Toplanamayanlar hep dağılıyor…

Yıllar önceydi… Bir camide ikindi namazını kıldık. İmam efendi, “Muhterem cemaat, her gün her zaman Allah’a yalvarıyoruz; “Ya Rabb! Bizleri düşmandan, kıtlıktan, felaketlerden koru!” diye… Fakat dualarımız kabul olmuyor. Neden Türkiye’de anarşi var? Neden içten ve dıştan pek çok düşman ve dert bize musallat oluyor? Neden dualarımız bu felaketleri önlemiyor?

Biraz nefes aldı. Kederli olduğu her halinden belliydi… Devam etti:

Muhterem cemaat; dualarımızın kabul olması için bir şeyler yapmalıyız. Mesela sabah namazına gelirken ağlamalıyız! Ağlayarak dua etmeliyiz ki, dualarımız kabul olsun; Müslüman ülkelere güneş doğsun. Türkiye anarşiden kurtulsun…

Sonra dua etti, cemaat amin, dedi. Fatiha okuyup dağıldık…

Camiden çıkınca cemaatten biri diğerine anlatıyordu: “İmam efendi, ağlayın diyor… Müslümanların derdine ağlamak lazım. Amma hepimiz oturup ağlasak, dertlerimize deva bulmuş olur muyuz?” Oturup düşünmeliyiz, İslamiyet’in hangi kısmını yaşamıyoruz ki, bu dertler başımızdan eksik olmuyor? Ey cemaat, şimdiye kadar dilimizle dua ettik. Bunun yanına fiilî duayı da koyalım. Alimler, dua, hem dil ile hem hal ile yapılır derler. Bizler, dil ile yapılan duayı epeyce beceriyoruz. Şimdi hal ile yapılan duaya biraz hız verelim. Oturalım, konuşalım. Acaba Allah’ın emredip de bizim yapamadığımız nedir? Acaba Asr-ı Saadet’in hangi kısımlarını taklit edebiliyoruz, hangi kısımlarını taklit edemiyoruz, yani yaşayamıyoruz? İşte bu hususları araştırıp noksanlarımızı tamamlayalım. Asırlarca Müslümanlara hayat dini olan İslamiyet, bizi de kurtaracaktır. Yeter ki bu dini yaşamasını bilelim.

Tek bir misal verelim…

Neden Müslümanlar birbirine itimat etmiyor? Bu derdin dermanını birer eczane olan Kur’an’da hadislerde arayalım, bulalım. Çalışmalarımızı İslam’a uydurup, hareketlerimizi ibadete tahvil edelim. Bir yanda da parayı esir alıp İslam’ın emrine sokalım. Parçalanmış motor parçaları gibi, hurda şeklinde durmayalım.” İmam efendi bunları demeliydi. Diyemedi. Belki meseleleri gereği gibi anlayamamış. Biz de imamlık yapamıyoruz. İşte bu “yarımlıklar” bizi perişan ediyor.

Yine dağıldık…

Kimisi işine, kimisi evine…

Hekimoğlu İsmail / Zaman