Etiket arşivi: Abdülkadir ÇELEBİOĞLU

NURLAR ŞİİRİ

NURLAR ŞİİRİ

Nurları aldım elime,
Hakikat oldu ayan.
Okudum kelime kelime,
Dedim ne güzel bir beyan. 

Nurlar ile biz, cihad ederiz.
Fethedip kalpleri, ferah ederiz.
Nurları okur, rahat ederiz.
Niza’ değil ikna ederiz.

Nur-u Kur’ân elimizde,
Özümüzde, sözümüzde.
Tefsir-i Kur’ân’dır bu,
Risale-i Nur gönlümüzde.

Aldım elime Sözler’i.
Hep hakikat özleri.
Besmele ile başlayıp,
İhya etti bizleri.

Aldım elime Kastamonu.
Baktım içi hep dopdolu.
Her mektup ayrı feyiz,
Ayrı bir nurla dolu.

Aldım elime Şualar’ı,
Serâser Nur Deryaları.
Savunmayı öğrendim,
Okumakla müdafaları.

Aldım elime Barla.
Şerefyâb etti Hak Teâlâ.
Mütalaa ve talim ile,
Çeşme-i Nur gibi çağla.

Aldım elime Mektubat’ı.
Okudum sual cevapları.
Kalbimi ve nefsimi,
İkna ediyor izahları.

Aldım elime Emirdağ’ı.
Gördüm çalkantılı zamanı.
Üstâd vermiş talebelerine,
İz’an ile mizanı.

Aldım ele Lem’alar’ı.
Hak affede biz kulları.
Kıssa-i Yunus ve Eyyub ile,
Sardı Nurlar yaralarımı.

Aldım elime Tarihçe-i Hayat’ı.
Tanıdım Üstâd-ı Hayatı.
Asrın vekilini ve hizmetini,
Ders verdi bana hayatı.

Aldım elime Sikke’yi.
Gördüm dest-i gaybî’yi.
Tevafuklu kerametlerle,
Etti bu davaya tasdiki.

Aldım elime Mesnevi-i Nuriye.
Nurları derc etmiş i’lemler ile.
Gel ey kardeşim sen de,
Nur fidanlığını görmeye.

Aldım elime İşârâtü’l-İ’caz’ı.
Tefrik ettim îcaz ile i’cazı.
At üstünde yazmış Aziz Üstâd’ım,
Gördüm Kur’ân’daki ince i̇’cazı.

Aldım elime Asâ-yı Mûsa.
Fışkırır ab-ı hayat nereye vursa,
Kemâl-i imanı kazanır,
Bu Nurlar’ı anlarsa.

Aldım elime İman ve Küfür Müvazeneleri.
Hidayet ve dalâlet mukayeseleri.
İmandaki cennet çekirdeğini,
İspat ediyor Kur’ânî hakikatleri.

Aldım ele Muhâkemat’ı.
Eski Said’in mülahazâtı.
Nebeân etmiş akabinde,
Nur-efşan Risalâtı.

Abdulkadir Çelebioğlu

Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’daki izah metodu

Ahmet Emin Dernekli, Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur’da takip ettiği metodu anlattı. 

Röportaj: Abdulkadir Çelebioğlu

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin sır katibi, vefatının son yıllarında hizmetinde bulunmuş talebelerinden Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin (rh) yanında yıllarca bulunmuş Ahmed Emin Dernekli Ağabey ile röportajımızın 2. bölümü

-Üstâd’ın izah tarzı ile ilgili Konferans eserinde, “Üstâdımız Bedîüzzaman, bir Nur talebesine Risale-i Nur’dan bazan okuyuvermek lütfunu bahşederken izah etmiyor, diyor ki: “Risale-i Nur, imanî mes’eleleri lüzumu derecesinde izah etmiş. Risale-i Nur’un hocası, Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur, başkalarından ders almağa ihtiyaç bırakmıyor. Herkes istidadı nisbetinde kendi kendine istifade eder. Aklınız herbir mes’eleyi tam anlamasa da, ruh, kalb ve vicdanınız hissesini alır. Ne kadar istifade etseniz, büyük bir kazançtır.” Okunan Türkçe veya Arapça bir risalenin izahı, başka bir risalede varsa, onu getirip okuyor” şeklinde geçiyor. Bediüzzaman Hazretleri, hep bu tarzda Türkçe eserlerini ders yapmış değil mi?

-Türkçe Risalelerini, Risale-i Nur izah etmiş. Evet Üstâd’ın tarzı bu. Mustafa Sungur Ağabey de hep bunu yapardı. Risale-i Nur’un şerhi denilince anlaşılması gereken, Risale-i Nur’u Risale-i Nur ile izah etmektir.

[Not: Şerh ve izah metodu ile ilgili külliyatta geçen yer ile ilgili bir derlemede Rüştü Tafralı Ağabey şu dipnotu düşmüştür;

“Mezkûr kısımda geçen izah, şerh, tahşiye, tefsir ifadelerinden:

Risale-i Nur’un haricinde olarak ve kişinin kendi ilmi ve malumat sâbıkasıyla izah ve tefsir edilebileceği şeklinde anlaşılmamalıdır. Zira yukarıda nazara verilen ve Risale-i Nur’un mutlak manada me’haz alınması şartını getiren sarih beyan ve tesbit edilen: “Kesbi ilmin vehbî ilme müdahale edemeyeceği” hükmü ve (Risale-i Nur’u yine Risale-i Nur izah eder) esası, böyle bir anlayışa yol vermez.

Ancak muayyen olan ahkâm-ı şer’iye ve ilmi bazı ıstılahlar muteber ve esas olan mehaz kitablarda mukarrer ve sabit oldukları malum ve müsellemdir ve bu bahisten hâriçtir.” (Risale-i Nur’dan Derlemeler Neşriyatı, İttihad Yayıncılık, s. 52)

Bu yeri Ali Kemal Pekkendir Ağabey’e sorduğumda, bu ifadelerin Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin tüm vekil, varis ve talebelerinin de tasdik ve görüşü olduğunu ifade etmişlerdi. Vehbî i̇lmi yine vehbî ilim ile izah edebileceğimize göre Dinin 1. Hücceti olan Kur’ân-ı Kerîm ve 2. Hücceti olan Hadîs-i Şerifler de bu mânâya dahildir, şerh ve izah haricinde değil içine dahildir. A.Ç.]

-“Bu dürûs-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler’in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir” şeklinde Mektubat’ta geçen yerdeki “allâme”lerin vazifelerini nasıl anlamalıyız? Onlara tavzi̇f edilen “şerh, izah ve tanzimler”den kasıt nedir?

-Mesnevî-i Nuriye’de “niyet” ile ilgili bir bahis vardı. Sungur Ağabey ile Rüştü Ağabey, Molla Sadrettin Yüksel Hoca’ya gittiler.

“…insaflı bir münazır, hayalî bir münazara sahasında, arasıra hasmının libasını giyer, ona bir dava vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla, dimağında bir tenkid lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lâkin niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru’ ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir.” (Mesnevî-i Nuriye, Zeylü’l-Hubab)

Bu yer için gittiler yanına. Burayı Sadrettin Yüksel Hoca ile birlikte anlaşılır bir hale getirdiler. Farkındaysan kardeşim yazanlar, konuşanlar tek başına konuşuyor. Âlim isen âlimlere soracaksın.

Mesela bazı konular oluyor. Ben de Kayseri’deki Abdurrahman Hoca’ya sordum. “Sarih bir konu varsa, sarihe ters bir işaret; sarihi rencide etmeden tefsir edilir.” Usûl bu mudur?” dedim. “Evet” dedi.

Ulemâ da yazar, kendi çalışma yapar. Ama âlimler meclisinde bunu ifade eder.

Bir psikolog arkadaş söylemişti. Hem din dersi öğretmeni, hem psikoloji öğretmeni, hem de İngilizce’ye girerdi; İstanbul’da 1974’te 1975’te. “Risale-i Nur, geniş beyinlerin işidir. Herkes haddini bilecek. Kendi kapasitesine göre alacak. Bu budur demeyecek.” Geniş beyinlere hitap ettiği için Risale-i Nur’un gözüyle baktığı zaman, herkesi yerli yerine koyarsın. Ama Risale-i Nur’un gözüyle değil kendi gözüyle bakarsan, çok kişiyi daire dışına atarsın.

Risale-i Nur’u okumak ayrı, anlamak ayrı. Hüsnü Bayramoğlu Ağabey de derste bunu yapıyor. Mustafa Sungur Ağabey de öyle yapardı. Risale-i Nur’dan okuturdu, o konuyla ilgili Üstâd’dan bir nakil varsa onu naklederlerdi. Biz niye böyle yapmıyoruz? Biz de böyle yapmaya çalışalım.

-Konferans’ta “Bir âlimin yüksek bir ilmi olabilir fakat Risale-i Nur’u cemaate okurken tafsilata girişip eski malûmatlarıyla açıklarsa bu izahatı, Risale-i Nur’un beyan ettiği, asrımızın fehmine uygun ve ihtiyacına tam cevap veren hakikatlerin anlaşılmasında ve tesiratında ve Risale-i Nur’un mahiyetinin derkine bir perde olabilir” şeklinde geçiyor. Burada “eski malûmatlarıyla açıklarsa” perde olduğu anlaşılıyor. Peki yeni malumatlarıyla izah etse olur mu? Bu konuyu Zübeyir Gündüzalp Ağabey’e sordunuz mu?

-Evet. Zübeyir Ağabey’e dedim ki; “Eski malumatlarıyla değil yeni malumatlarıyla izah etse ne olur?”

Zübeyir Ağabey de cevaben dedi ki; “O zaman yeni malumatlarıyla izah etmiş olur.”

Farklı yerlerde geçen mevzuları bir araya getirmek, tertib ve tanzim oluyor. Baskı yapılırken basılan eserlerde sehven yanlış yazılan yerleri düzeltmek, tashih oluyor. Yorum da, tefsir oluyor. Müzakere ve mütalaa da bunun içine giriyor.

Bediüzzaman Hazretleri imanî bahisleri yeteri derecede Risale-i Nur’da izah etmiştir. Zübeyir Ağabey öyle derdi; “Biz Üstâd’ın izahına kanaat ederiz. Sarîh söylediğini sarîh anlarız, işarî dediğini de işarî olarak anlarız.”

-Bediüzzaman Hazretleri’nin işarî beyan tarzının nereden geldiğini düşünüyorsunuz?

-Âhir zaman şahısları ile ilgili Resulullah (asm) Efendimiz işarî beyan etmiş. Üstâd Hazretleri de aynı tarzı kullanmış, işarî beyan etmiş.

KARDEŞLERİM İZAH ŞAHSA BAĞLAR

-Zübeyir Gündüzalp Ağabey’den “İzah şahsa bağlar” şeklinde bir söz naklediliyor. Bu sözü bizzat duydunuz mu? 

Zübeyir Ağabey şöyle dedi, “Üstâdımız dedi ki; ‘Kardeşlerim! İzah şahsa bağlar.” Bediüzzaman’ın sözü. Zübeyir Ağabey’in sözü değil.

-Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur’da takip ettiği metod nasıldır?

Altı başlık altında bunu toplayabiliriz.

1–Tanım

İnsanlar bunu bilmiyor. İnsanlar neyi izah edeceklerini bilmiyorlar. Talikat’ta “İsmihu fen” diyor.

2–Mücerred izah

“Hiç mümkün müdür ki” diye olan, dinli ve dinsiz herkesin “Evet” diyeceği konular. Bunu izah etmek gerekmez çünkü açık.

3–Mücmel anlatım

Yine Talikat’ta geçiyor; “Bir konuyu mücmel ifade edemeyen o hakikata, o konuya vakıf değildir.” Vakıf olan mücmel ifade eder zaten.

Bir misal vereyim. “Allah kâinatı yarattı – hâşâ – O’nu kim yarattı?” diye soruyorlar. Koca hocalar hepsi bu konuda sebep sonuç bağlantısını anlatmışlar. “Lokomotif vagonu çeker, lokomotifi kim çeker denilmez” demişler. Allah’ın yaratması ile ilgili verilen lokomotif misali hatalıdır. Lokomotif misali, sebep–sonuç bağlantısının misalidir. Çünkü yaratmada zincirleme olmaz. Nitekim Allah yoktan var ediyor.

Böyle bir soruya cevap olarak denilir ki; “Sonsuzdan evvel kim vardı?” diye bir soru olmaz.

Ulemâ-i ilm-i kelamın hakaik-i imaniyeyi misaller ile avama anlatmaları zann-ı gálib üzeredir. Çıplak hakikatleri izah etmek ancak Risale-i Nur’un kelimatı ile olur.

4–Mufassal anlatım

“Meselâ” şeklinde Üstâdımız misaller veriyor mu? Üstâd misaller veriyor, hepsine uygula diyor.

5–Alternatif karşıt düşünce ile mukayese

6–Hüküm çıkararak izah edilme

-Peki “Allah kâinatı yarattı – hâşâ – O’nu kim yarattı?” sorusuna nasıl cevap verebiliriz?

Soyutu somutlaştırmayacaksın. Üstâd avamdan havassa kadar izah ediyor. Misal veriyor, “mesela” diyerek. Misali anlasa o kişi anladı.

Bunu soran birine şöyle cevap verdim;

“Matematik biliyor musun?”

“Evet” dedi.

“Sonsuzdan evvel kim vardı diye soru olur mu?” dedim.

“Olmaz” dedi.

“Bak, sen verdin cevabını” dedim.

Konu bu kadar açık.

-Bediüzzaman Hazretleri’nin talebeleri Ağabeylerimiz vefat ettikten sonra nasıl harekette bulunacağımıza dair Zübeyir Ağabey’e sordunuz mu? Bu konuda ne gibi tavsiyeleri vardı?

Zübeyir Ağabey’e sordum ki:

“Ağabey, bizler sizleri ileride göremediğimiz zaman karşılaşmış olduğumuz hadiseler içerisinde nasıl bir hatt-ı harekette bulunmamızı bize tavsiye edersiniz?”

Şöyle cevap verdi:

“Kardeşim! Bir hadise, bir olay olduğu vakit ‘Ben Risale-i Nur’a tam vâkıf değilim’ diye abilere, kardeşlere sorarsın. Üstâdımızın zamanında böyle bir şey olmuşsa Üstâdımız ne buyurmuş veya bu konu hakkında kitapta ne yazmış? Üstâd demiş veya kitapta yazmışsa, o ameli işlersin. ‘Üstâd dememiş, kitapta yazmamış, Zübeyir de dese ben Üstâd’ı dinlerim’ dersin.”

Abdulkadir Çelebioğlu

 

 

 

ZÜBEYİR AĞABEY’İN RİSALE-İ NUR’UN İZAHI HAKKINDA VERDİĞİ ÖLÇÜ

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin sır katibi, vefatının son yıllarında hizmetinde bulunmuş talebelerinden Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin (rh) yanında yıllarca bulunmuş Ahmet Emin Dernekli Ağabey ile konuştuk.

Röportajı Yapan: Abdulkadir Çelebioğlu

– Zübeyir Ağabeyle Risale-i Nur’u anlatma metoduna dair bir konuşmanız oldu mu?

-Daha medresede kalmadan evvel, evimden gidip gelirken Zübeyir Ağabey’e, “Ağabey, iki saat anlatıyorum dinliyorlar. Konuşuyorum, dinliyorlar. İki saat da okuyorum bazen. Ben ne yapayım?” diye sordum.

Sorma amacım şu idi; okurken konuşayım mı, konuşurken okuyayım mı? Yani bir metod öğrenmek istiyordum. Bunu sorduğumda 18 yaşlarımdayım. Evimde de Risale-i Nur’u okumakla meşgulüm.

Verdiği cevap şu oldu: “Kardeşim Ahmet Emin! Okuduğunda dinliyorlarsa okursun. Konuştuğunda dinliyorlarsa konuşursun. Dinlemiyorlarsa, ne okur ne konuşursun.”

 

 

 

 

– 29. Mektub’daki, “Bu dürûs-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler’in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir” cümlesinin geçtiği bahsi Zübeyir Ağabey’e sordunuz mu?

-Evet sordum. Bana aynen şöyle dedi: “Kardeşim! Üstâdımız, bu bahsi Barla’da iken yazdı. Daha sonra yazdığı eserlerle, gerek imanî bahis gerek lâhikalarla Risale-i Nur’da izah edilmesi gereken her şeyi izah etti. Biz Üstâdın izahına kanaat ederiz. Sarîh söylediğini sarîh anlarız, işarî dediğini de işarî olarak anlarız.”

ÜSTAD KABİLİYETLERE GEM VURMAZ

– Kastamonu Lâhikası’ndaki, “Vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve talim ile belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci mektubları te’lif ile ve Dokuzuncu Şua’ın Dokuz Makamını tekmil ile ve Risale-i Nur’u tanzim ve tertib ve tefsir ve tashih ile devam edecek” bölümünü nasıl anlamalıyız?

-Bu yeri sorduğumda Zübeyir Ağabey dedi ki:

“Kardeşim! Üstad kabiliyetlere gem vurmaz. İleride bir şeyler yazmak isteyenler olur. O bahse [Kastamonu Lâhikası’nda geçen bahse] bakar. ‘Üstâd dedi’ diye yapmaya çalışır. Onu bilmese Üstâd’a karşı olarak olur. Allah muhafaza etsin, zarar görür.”

Bu gibi şeyler daire dışında olur. Daire içinde Risale-i Nur kâfidir.

-İzah, haşiye ve şerh sadece “müteferrik risalelerdeki parçaların toplanması” ile mi olur yoksa bu sadece izahın tarzlarından biri midir?

-Erkân-ı imaniyenin her birisinde Risale-i Nur’u me’haz alırsın. Bazen öyle konu oluyor ki Risale-i Nur’da geçen 7–8 tane konu ile birlikte anlatılıyor. Zaten Üstâd devamında diyor; “Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş, başka yerlerde aramaya lüzum yok.”

ÜSTÂD, YÂSÎN SÛRESİ’NİN MÂNÂSINI RİSALE-İ NUR’UN İÇERİSİNE SERPMİŞ

-Peki “vazifem bitmiş gibi bana geliyor” ifadesiyle ne anlatılmak isteniyor?

– Bediüzzaman Hazretleri’nin “…vazifem bitmiş gibi bana geliyor” demesi yani “ömrüm devam ederse yapacağım” demektir.

Yirmi Beşinci Mektûb’u mükemmel yapacak birisi var mı? Yok. Otuz İkinci Mektûb’u te’lif edecek biri var mı? Yok. Zübeyir Ağabey’e bu yeri sordum. Şöyle dedi;

“Ehl-i ilim insanlar vardır. Kabiliyeti vardır. ‘Üstâd böyle demiş. Ben yapayım’ der. Üstâd kabiliyetlere gem vurmaz.”

Mehmed Feyzi Efendi’ye de sordum: “Üstâd, Yirmi Beşinci Mektûb’un te’lif inden yani Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri’nden bahsediyor. Te’lif edileceğini söylüyor.”

Cevaben şöyle dedi: “Üstâd, Yâsîn Sûresi’nin mânâsını Risale-i Nur’un içerisine serpmiş.”

BEDİÜZZAMAN DERSİN KIYMET VE EHEMMİYETİNİ İFADE EDERDİ

-Zübeyir Ağabeyin YouTube’da “Vesvese Risalesi Dersi” var. Orada 8 yerde durarak izah ediyor, açıklıyor. Anladığı mânâyı söylüyor…

– Zübeyir Ağabey vesveseyi anlatıyor. Çok enteresan bir nokta. Analiz etmek lâzım. Ondan gördüğüm için, ona dayanarak söylüyorum. Zübeyir Ağabey, Üstâd’dan naklediyor; “Üstâdımız buyuruyor ki; ‘Kardeşlerim! Benim böyle bir derse ihtiyacım olsa, benim böyle bir derdim olsa, onun da cevabı Hindistan’daki bir kitapta bulunsa, derhal oraya gider derdimin dermanını alırım. İşte o kitap sizin elinizde.”

Yine Zübeyir Ağabey şöyle dedi: “Üstâdımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, ders arasında gerektiği zaman o dersin kıymet ve ehemmiyetini ifade ederdi.”

Zübeyir ağabeyin açıklamaları da “dersin kıymet ve ehemmiyetini” ifade ediyor diyebiliriz.

ÜSTÂD BİR ÇAM KOZALAĞINI ELİNE ALDI, 6 SAAT ÜZERİNDE DURDU

-Zübeyir Ağabeyin Mehmed Kırkıncı Hoca’ya “Hocam, İşârâtü’l-İ‘câz’ı birlikte mütalaa edelim” şeklinde bir sözü naklediliyor.

-Bu akıl noktasından değerlendirilebilecek bir şeydir. Bir mevzuyu anlayan birisi varsa onunla mütalaa ederiz. İşârâtü’l-İ‘câz’ı anlayabilmek için, Arapça gramer kaidesini bileceksin. Diğer tefsirleri bilirsen, bunu görebilirsin. Mesela Muhâkemat, medrese mezunu âlimlere hitap ediyor. Âlim bir zât, İlahiyat noktasında İşârâtü’l-İ‘câz’ı ders verebilir. Ahmet Suphi Fırat diye Arapça ve Farsça profesörü vardı. Odasından çıkarken ona İşârâtü’l-İ‘câz’ı verdim. ‘Hocam bir bakar mısınız?’ dedim. Şöyle ayakta 3-5 dakika baktı. ‘Bu çok büyük bir âlimmiş’ dedi. O kitabı daha önce hiç görmemiş.

Delil herkes tarafından bilinendir. Oradan hükme geçiş akıl iledir. Bunu izah edecek babayiğit yoktur. Neyi izah ediyor? Delili izah ediyor. Ama İşârâtü’l-İ‘câz’ı, Mesnevî-i Nuriye’yi Üstâd izah etmiş.

Tahirî Ağabey bana anlattı. O bana bir metod oldu. Şöyle dedi:

“İlk ders 5 dakika oldu Ahmet Emin. Daha sonra arttı arttı, Üstâd bir çam kozalağını eline aldı, 6 saat üzerinde durdu. Namaz vakitlerinden sonra da devam etti.”

ZÜBEYİR AĞABEY O KADAR HİSSEDEREK OKURDU Kİ HERKES ANLARDI

-Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur okurken okuduğu yeri izah eder miydi?

-Üstâd’ın izah etmesi yok. Zübeyir Ağabey’e birisi bir şey sorsa, imanî bahsi okurdu. Zübeyir Ağabey gerektiğinde lügat mânâsını verirdi. Fakat okuyuşu; o kadar hissederek, o kelimeyi canlandıracak ifadesiyle ve vurgusuyla olurdu ki herkes anlardı. Süleymaniye medresesine gelen genelde Yeşildirek esnafı olurdu. Derslerden çıkınca ‘Bizim kelime sıkıntımız yok, biz anlıyoruz. Peki siz anlıyor musunuz?’ diye onlara sorduğumda, ‘Anlıyoruz tabi ki’ dediler. Kimse ‘anlamıyoruz’ demedi.

İşârâtü’l-İ‘câz’ı ve Mesnevî-i Nuriye’yi Üstâd fevkalade anlatmış Barla’da. 2 saat, 4 saat, 6 saat boyunca Arapçasını Türkçe olarak izah etmiş, anlatmış.  Mesnevî-i Nuriye’yi izah etmiş, Tahirî Ağabey’den duydum.

(Devam edecek)

Risale Haber 

Abdullah Yeğin Ağabey’in Şehid Metin Yüksel İçin Yazdığı Taziye Mektubu

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabey, Molla Sadrettin Yüksel Hoca’nın oğlu Metin Yüksel’in şehit edildiği sırada Almanya’da bulunuyordu.

Şehadet haberini alan Abdullah ağabey taziye mektubu yazdı. Mektubunda Metin Yüksel’in annesine ve kardeşlerine de başsağlığı dileyen Abdullah ağabey, On Yedinci Mektub’u okumalarını tavsiye ediyor.

Metin Yüksel’in kardeşleri için “Metin’in okuduğu Risale-i Nur derslerine devamlarını, heyecanlı hallerden sakınarak derslerine iyi çalışmalarını beklerim” ifadesini kullanan Abdullah ağabeyin 2 Mart 1979 tarihli mektubu şöyle:

Muhterem Sadreddin Efendi Hocam,

Bu gün bana gelen bir mektupta, sizin mübarek Metin’in şehid edildiğini bildiriyor. Cenâb-ı Hak rahmet eylesin, sizleri şehid babası yapan Allah’a duâmızda cümlemizin şehidlerle beraber olmasını niyaz ederiz. Dünyada hiçbir emeline ermeden sırf İslâmiyet’ten gelen heyecanından başka kusuru olmayan, İslâm gençliği olarak derslerine de dikkat eden bu fedakâr kardeşimizi şehid eden ne yaptığını yapacağını bilemeyen zavallılar, umduklarının aksi ile Cenâb-ı Hak’tan silleyi yiyecekler i̇nşâallah.

Sizin teselliye hususan benim sözlerime belki ihtiyacınız yoktur. Îmânınız, fazilet ve ilminiz teselliye kâfidir. Kardeşleri ve annesi için Üstâd’ımızın Mektubat’ında On Yedinci Mektubu okumalarını veya dinlemelerini tavsiye ile iktifa edeceğim. Cenâb-ı Hak sizlere sabr-ı cemil ihsan eylesin. Dünyanın fitne ve anarşisinden cümlemizi muhafaza ile hepimizi îmân ehlinin yolundan, Kur’ân Cadde-i Kübrâsı’ndan bir an bile ayırmamasını Rahmet-i İlâhiye’den niyaz eder, mübarek dualarınızı beklerim.

Buradaki işlerimiz için muvakkaten diye geldim, fakat bırakıp gelmeye vicdanım râzı olmadı ve buradaki kardeşlerin ısrarlarını çiğnemedim. Bir kaç ay mı veya daha fazla mı bilemiyorum, buralarda Allah müsaade ederse kalacak gibiyim.

Oradaki kardeşlerimiz sizi, benim yerime de ziyaret ederler biliyorum. Son zamanda meydana gelen hâdiseler, İnşâallah İslâmiyet’in lehinedir. Bazı nâhoşluk ve bize göre fena hâdiseler olsa da, her şeyin idaresi elinde olan Rabb-i Rahimimiz, Müslümanları uyanıklığa çağırıyor. Avrupa mukallidi, körü körüne düşmana benzemeyi İslâm’dan uzaklaşmayı ve bunun gibi, dinimiz için çalışmamanın fenalığını ihtar ediyor. Gâvurdan gelen zararı gözlere gösteriyor. Cenâb-ı Hak âkıbetimizi en bahtiyar mü’minlerden, sâlihinden eylesin rahmeti ile..

Buraya ait bir emirleriniz olursa haberlerinizi beklerim. Dua eder, ellerinizden öperim, mübarek dualarınızı rica ederim. Çocukların da gözlerinden öper, Metin’in okuduğu Risale-i Nur Derslerine devamlarını, heyecanlı hallerden sakınarak derslerine iyi çalışmalarını beklerim. Buradan bütün Berlin’deki kardeşlerimiz selam ve hürmetlerini bildiriyorlar ve başsağlığı dilemektedirler.

Allah’a emanet olunuz.

Kusurlu Kardeşiniz Abdullah Yeğin (2.3.979)

(Şehid Metin Yüksel Kardelenlerin Kan Kırmızı Açtığı Gün, Mehmet Ali Tekin, s. 214)

Metin Yüksel Kimdir?

17 Temmuz 1958’de Bitlis’e bağlı Kolongo Yaylası’nda doğan Metin Yüksel, İslam âlimi Molla Sadrettin Yüksel Hoca ile Sarete Yüksel Hanım’ın oğludur. Dokuz yaşında ailesiyle İstanbul’un Fatih ilçesine yerleşen Metin Yüksel, eğitim hayatı boyunca öğrenci olaylarında ön saflarda rol aldı ve Akıncılar adı verilen öğrenci hareketinin liderliğine yükseldi.

İslâmî görüşleri ve karşı görüşlü kişi ve örgütlerle mücadeleleriyle bilinmektedir. 12 Eylül Darbesi öncesi dönemin sağ-sol çatışmalarında Millî Selamet kanadının gençlik lideri haline geldi. 26 Ekim 1977 günü Darüşşafaka Lisesi’nin önünde üç arkadaşı ile birlikte sekiz sol görüşlü kişinin saldırısına uğrayan Metin Yüksel, ikisi midesine, biri de dizine olmak üzere üç kurşun yarası almasına rağmen çatışmadan sağ kurtuldu.

23 Şubat 1979 tarihinde Fatih Camii’nin avlusunda bir cuma namazı çıkışında bir grup tarafından kendisine pusu kuruldu. Kurulan pusu sonucunda, Metin Yüksel 21 yaşında şehid edildi.

Abdulkadir Çelebioğlu

HAŞİR RİSALESİ’NİN KIYMET VE EHEMMİYETİ

Haşir Risalesi, Risale-i Nur Külliyatı’ndan 10. Söz eserinin diğer ismidir. Kıymet ve ehemmiyeti noktasında da Risale-i Nur Külliyatı’ndan pasajlar ile konuyu ele alacağız İnşaAllah.

Onuncu Söz ile ilgili Sözler eserinin sonundaki fihristte şu bilgiler yer almaktadır;

“ONUNCU SÖZ: 

 فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ

âyetinin mealinde ve haşir ve âhiret hakkındaki âyâtın mühim bir hakikatini, on iki mantıkî ve makul suret-i temsiliye ile ve on iki hakaik-i kàtıa-i bâhire ile tefsir etmekle beraber, iman-ı bi’l-âhireti o kadar kuvvetli bir surette ispat eder ki bütün bütün kalbi ölmemiş ve bütün bütün aklı sönmemiş bir insan, o ispata karşı teslim olur. İzn-i İlahî ile imana gelir. İmana gelmezse de inkârdan vazgeçmeye mecbur olur.” (1)

Burada da geçtiği üzere, Haşir Risalesi “iman-ı bi’l-âhireti o kadar kuvvetli bir surette ispat eder ki bütün bütün kalbi ölmemiş ve bütün bütün aklı sönmemiş bir insan, o ispata karşı teslim olur. İzn-i İlahî ile imana gelir. İmana gelmezse de inkârdan vazgeçmeye mecbur olur.” Bu derece etkili bir eserdir.

Haşir Risalesi sadece başında geçen Rum Sûresi 50. Âyet-i Kerîme’nin tefsiri değildir.

Rum Sûresi 50. Âyet-i Kerîme’de mealen şöyle buyurulur; “Şimdi Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şübhesiz ki O, ölüleri elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (2)

Bu Âyet-i Kerîmenin tefsiri sadedinde Mu’cizat-ı Kur’âniye Risalesi’nde şu ifadeler geçmektedir; “Her bahar mevsiminde ihya-yı arz keyfiyetinde üç yüz bin tarzda haşrin numunelerini nihayet derecede girift, birbirine karıştırdığı halde nihayet derecede intizam ve temyiz ile nazar-ı beşere gösteriyor ki bunları böyle yapan zata, haşir ve kıyamet ağır olamaz, der. Hem zeminin sahifesinde yüz binler envaı, beraber birbiri içinde kalem-i kudretiyle hatasız, kusursuz yazmak; bir tek Vâhid-i Ehad’in sikkesi olduğundan şu âyetle güneş gibi vahdaniyeti ispat etmekle beraber, güneşin tulû ve gurûbu gibi kolay ve kat’î, kıyamet ve haşri gösterir.” (3)

Haşir Risalesi’nin sadece başında bulunan âyetin tefsiri olmadığına delillerimizden biri de “haşir ve âhiret hakkındaki âyâtın mühim bir hakikatini” tefsir ettiğinin ifade edilmesidir. Burada haşir yani öldükten sonra dirilme ve âhiret hakkındaki âyâtın/âyetlerin mühim bir hakikatini tefsir ettiği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Demek ki Haşir Risalesi’nin kıymet ve ehemmiyetinin bir noktası da bir tek âyetin değil konuyla ilgili âyetlerin tefsiri mahiyetinde olmasıdır. Konulu tefsir bağlamında ele alacak olursak, Haşir Risalesi; öldükten sonra dirilme ve âhiret ile ilgili âyetlerin genel bir şekilde ele alınarak, mânâ bakından tefsir edildiği mükemmel bir eserdir.

Onuncu Söz’ün fihristinde geçen yerde, “on iki mantıkî ve makul suret-i temsiliye ile ve on iki hakaik-i kàtıa-i bâhire ile tefsir et”tiği belirtiliyor. Haşir Risalesi’nde on iki mantıkî/mantıklı ve makul/aklın kabul edeceği kıyaslamalı temsil vardır. Ve “on iki hakaik-i kàtıa-i bâhire ile tefsir etmek”tedir. On iki apaçık, belli kesin hakikatlerle tefsir etmesi de aklî – mantıkî delil isteyenlere bir deva hükmündedir.

Haşir Risalesi’nin yüzlerce Kur’ân-ı Kerîm âyetinden süzülmüş damlalar olduğu Mektubat eserinde şöyle ifade edilmiştir;

“Hattâ Onuncu Söz, yüzer âyât-ı Kur’âniyeden süzülmüş bazı katarattır.” (4)

Kur’ân-ı Kerîm’in manevî bir tefsiri olan Risale-i Nur eserleri yüzlerce ilgili âyeti de mânâ olarak ele almıştır.

Peki başka ne gibi önemi var bu eserin? Cevabı;

“…hakaik-i imaniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki en büyük bir dâhî telakki edilen İbn-i Sina, fehminde aczini itiraf etmiş “Akıl buna yol bulamaz!” demiş. Onuncu Söz Risalesi, o zâtın dehasıyla yetişemediği hakaiki; avamlara da çocuklara da bildiriyor.” (5)

Bu nokta üzerinde durulması lâzım gelen çok önemli bir noktadır. En büyük bir dâhî telakki edilen yani kabul edilen İbn-i Sina, fehminde/anlatışında aczini itiraf etmiş ve haşir konusunda “Akıl buna yol bulamaz!” demiş. Yani haşir/öldükten sonra dirilme nakli bir meseledir ama akıl ile biz bunu anlayamayız demiş. Onuncu Söz olan Haşir Risalesi, o zâtın yani İbn-i Sina’nın dehasıyla yetişemediği hakaiki/hakikatleri; avamlara/halk tabakasına da çocuklara da bildiriyor.

Peki Haşir Risalesi’nin kıymeti takdir edilmiş midir? Cevabını da Barla Lâhikası’nda şöyle alıyoruz;

“Onuncu Söz’ün kıymeti tamamıyla takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususi belki elli defa mütalaa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim.” (6)

Eserin müellifi/yazarı olan Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin bile bu mektubu yazdığı zaman “elli defa mütalaa” ettiği görülüyor. Ve her defasında da bir zevk almış ve sürekli okumaya ihtiyaç hissetmiş. Biz de aynı şevk ve gayret ile okumalı ve mütalaa etmeliyiz. Çünkü sürekli Kur’ân ve Îmân hakikatlerine ihtiyacımız vardır.

Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin talebelerinden Hafiz Halid Ağabey’in bir mektubunda harika olan Haşir Risalesi ile ilgili şunlar geçmektedir;

“Gayet yüksek olmakla beraber, Onuncu Söz ismiyle iştihar eden haşre dair olan risalesi pek hârikadır, câmi’dir. Ulemaca sırf naklî olan haşri ve neşri, gayet kuvvetli ve kat’î delail-i akliye ile ispat etmiştir. Onunla çokların imanını kurtarmışlar.” (7)

Bir önceki yerde İbn-i Sina örnek verilmişti. İbn-i Sina haşir meselesinde “Akıl buna yol bulamaz” demişti. Buradan da anlaşılacağı üzere İslâm âlimleri tarafından da sırf naklî bir mesele olarak görülmüştür, haşir meselesi. Naklî yani âyet ve hadislerde bu mesele vardır, îmân ederiz şeklinde ifade etmişler. Haşir Risalesi de bu naklî meseleyi kesin aklî deliller ile ispat etmiştir. Elhamdülillah bu eser vesilesi ile çoklar imanını kurtarmıştır.

Haşir Risalesi ile Tarihçe-i Hayat’ta geçen şu ifadeler de konumuza bakmaktadır.

“Evet Onuncu Söz, haşir gibi bir rükn-ü azîm-i imanın etrafında çelikten bir sur oldu ve ehl-i dalaleti susturdu.” (8)

Haşir meselesi, imanın şartlarından olan âhirete iman konusunun içindedir. Îmânın azîm/büyük bir rüknüdür yani esasıdır. Haşir Risalesi de çelikten bir sur oldu ve Allah’ın izniyle ehl-i dalâleti yani doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseleri susturdu.

İçerik olarak Haşir Risalesi;

“Onuncu Söz, on iki parlak ve kat’î hakikatler ile Esma-i Hüsnadan bir kısım isimlerin âhirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş.” (9)

Haşir Risalesi hakkında şu bilgiler de önem arz etmektedir;

“Üstâdımız Barlada iken bir bahar gününde rahmet-i İâhiyenin âsarını bağ ve bahçelerde müşahedesinden ve ihtiyarsız olarak

 فَانْظُرْ اِلَي آثَارِ رَحْمَةِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِي الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا

  اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِي اْلمَوْتَي وَهُوَ عَلَي كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Âyet-i kerimesini kırk defaya yakın okumasından sonra, tul’u etmiş gayet kıymettar ve bu zamanda çok lüzumlu ve inkâr-ı haşir mefkuresini köküyle kesip, İbn-i Sina gibi acib bir dahinin (haşir, bir mes’ele-i nakliyedir, akıl bu yolda gidemez) dediği haşri en basit fehme de kabul ettiren; ve haşrin binler nümunelerini arz yüzünde gösteren ve haşri iktiza eden pekçok esma-i ilâhiyeden tut, tâ mahiyet-i insaniyenin acib istidad ve garib cihazatının iktizasına kadar herşeyde haşri isbat eden bir risaledir.” (10)

Haşir meselesi ile ilgili şu ifadeler ise dikkat çekicidir;

“…hakikat-i haşir ve kıyamet, ism-i a’zamın ve bazı esmanın derece-i a’zamının mazharıdır.” (11)

Demek ki bu mesele ism-i a’zamın ve bazı esmanın derece-i a’zamının mazharı olan bir meseledir.

Burayı kısaca izah edecek olursak;

“İlahî kudretin dünyadaki tecellisi perdeli ve derecelidir,   âhiretteki tecellisi ise ânî ve def’îdir. İşte bir ismin ya da sıfatın en ileri derecede  tecellisine “âzamî tecelli” denilmektedir.  Haşirde ölmüş cesetlerin bir emirle bir anda ve sebepsiz olarak hayat bulmaları kudretin azamî tecellisidir. Diğer isim ve sıfatları da buna kıyas edebiliriz.

Her isim ya da sıfatın kendine has bir tecelli sahası vardır ve bu isimler en parlak şekilde  bu sahada kendini gösterirler, diğer isimler bu sahada ikinci planda kalırlar. İkinci planda kalan isimlerin de birinci planda tecelli ettiği başka sahalar vardır. Haşir de bir sahadır, bu sahada azami derecede  Muhyi ismi ve Kudret sıfatı tecelli eder.” (12)

Kıymet ve ehemmiyetini izah sadedinde kaleme almaya çaba sarf ettiğimiz Haşir Risalesi için Üstâd Bediüzzaman Hazretleri “Zındıkların kâfirane fikirlerini tam kırdı ve onları susturdu” demektedir.

Yazıldığı dönem itibariyle zındıkların/dinsizlerin kâfirane yani kâfirlere yakışır şekildeki fikirlerini tam kırdığını ve onları susturduğunu da şuradan öğrenmekteyiz;

“Onuncu Söz, çok ehemmiyetli bir belayı def’etti: Hürriyet-i efkâr serbestiyeti ve Harb-i Umumî sarsıntısı vaktinde haşri inkâr eden münafıklar, fırsat bulup çok yerlerde zehirli fikirlerini izhara başladıkları bir zamanda, Onuncu Söz çıktı ve tabedildi. Bin nüshası etrafa yayıldı. Onu gören herkes kemal-i iştiyak ve merakla okudu. Zındıkların kâfirane fikirlerini tam kırdı ve onları susturdu.” (13)

Haşir Risalesi, inkârcıların cismanî yani beden ile tekrar dirilmeyi inkâr ettikleri bir zamanda ortaya çıkmıştır;

“Kanaatimiz geldi ki ehl-i ilhadın haşr-i cismaniyi inkâr etmek istedikleri hengâmda iktidar ve ihtiyarımızın haricinde Onuncu Söz yazdırıldı.” (14)

“Yazdırıldı” meselesi ile ilgili şu yazımıza bakabilirsiniz. (15)

Konuyla ilgili Eskişehir Müdafaanamesi’nde de şöyle geçmektedir;

“Onuncu Söz, sekiz yüz nüshasıyla, o zaman hükumetin müsaadesinden istifade edip yayılmasıyla, ehl-i dalâletin kalblerindeki inkâr-ı haşri kalblerinde sıkıştırdı; lisanlarına getirmelerine meydan vermedi; ağızlarını tıkadı. Onuncu Söz’ün harika bürhanlarını gözlerine soktu. Evet, Onuncu Söz, haşir gibi rükn-ü azîm-i imanın etrafında çelikten bir sur oldu ve ehl-i dalâleti susturdu. Elbette Hükumet-i Cumhuriye bundan memnun oldu ki, meclisteki mebusanın ve vâlilerin ve büyük memurların ellerinde kemâl-i serbestî ile Hükumet-i Cumhuriye’nin müsaadesinden istifade ederek gezdi.” (16)

Haşir Risalesi’ni ehemmiyet ve kıymetini anlamak için hangi dönemde yazıldığını bilmek gerekir. Yazıldığı dönemi bilmeden kıymetini ve önemini de tam mânâsıyla anlayamayacağımız muhakkaktır. Haşir Risalesi’nin yazıldığı dönem ile ilgili şu bilgilere kaynaklarda yer verilmiştir;

“Bütün nüshaları kontrol edip hataları tashih eden Said Nursî, (sekiz yüz aded olan) bu kitabları kısa zamanda etrafa dağıttı. Bunlardan bir kısmını mebuslara ve devlet memurlarına dağıtılmak üzere Ankara’ya gönderdi. Bediüzzaman’a göre, bu risalenin Ankara’ya gönderilmesi, Eğitim Komisyonu’nun cismanî haşri inkâr eden fikirlerin telkin edilmesine dair aldığı resmî kararla aynı zamana denk gelmişti. Komisyon çalışmalarında bulunan bir üye, bu konunun tartışıldığı bir toplantının ardından, yanında Haşir Risalesi olan bir mebusla karşılaştı. Kitabı fark edince o mebusla karşılaştı. Kitabı fark edince o mebusa şöyle dedi: ‘Said Nursî, bizim çalışmalarımızdan haberdar oluyor ve bize karşı eserler yazıyor.’ Bir süre sonra Kazım Karabekir Paşa, Said Nursî’yi bu gelişmelerden haberdar etti. Bunun üzerine [Said] Nursî şu değerlendirmeyi yaptı: ‘Kardeşim! Maarif Şûrası’nın böyle bir karar aldığından benim haberim yoktu. Onların kararına göre Cenâb-ı Hak Haşir Risalesi’nin yazılmasını bana ihsan etmiş. Yoksa ben kendi arzum ve hevesimle yazmış değilim, ihtiyaca binaen yazıldı.’ ” (17)

Yazılış sürecindeki bu olay, Kur’ân-ı Kerîm’deki şu âyetin mealini aklımıza getiriyor;

“Onlar tuzak kuruyorlardı (ama) Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (18)

Cenâb-ı Hak, öldükten sonra dirilmeyi inkâr için çalışmaların yapıldığı bir dönemde, onların tuzaklarını yerle bir ediyor.

Üstâd Bediüzzaman Hazretleri, Haşir Risalesi’nin âhireti ispat noktasındaki kuvvetini de şöyle tarif eder;

“…iman-ı bi’l-âhireti o kadar kuvvetli bir surette ispat eder ki, bütün bütün kalbi ölmemiş ve bütün bütün aklı sönmemiş bir insan o isbata karşı teslim olur, izn-i İlâhi ile imana gelir. İmana gelmezse de inkârdan vazgeçmeye mecbur olur.” (19)

Bu eserde geçen teşbih ve temsillerin hayalî hikayeler değil, doğru hakikatler olduğunu da şu yerden öğrenmekteyiz;

“İhtar: Şu risalelerde teşbih ve temsilleri, hikâyeler suretinde yazdığımın sebebi hem teshil hem hakaik-i İslâmiye ne kadar makul, mütenasip, muhkem, mütesanid olduğunu göstermektir. Hikâyelerin manaları, sonlarındaki hakikatlerdir. Kinaiyat kabîlinden yalnız onlara delâlet ederler. Demek, hayalî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir.” (20)

Bu doğru hakikatleri okumayı, anlamayı, yaşamayı Cenâb-ı Hak cümlemize nasip eylesin.

Onuncu Söz Haşir Risalesi’nin bir hülasası gibidir; Dokuzuncu Hakikat. Bu sebepten dolayıdır ki Üstâd Bediüzzaman Hazretleri Dokuzuncu Hakikatin ehemmiyetini şöyle belirtmiştir;

“Dokuzuncu hakikat Onuncu Söz’ün en kuvvetli, en parlak, en mülzim bürhanlarından olduğundan ihvanıma bu hakikati ezber edinceye kadar mütalaa etmelerini tavsiye ediyorum.” (21)

Haşir Risalesi’nin haşri yani öldükten sonra dirilmeyi ispat etmede kullandığı metodu Üstâd Bediüzzaman Hazretleri şöyle izah eder;

«Her bir “Hakikat” üç şeyi birden ispat ediyor hem Vâcibü’l-vücud’un vücudunu hem esma ve sıfâtını, sonra haşri onlara bina edip ispat ediyor. En muannid münkirden tâ en hâlis bir mü’mine kadar herkes her “Hakikat”ten hissesini alabilir. Çünkü “Hakikat”lerde mevcudata, âsâra nazarı çeviriyor.

Der ki: Bunlarda muntazam ef’al var, muntazam fiil ise fâilsiz olmaz. Öyle ise bir fâili var. İntizam ve mizan ile o fâil iş gördüğü için hakîm ve âdil olmak lâzım gelir. Madem hakîmdir, abes işleri yapmaz. Madem adaletle iş görüyor, hukukları zayi etmez. Öyle ise bir mecma-ı ekber, bir mahkeme-i kübra olacak.» (22)

Cenâb-ı Hak bizleri Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye dairesinde istikamet üzere daim eylesin. Kur’ân ve Îmân hakikatleri olan Risale-i Nur eserlerinden istifademizin ziyade olması dua ve temennisinde bulunarak; hususan Haşir Risalesi’nin kıymet ve ehemmiyetini daha iyi anlamak için Rabb-i Zülcelal’e dua ederiz.

 

Vesselâm.

 

Abdulkadir Çelebioğlu

 

1- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 859-860

2- Rum Sûresi, 50. Âyet-i Kerîme Meâli

3- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 426-427

4- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, s. 416

5- Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 15

6- Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 310

7- Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 147; Tarihçe-i Hayat, s. 205

8- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, s. 224

9- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, s. 432

10- Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nurîye, Tercüme: Abdülkadir Badıllı, s. 719

11- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 377

12- https://sorularlarisale.com/hakikat-i-hasir-ve-kiyamet-ism-i-azamin-ve-bazi-esmanin-derece-i-azaminin-mazharidir-ism-i-azamda-butun-esma-mevcut?amp

13- Bediüzzaman Said Nursî, Sikke-i Tasdiki Gaybî, s. 115; Şualar, s. 619

14- Bediüzzaman Said Nursî, Osmanlıca Rumuzat-ı Semaniye, s. 159

15- http://www.nurnet.org/risale-i-nur-aleyhtarlarinin-en-cok-suistimal-ettigi-mevzu-yazdirildi/?amp

16- Bediüzzaman Said Nursî, Osmanlıca Tevafuklu 27. Lem’a – Eskişehir Müdafaanamesi, s. 60

17- Bediüzzaman Said Nursî Entelektüel Biyografisi, 291

18- Enfal Sûresi, 30. Âyet-i Kerîme Meâli

19- Bediüzzaman Said Nursî, Fihrist Risalesi, s. 8

20- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 55

21- Bediüzzaman Said Nursî, Osmanlıca Rumuzat-ı Semaniye, s. 160

22- Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 319-320