ı Hak bizleri iffet, takvâ ve tesettür ile muhafaza eylesin; helâl ve haram hududunu muhafaza eden kullarından eylesin. Âmin.

Selâm ve duâ ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Lem’alar (194)

[2] Lemalar (197)

[3] Sözler (29)

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Gazi Bediüzzaman Said Nursî ve Nur Talebeleri

Gazi Bediüzzaman Said Nursî ve Nur Talebeleri

Bu hafta, milletimizin kahraman evlatlarını ve gazilerini yad ettiğimiz Gaziler Haftasıdır. Tarih boyunca vatan ve iman için mücadele etmiş nice yiğitlerimiz, her biri ayrı birer kahramanlık timsalidir. Her birinin ayrı ayrı hikayeleri bulunuyor kimisi yürekleri burkuyor kimisi insanı tebessüme getiriyor.

Geçtiğimiz asır bütün dünyada çalkantılı bir asırdı. Büyük savaşlar nice soykırımlar nice insanlar göçüp gitti bu sarsıntılarda.

Bediüzzaman Said Nursî’nin talebeleri de bu kahramanlardan bir kısmını oluşturur.

Evet, Bediüzzaman yalnız medresede oturmuş, kitap yazdırmış, evrad ve ezkariyle meşgul olmuş bir Âlim değildir. Onlar yalnızca iman ve Kur’ân hizmetinde değil, vatan savunmasında da öne çıkmışlardır. 1. Dünya Savaşı’nda ve savaş sonrasında ülkenin sıkıntılı zamanlarında Bediüzzaman Said Nursî bizzat cephede Gönüllü Alay Kumandanlığı yapmış Ruslarla ve Ermenilerle savaşarak vatanın müdâfaasında, ülkenin bütünlüğünün korunmasında, insanların can, mal ve namus emniyeti sağlanmasında çok ciddi emekler sarf etmiştir.[1]

Hulusi Yahyagil,[2] Binbaşı Asım, Mehmet Kayalar, Abdurrahman, Molla Habib, Molla Hamid, Molla Hamza, Molla Resul, Molla Eyüb, Molla Zübeyr… her biri, Allah rızası için hem iman mücadelesini hem de cephede vatanı savunmayı omuzlamışlardır Bediüzzaman’ın yanında yer alarak bu haklı davada birbirlerine omuz vermişlerdir. Çünkü bu haklı vatan dâvâsı sadece bir ilmi mesele değil vatanın müdâfaası meselesidir eğer vatan elden gidecek olursa ne ilimden ne namus’tan ne candan ne maldan mevzu bahis edilebilirdi bunların hiçbirisi söz konusu olamazdı hiçbirisinin emniyeti olmazdı.

Bugün bizler, onların kahramanlıklarını hatırlarken şunu da unutmamalıyız: Her bir gazinin hayatı, sabır, fedakârlık ve teslimiyet âbidesidir. Onların sayesinde iman ve vatan bir arada korunmuş; gelecek nesiller için bir emanet bırakılmıştır. Ne mutlu bu şehitler ve gazilerin yolunda yürüyüp vatan millet bilinci ile hareket edebilenlere.

Yüce Allah’ım!

Vatan ve millet uğrunda kanını dökmüş canını vermiş ahirete ithal etmiş şehitlerimiz ve bu uğurda sayu gayret etmiş gazilerimiz ne hususan Bediüzzaman Said Nursî ve asker talebeleri, gazilerimiz Hulusi Yahyagil, Binbaşı Asım, Mehmet Kayalar, Abdurrahman ve diğerleri gibi yiğitleri rahmetinle kuşat.

Onların yaptıkları fedakârlıkları kabul buyur, bedenlerini ve ruhlarını mübarek kıl, ebedî huzurunda onlara yer ver. Onların bize emanet bıraktıkları Bu dâvâya bizleri sadık eyle.

Vatanımızı, milletimizi ve imanımızı koruyan tüm gazilerimize sağlık, sabır ve ebedî muhabbet ihsan eyle.

Şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle yâd ediyor, bizlere onların izinden yürüyebilme imkânını bahşet. Amin.

Selâm ve duâ ile.

[1] BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ’NİN GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI OLARAK VATAN VE MİLLETE FEDAKÂRANE HİZMETLERİ

Bedîüzzaman Kafkas cephesinde Enver Paşa ve fırka kumandanının hayranlıkla takdir ettikleri hizmet-i cihadiyeyi yaptıktan sonra, Rus kuvvetlerinin ilerlemesinden dolayı Van’a çekildi.

Van’ın tahliyesi ve Rusların hücumu sırasında, bir kısım talebeleriyle Van kal’asında şehid oluncaya kadar müdafaaya kat’î karar verdikleri halde, geri çekilen Van valisi Cevdet Bey’in ısrarıyla, Vastan kasabasına çekildi.

Vali, kaymakam, ahali ve asker Bitlis tarafına çekilirken, bir alay Kazak süvarisi Vastan üzerine hücum etmişti.

Molla Said, Van’dan kaçan ahalinin mal ve çoluk çocuklarının düşman eline geçmemesi için otuz-kırk kadar kaçamamış asker ve bir kısım talebeleriyle o Kazaklara karşı koymuş ve hepsinin kurtulmasını sağlamıştır.

Hattâ hücum eden Kazaklara dehşet vermek için, geceleyin onların üstündeki yüksek bir tepeye hücum tarzında çıkıyor, güya büyük bir imdad kuvveti gelmiş zannettirerek, Kazakları oyalayıp ilerletmiyordu.

Böylelikle, Vastan’ın Rus istilasından kurtulmasına sebeb olmuştur.

Avcı hattında dolaşırken vücuduna dört gülle isabet etmiş, fakat geri çekilmemiş ve gönüllülerin cesareti kırılmaması için sipere dahi girmemiştir.

Hattâ bunu işiten vali Memduh Bey ve kumandan Kel Ali, “Aman geri çekilsin!” diye haber gönderdikleri zaman, demiş:

-Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek…

Hakikaten üç gülle, ölecek yerine isabet ettiği halde; biri hançerini, diğeri tütün tabakasını delip geçmiş ve kendisine bir zarar vermemiştir.

Geceleyin vali ve kumandan Kel Ali ve ahali kurtulduktan, gönüllüler ve askerler çekildikten sonra; bir kısım fedakâr talebeleriyle Bitlis’te bakiyye kalan bir kısım bîçareler için, kendilerini feda etmek fikriyle kaçmazlar.

Sabahleyin düşmanın bir taburu ile müsademe ederler, arkadaşlarının çoğu şehid olur.

Hattâ yeğeni ve fedakâr bir talebesi olan Ubeyd dahi kendi bedeline şehid düştükten sonra düşmanın üç sıra askerini yararak geçip, hayatta kalan üç talebesiyle pek acib bir surette su üzerinde bulunan bir sütreye girer.

Hem yaralı, hem ayağı kırık bir halde; otuzüç saat su ve çamur içinde kalır.

Tüfek ellerinde, o vaziyet-i müdhişe içinde, üst kattaki odada düşman askeri ve zabitleri bulunduğu halde, kemal-i istirahat-i kalble ve ahalinin kurtulmasının sevinciyle sürur içinde, beraberindeki arkadaşlarına teselli vererek der:

-Karşımıza ne vakit çoklukla düşman askerleri gelirse; o vakit silâhlarımızı kullanacağız, kendimizi ucuza satmayacağız, bir-iki düşmana kurşun atmayacağız…

Latîf bir inayet-i İlahiyedir ki; otuzüç saat, onlar Rus askerlerini gördükleri ve Ruslar da onları aradıkları halde bulamadılar.

Bu esnada Bedîüzzaman, talebeleri olan gönüllü fedailere hitaben:

-Arkadaşlar!

Durmayınız…

Sizlere hakkımı helâl ettim, beni bırakınız, siz kendinizi kurtarmaya çalışınız, demesi üzerine, fedakâr ve kahraman talebeler:

-Sizi bu halde bırakıp gidemeyiz; şehid olursak, yine hizmetinizde olsun, deyip kalırlar.

Sonra Ruslar esir edip; Van, Celfa, Tiflis, Kiloğrif, Kosturma’ya sevkederler.

Ermeni fedaileri meşhurdur; hattâ öyle rivayet ederler ki: “Fedailerin yüzleri, kızarmış kömür üstüne tutulup gözleri patlama derecesine gelse dahi, yine sır vermezler.” İşte Ruslar o zaman diyorlardı ki: “Bedîüzzaman’ın gönüllüleri, Ermeni fedailerinin fevkindedir!

Bunun içindir ki, bizim Kazaklarımızı imhada fazla muvaffak olmuşlardır.”

Bedîüzzaman’ı üsera kampına götürürler. …

(İLK HAYATI/Bedîüzzaman’nın Gönüllü Alay Kumandanı olarak hizmetleri) Tarihçe-i Hayat (113)

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[2] Hulusi yahyagil efendinin Çanakkale savaş hatırası için: https://youtu.be/mPabW7t7MOg?si=sK539tsI6KD-gM3A

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org