Murat tarafından yazılmış tüm yazılar

Çocuklarımız

Çocuklar anlamaz değil anlarlar ve hissederler, annelik ve babalık provaları yaparlar. Bilimsel bir araştırmada erkek çocuklar oltaları alıp balık tutarken kız çocuklarının da balıkları pişirdiği görülmüştür. Çocuklar bomboş sayfa şeklinde gelmez.

Allah bize oku diyor, yaz demiyor, öyleyse önce çocuğumuzu tanımaya çalışmalı, istidat ve kabiliyetlerini doğru tespit etmeli. Bediüzzaman’ı, Gazalî’yi yetiştiren anneler bu günün annelerinin bilmediği neyi biliyorlardı.

Çalışan anneler zamanlarının olmadığını söylüyor, ama mutlaka zamanları olmalı, birileri bizim kapımıza bırakmadı onları, çok istedik dualar ettik, hayatın yükünün ağırlığını çocuğa ödetemezsin, onun ne günahı var. Bilenle bilmeyen bir olmaz, bilgili olmak yetmez bilge olmalı, çiçek yada kedi değil onlar suyunu ver yemini ver bitsin. Her dediği koşulsuz yapılan sadece Rabbimizdir, oysa görüyoruz Anneler efendilerine doğurmuş.

Her bitki her toprakta yetişmezken, her koşulda çocuk da yetişmez. Sabah namazına kalkan, yalan söylemeyen Müslüman çocuk yetiştirmek istiyorsak evlerimiz buram buram İman kokmalı, Peygamber efendimiz(sav) gibi ebeveynler olunmalı. Aile kültürü, İslam medeniyeti verilmeli, bu nasıl olur? Bütün bunlar evde yaşanırsa olur. Çocuğuna kazandırmak istediğin özellikleri bir kağıda yaz sonunda karneni göreceksin.

“Bu evden cennette kimseyi eksik istemiyorum” diyerek namaza çağıran anne, işte bu.. 15 yaşından küçük çocuklar sosyal medya mecrasında olmamalı. Bağıran anneler var olursa, kadına şiddet gibi çocuğa şiddette konuşulur bu coğrafyada. Kreş öğretmenleri, oyun terapistleri, pedegoglar ülkenin geleceği için ailelere ulaşmalı. Ailelerden talep beklemeyin, aileler eksik olduğunun farkında bile değiller.

Çetin Kılıç

Kaynak

Hatice Kübra Tongar.

Peynir gemisi

Hayati Bir Ameliyat

Konda Araştırma Şirketi’nin 2019 yılındaki bir araştırmasında Türkiye’de kendisini ateist olarak tanımlayanların yüzde 1’den 3’e çıktığı, deist olarak tanımlayanların ise yüzde 1’den ikiye yükseldiği öne sürülmüştü. İddialar bundan ibaret değil. İmam Hatip Lisesi ya da İlahiyat Fakültesi gibi dini ağırlıklı eğitim veren okullarda okuyan gençler arasında da ateizm ve deizmin yayıldığı iddiaları zaman zaman gündeme getiriliyor.

Çok önemli bir ameliyatın ortasında, cerrahın ameliyatı bırakıp farklı işlerle uğraşması hastayı kaybettirir. Risale-i Nur talebeleri ve iman hizmetine gönül verenler çok önemli çok hayati bir ameliyat ortasındadırlar. Bu ameliyatın adı “Dinsizlik tümörünün İslam bedeninden çıkarılması.” dır. Bu insanların nazarlarını farklı yönlere dağıtmak, ameliyat ortasında yemek pişirmekle eş değerdir.

Öncelikli mesele İslam binasının temeli olan imanın tahkiki bir şekilde tesis edilmesi gerekiyor. Bizimde zaman zaman karşılaştığımız bu insanlarda gördüğümüz bir özellik, ataistlik ve deistliklerinin tahkiki olmadığı. Bir çoğumuz Kuranı Kerimi duvarda görüp ellenilmez, dokunulmaz olarak tanıdık. Ailelerimizin din adına söylem ve icraatlarını hiç sorgulamadık bir bakıma bir çoğumuzun inancıda tahkiki değil. Bu mecrada farklı bir sonuç beklemekte hayalcilik olurdu zaten.

Ecnebi dizileri seyredip, batı medeniyetine hayran gençlerimize İslam medeniyeti varken ABD kıtası bilinmiyordu bile, Avrupa ülkeleri birbirini kesiyordu diyemedik. Freud okuyup Harry Potter yetiştirdik. Üstelik bunlarla övündük. Hazreti Ali gibi imam Gazali gibi İbni Sina gibi zatlar yetiştirmek için Hazreti Muhammed(sav)’i tanımak, onun sözlerine kulak vermek gerektiğini bilemedik. Hiç bir şey için geç değil, reçete belli. Bin uyuyana bir uyandıran yeter. Allah yar ve yardımcımız olsun.

Çetin Kılıç

Kudsi bir gece: Regaip gecesi

Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd ve senâ olsun ki bu yıl da mübarek üç aylara kavuştuk. Zira bu mübarek üç aylarda nice hayır ve mânevî kazançlar vardır. Peygamber Efendimiz (asm) “Recep Allah’ın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.”1 buyurarak bu ayların önemini belirtmiştir.

Bu aylardan ilki Recep ayıdır.  Recep ayının ilk cum’a gecesi ise Regâip gecesidir. Regâib, Arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden ileri gelmektedir. “Reğabe”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. Bu kudsî gecede Cenâb-ı Hakk’ın rızasına, rahmet ve mağfiretine nail olmaya çalışalım, nefis ve hissiyata uyup da bu kudsî geceden gafil olmayalım. Çünkü âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (asm) bulunduğu bir sohbet meclisinde sahabelerden birine: “Sen Receb-i şerifin ilk cuma gecesinde gafil olma ki, melekler o geceye Regâip gecesi demişlerdir. Zirâ o gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kâbe-i muazzam ve etrafında toplanırlar. Cenâb-ı Allah onların bu toplanmalarına muttali’ olunca, onlara hitâben: “Ey meleklerim, dilediğinizi benden isteyiniz.” buyurur. Onlar: ‘Yâ Rabbi, istediğimiz, Recep ayında oruç tutanları mağfiret etmendir.’ deyip, isteklerini arz ederler. Cenâb-ı Allah: ‘Ben Recep ayında oruç tutanları mağfiret ettim buyurur.’”2 diyerek Recep ayının kıymetini ve Regâip gecesinin kudsiyetini ifade etmiştir.

Bu gece öyle sıradan bir gece değildir. Çünkü bu gece duâların reddedilmediği bir gece olmakla birlikte başka bir önemi daha vardır. Bu mübarek gece, Hz. Âmine vâlidemizin Fahr-i Kâinat Efendimizin (asm) rahm-ı mâdere düştüğü gecedir. Bazı rivayetlerde ise Hz. Âmine annemizin hamile olduğunun farkına vardığı gece olarak da ifade edilmektedir. Lâkin Peygamber Efendimiz’in (asm) Regâip Gecesinde ana rahmine düştüğü şeklinde, Bediüzzaman Hazretlerinin de mûteber bulduğu bir rivayet vardır. Kimileri bir takım şeklî zaman ve süre hesapları yaparak bu haberin zaafına hükmediyorlar. Bu gecede rahm-ı mâdere intikal mes’elesi maddî boyutta olmayabilir de. Bu haberi maddesel düşünür ve kılı kırk yararak dokuz aylık bir hamilelik süresi hesaplamasına gidersek yanılabiliriz. Bu gece, pek âlâ; Nûr Muhammed’in (asm) dünyaya teşrifiyle ilgili olarak mukadderâtın —iç yüzünü bilmediğimiz biçimde— bir takvimi olabilir.3

Evet, bizler bu tarz tartışmalara hiç girmeden bu geceyi en güzel şekilde değerlendirmeye çalışalım. Çünkü ömür sermayemiz tükeniyor, geçen zaman geri gelmiyor. Hem her an ecel celladı bizi bulabilir. Bu sebeple ömrümüze mânevî bir ömür eklemeye, fânî olan ömrümüzü bâkî bir ömre çevirme gibi bir fırsatımız var. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bizi karşılayacak olan bu kudsî gecenin her saniyesini rahmet saati olarak bilelim, bulunmaz bir hazine olarak telâkki edelim.

Peki, bu geceyi nasıl değerlendireceğiz? Bu gece en iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak lâzımdır. Evvela ibadetle ve zikirle geçirmeye çalışalım. Kaza namazımız varsa onları kılalım. Tamamına gücümüz yetemeyecekse hiç değilse birkaç günlük kaza namazı kılmaya gayret edelim. Kazası olmayanlar ise tesbih namazı, şükür namazı gibi nafile namaz kılabilirler. Bolca Kur’ân-ı Kerîm ya da Hizbü’l-Kur’ân okuyalım. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımıza tövbe ve istiğfar edelim. Ve tabi ki sürekli duâ edelim. Kudsî duâlar olan Cevşen, Celcelûtiye ve Münâcâtü’l-Kur’ân okuyarak yapmış olduğumuz şahsî duaların üzerine bu duaları da ekleyelim. Ayrıca Kur’ân-ı Hakîm’in asrımızdaki mânevî mu’cizesi olan Risâle-i Nur’u da elimizden geldiği kadar okumaya çalışalım. Sakın ola  “Kur’ân varken Risâle okumak da neymiş?” demeyelim. Çünkü, Bediüzzaman Hazretleri (ra) “İnşâallah, Kur’ân’a ait mesâille iştigal, bir nevi mânevî mütefekkirâne Kur’ân okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-i Kur’ân mânâları Risâlelerin istinsah ve mütalâalarında vardır itikadındayız.”4 buyurarak Risâle-i Nur okumanın ne derece önemli olduğunu belirtmiştir. Son olarak durumu müsait ve sağlığı yerinde olanlar perşembe gününde oruç tutabilirler.

Peygamber Efendimiz (asm) “Şu beş gecede yapılan duâ kabul edilir, geri çevrilmez. Regâip gecesi, Şaban’ın 15. gecesi, cum’a geceleri, Ramazan Bayramı gecesi ve Kurban Bayramı gecesi.”5 buyurmuşlardır. Gelin biz de hep birlikte duâ ederek yazımıza son verelim.

Ya Rabbî! Bu kudsî geceyi en güzel şekilde ihya etmeyi bizlere nasip eyle. Edeceğimiz tövbe ve istiğfarların dergâh-ı izzetinde nasuh tövbe olmalarını ve bu vesileyle günahlarımızdan arınmayı rahmet ve mağfiretinle kabul eyle. Ya İlâhî! Yapacağımız ibadetleri ihlâsla yapmayı müyesser eyle. Okuyacağımız hatimleri, virdleri, ezkârları ve duâlarımızı lütuf ve kereminle kabul eyle.  Bizleri senden razı olan ve senin de razı olup Cennet’ül-Firdevsine ehil olan kullarından olmayı nasip eyle. Allah’ım! Recep ve Şâban aylarını hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan ayına ulaştır.”

Âmin, âmin, âmin…

Dipnotlar:

1- Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423

2- Abdulkâdir-i Geylâni, Gunyetü’t Tâlibin, s. 271

3- Süleyman Kösmene, fıkıh.info

4- Barla Lâhikası, Said Nursî

5- İbn-i Asâkir

 

Said YÜKSEKDAĞ                              

said_yuksekdag@hotmail.com

Regaib Geceniz Mübarek Olsun. Bu Geceyi Nasıl İhya Edelim?

Regaib Gecesi Nedir?

Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar> yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.

Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.

Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da “recebül esabb” denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek… Sabbe, Arapçada dökmek demek… Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten… Receb-ül esabb; Allah’ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.

Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa’ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.

Onun için, “Receb ayı tevbe ayıdır.” demişler. Yâni kul ne yapacak?.. “Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet…” diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girecek.

Şa’ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.

Sevgili Peygamberimiz (sas), Regaib Gecesi’nin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah’ın (sas) Receb’in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı rivayet edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tövbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

Bu aylara “Çok sevaplı ibadet ayları” diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor: “Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise Receb-i Şerif’te yüzden geçer, Şaban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.” (Şualar) Bu geceyi fırsat bilerek gönlümüzü kasvetle boğan duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. Nefsin kötü arzularını frenleyip, huzur-u kalple ibadetin lezzetini almaya, o hal üzere Rabb’imize yönelmeye çalışalım. Gıybet, haset, riya, ucb, kin, nefret ve kanaatsizlik gibi kötü duygulardan temizlenelim.

Bu Geceyi Nasıl İhya Edelim?

• Mümkünse oruçlu olarak karşılanmalıdır.

• Kazâsı olanın hiç değilse bir günlük kazâ namazı kılması çok iyi olur.

• Kur’an-ı Kerim okunmalı, tövbe, istiğfar edilip tefekkür hali üzere olmalıdır.

• En azından yatsı ve sabah namazları camide cemaatle kılınmalıdır. Bu bütün geceyi ihya etmiş gibi sevap kazandırır.

• “Lâ ilâhe illallah”, “Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed”, “Estağfirullah”, “Sübhânallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber”, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” gibi sözleri zikretmek, tekrar etmek çok sevaptır.

Regaib ile İlgili Ayet-i Kerimeler:

Regâib kelimesi Kur’an’da geçmemektedir. Ancak “reğabe”den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur’ân’da sekiz yerde geçmekte ve “reğabe”nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .

Ayrıca, “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır:”

Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:

• Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. (Gunye)

• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. (Miftah-ül-cenne)

• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır. (Ebu Yala)

Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi. (İbn-i Asâkir)

• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)

• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)

• Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır.” (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)

“Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)

• Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )’dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: “Allahım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)

• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. (Taberânî)

• Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)

sorularlaislamiyet.com

İstanbul beyaz gelinliğini giydi

Mehmet Abidin Kartal

Kar beyazı, bembeyazı temsil eder. Kar saflıktır, kalp temizliğidir. Beyaz, saflığın ve temizliğin simgesidir. Soğukkanlılığı, asaleti, masumiyeti, istikrarı ve devamlılığı temsil eder. Huzur ve güven verir.

Renklerin içinde beyazın zihinlerimizde canlandırdığı ilk duygu şüphesiz; temizlik, safiyet, masumiyet duygularıdır. Beyaz, temizliğinin ve ruhi saflığın son sınırıdır. Saf ve temiz oluşun sosyal hayatta en net gözlendiği anlardan olan evlilikte gelinliklerdeki beyazlık masumiyetin, iffetin, namusun ve tertemiz bir ruhun temsili olarak kabul edilmekte ve şuur altlarına bu mesaj verilmektedir.

Bu yüzden olsa gerek pek çok kültürde gelinlikler beyaz renklidir. Evlenecek gelin adayları düğünlerinde beyaz gelinliklerini giyerler. Kainatın Efendisinin (sav) övdüğü İstanbul, 14 Şubat ve devam eden günlere bembeyaz gelinliğini giymiş, bembeyaz bir sayfa açarak giriyor. İstanbul gelinliğini güneşle görüşünceye kadar giymeye devam edecek. Ankara’dan İstanbul’a gelen kızım karı da beraberinde getirdi.

Pencereden İstanbul’u seyrediyoruz, gözümüzün gördüğü her yer bembeyaz karlarla kaplı… Beyaz gelinliğini giymiş İstanbul daha güzel, daha temiz. Bu güzellik ve temizlik düşüncemi aşağıdaki ifadelerle şekillendirdi.

Kar beyaz görüntüsüyle içimizi ferahlatıyor. Kar insana, her şeyi temizliyor gibi, hayatımızın olumsuzluklarını da temizlediğini hissettiriyor. Kar havadaki ve yerdeki maddi mikropları temizliyor. Uçsuz bucaksız beyazlık insana manevi temizlik olan, masumiyet, saflık, temizlik duygusunu hatırlatıyor. Kar bütün kainatı beyaza boyar, çirkinliklerin üzerini örterek bir güzellik meydana getirir. Bir beyaz örtüdür, beyaz sayfadır, kar; bütün çirkefleri, pislikleri örter. Kar, kainatın beyaz sayfası. Kar rahmetin habercisi…Kar rahmetin beyaz sayfası. Kar senesi var senesidir, berekettir.

Kar suyu topraktaki potasyum, kalsiyum, demir gibi mineralleri çözerek bitkilerin beslenmesini sağladığından; kar rahmettir, nimettir. 

Hepsinden önemlisi kar, beyaz sayfanın  ve sayfanın üzerine yazılanların  sahibini  hatırlatıyor. Bir defter sayfasına bir A harfinin yazıldığını görsek bunun bir yazanın olduğunu düşünürüz. Kendiliğinden yazıldığını hiç kimse söyleyemez. Böyle bir iddiada  bulunan gülünç duruma düşer.

Tevhid kelimeleridir kar taneleri. Semadan birlik için inerler bir bir. Kol kola girip, Bir O’lana şahitlik ederler.

Kışın beyaz sayfası olan kar, baharda mahlukatın dirilmesine, doğmasına vesile olan bembeyaz bir Rahmet’tir. Celal içinde Cemal’in tecellisinin sayfasıdır.

Karın soğuk ve üşütücü yüzünün arkasında, milyonlarca bitki ve hayvanların hayat kaynağı olan suya, dirilişe gebe olması vardır. Kar yağmasa bitkiler yeşeremez, bitkiler yeşermese canlılar yaşayamaz, daha bunun gibi sebep ve hikmetini bilmediğimiz sayısız rahmet ve hikmet incelikleri kara takılmıştır.

Manevi kirlerinden temizlenmek isteyen hacılar hac esnasında beyaz ihramlar giyerler.

İnsan beyaz kefenini giyerek ebedi aleme göç ederken, kar da, yeryüzünün kefenidir.

Kışın bembeyaz örtüsüyle bir kefen gibi kaplar tabiatı.

Kışın kefenini giyen tabiat baharda tekrar dirilir. Her kışın bir baharı vardır.

Mektub-u Rabbani olan kar, biz şuur sahiplerine mesaj verir. “Bakın” der; “her kıştan sonra bahar nasıl geliyor ise, şu fani dünyadan sonra da Ahiret gelecektir, haşir olacaktır”…

“Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Ölümünün ardından yeryüzünü nasıl diriltiyor. İşte bu, ölüleri dirilten Allah’tır. Onun gücü her şeye yeter. ”(Rum suresi 50. ayet)