Zıtların birleşmesinde büyük bir hikmet var

Ey birader-i kalbhüşyar! Ezdadın cem’indendir tecelli-i iktidar; lezzet içinde elem, hayrın içinde şerri, Hüsnün içinde kubhu, nef’in içinde dârrı, nimet içinde nikmet, nurun içinde nârı bilir misin ki sırrı? Hakaik-i nisbiye, sübut takarrür etsin, birşeyde çok şey olsun, bulsun vücud, görünsün. Sür’at-i hareketle bir nokta bir hat olur. Çevirmenin sür’ati yapar bir lem’a-i nur, daire-i nurani. Hakaik-i nisbiye vazifesi, dünyada taneler sünbül olur.

Kâinatın çamuru, revabıt-ı nizamı, alâik-ı nakşışını odur teşkil ediyor. Âhirette bu nisbî emirler orada hakaik olur. Hararette meratib, ona olmuştur sebeb tahallül-ü bürudet. Hüsündeki derecat kubhun tedahülüdür. Sebeb, illet oluyor. Ziya zulmete borçlu, lezzet eleme medyun; sıhhat, marazsız olmaz. Cennet olmazsa belki Cehennem tazib etmez. Zemherirsiz olmuyor… Ger zemherir olmazsa, o da ihrak edemez.” S: 720

Ayrıca, kuvvetsiz kalmış hakk’a kuvvet vermek için, bâtılın muvakkaten musallat edileceğini yine Lemeat’taki bir parçanın dördüncü noktasından şöylece öğrenmekteyiz:

KUVVETSİZ KALMIŞ HAKKA, BİR TAZE KUVVET VERMEK LÂZIM

“Dördüncü nokta şudur: Bir hak bilkuvve kalmış, yahut kuvvetsiz kalmış, ya mahluttur, hem mahşuş. Ona da bir inkişaf, ya bir taze kuvvet vermek lâzım gelmiştir. Mühezzeb ve müzehheb yapmak için, muvakkat bâtıl ona musallat, tâ ki sebike-i hak ne miktar lüzum vardır. Tâ mahz ve hâlis çıksın. Mebadide, dünyada bâtıl etse galebe, fakat kazanmaz harbi.”Akibet-ül müttakin” ona vurur bir darbe!

İşte bâtıl mağlubdur. “El-hakku ya’lu” sırrı onu çarpar ikaba; işte Hak da galibdir.” S: 726 

Paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Cevap Yaz