Etiket arşivi: Arnavutluk

Balkanlar’da Risale-i Nur – Abdülkadir Haktanır

Balkanlarda Ki Hizmetlerden Haber Vereyim!

Esselamu aleyküm

Muhterem kardeşlerim! Şahsi manevinin duaların sayesinde ilk defa Merhum M. Sungur Ağabeyin tavsiyesine uyarak 1995 te 2 genç kardeşi yanıma vererek dükkanımı kapatıp Makedonya’nın Gostivar şehrine bizi iki aylığına hizmete gönderdi. Ondan sonra bu fakir senede ikişer defa birer aylığına Arnavutların yaşadıkları bölgeler olan: Arnavutluk, Kosova, Makedonya ve Sırbistan’a hizmete gidiyorum. Allah’ıma ne kadar şükretsem azdır ki, oralarda Üniversite talebelerinden erkeklere ayrı, kızlara ayrı ders yapıp, onlara parasız kitap vermek sureti ile bu güne kadar çok kimsenin hidayetine vesile olduk.

Yaşlılık ve biraz rahatsızlık sebebi ile bu sene biraz azaltarak 21 günlüğüne gittik 15 Nisandan 6 Mayısa kadar oralarda idik. Allah’ıma şükür çok iyi geçti Daha önce kargo ile gönderdiğimiz kitapları isabetli yerlere verebildik.

Makedonya’nın Gostivar şehrinde doğumlu Bursa da doktorluk yapan Doktor Mirsad kardeşin düğününe de katıldık. Çünkü hem Mirsad hem de hanımı da Doktor olan kardeşlerin nurculuğuna yardımımız geçtiğinden düğünlerine katılmamla içimden sevinç his ediyordum. Sebebine gelince Üsküpte Üniversiteli hanım kızlara ders yaptığım zaman Mirsadın hanımı Dr. Kardeş her zaman ön safta idi. Çok sefer bu fakiri evlerine yemeğe da’vet ediyordu. Düğün merasimi adeta oranın insanlarına örnek olma dorumunda bir şekilde geçti tabii erkekler ayrı hanımlar ayrı idiler. Çok kalabalık davetliler vardı Türkiyeden, Kosovadan, Arnavutluktan Üsküpten küme küme gelenler oldu. Kur’anı Kerimler okundu Bursa dershanesinde vakıflık yapan Davut kardeş çok güzel bir ders yaptı ve dualar yapıldıktan sonra yemek yenildi. Hatta orada dahi kitaplarımızdan Erkeklere ve Hanımlara bol bol kitap dağıtıldı. Kitaplarımızdan 13 paket Arnavutlukta dağıtıldı 10 paket civarında Kosova da 14 paket Makedonya da 6 paket dahi Sırbistana sokabildik. Çünkü Sırbistandanda yalınız 3 ufak kasaba müslüman Kosovaya giremeyerek Sırplarla yaşamaya devam ediyor.

Evet üsteki iki fotograf Kosovanın Prizreninde ki cemaatin. Hatta Prizrende Adnan Hoca efendi cami imami Ayda bir dershanede Kardeşlerle birlikte sabaha kadar, der, müzakere, soru cevaplı bölüm, yemek, meyve ve saire gece namazları ve en son Sabah namazını kılıp dağılıyorlar. Evet altaki 2 fotograf Makedonya nın Üskübünden çekilmiş.

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Rumeli Bostanı Hizmet Seyahati (Abdulkadir Haktanır)

          29 Ekim-27 Kasım tarihleri arasında Arnavutluk, Kosova, Makedonya ve Sırbistan’da sırf Risale-i Nurlara hizmet için bulunduğum  müddet içerisinde yaşadığım bazı hatıraları kardeşlerle paylaşmakta fayda mülahaza  ettiğimden bunu yazıyorum…

          Bu sefer fotoğraf çekemedim, yalnız bazı hatıraları naklederek iktifa edeceğim. Allah’ıma ne kadar şükretsem azdır.  Risale-i Nur cemaatinden teşekkül eden bir şahsi manevi bereketi sayesinde, layık olmadığım halde, işte 18 senedir günlerimin fazlasını bilgisayar karşısında geçirerek,  bir aylığına senede iki defa Balkanlara kitap götürerek, 10.000 adedini Sözler Yayınevi para ile satmıştı diğer kısmını parasız dağıtarak şimdiye kadar 80.000 adet kitap oralarda Üniversite talebeleri kız ve erkekleri hedef alarak dağıtıyoruz. Allahın lütfü ile bu yaşta Nur Davası yolunda istihdam olunuyoruz. Evet onların faydalanmaları için Elektronik yolla da hizmet vermeye gayret ediyoruz MSN gurubumda 2.000 küsur kişi mevcut. Facebook gurubumda 1.300 küsur  kişi mevcut www.albnur.com sitemde otuza yakın kitabımız var. Bu hizmetin bana verdiği sevinci tarif edemem.

          Evet Arnavut  Müslümanların  yaşadıkları devletlerde mevcut dershanelerimiz:  Arnavutluğun başşehri Tirana’da ve İşkodra’da. Kosovanın başşehri Priştina’da ve Prizren’de. Makedonyanın başkenti Üsküp’te ve Gostivar’da saydığım bu şehirlerde birer dershanemiz var. İşkodra hariç bütün bu dershanelerimizde vakıf kardeşlerimiz mevcut.

          Evet Madem Üstad  Rumeliye çöl, mera, demeyip, bostan demiş o öyledir.  İşte oranın mahsullerinden yalınız birkaç tanesini sayayım

          1- Başta Ora asıllı İstiklal marşı Şaiirimiz Mehmet Akif.

          2- Üstadi çok seven, Van Valisi İşkodralı Tahir Paşa.

          3- Kamusu Türki nin sahibi Şemsüddin Sami efendi.

          4- Aslen Makedonyanın  Üsküp şehrinden Şair Yahya kemal Beyatlı.

          5- Şehrin yeri Makedonya da olan, Müfessir İsmail Efendi Manastirli.

          6- Merhum Profesör Sabahuddin Zaim efendi Makedonya asıllı biridir.

          7- Risale-i Nurlar hakkında bilirkişi raporu kitabında onunda raporu mevcut, hem Hafız,hem Hukukçu, hem meşhur İlahiyatçı olan Bekir Sadak hocanın hocasının hocası olan  Fatih Medresesinde müderrislik yapan,  Meşhur Ataullah Kurtiş Hoca Efendi gibi daha bir çok alimler mevcut…

          Muhterem ve aziz Kardeşlerim!   Ne mutlu o kimseye ki, son asrın en büyük bahtiyarlığı olan Risale-i Nurları tanıyıp onun talebesi olabilmektir. Bu bahtiyarlık hak etmekle değl, Büyük Allah o kimseye lutfetmekle ona mazhar olmaktır. Evet Müslüman için bu zamanda  bundan daha büyük zenginlik düşünülemez. Çünkü imanlıların çevresini ateist ve tabiat perestlerin çoğunluğu oluşturduğu bu  fennin hakim olduğu devirde, Risale-i Nurun ispatlayarak yaptığı ikna metodundan başka metot geçerli olmadığını, bazı fanatiklerden başka kimse inkâr edemeyeceğini şüphe götürmez bir gerçektir.

          Kosovalı bir Hoca efendi anlatıyor: Ben her ne kadar Medine-i Münevverede Vehhabiler ile beraber tahsil gördüm sonra Nur talebesi oldum. Orada ikamet ettiğim ev caminin karşısında olduğu için namazlarımı camide eda etmeye gayret ediyordum. Suudi Arabistan da Hambeli Mezhebi hakimdir onların mezhebinde, namazı terk eden dinden çıktığı halde ve oranın çocuklarının hepsi Kur’an okumasını bildikleri halde, Camide pek çocuk göremezdim. Halbuki Nur talebesi olan bir genç kolay kolay namazını terk ettiğini göremezsin.

 Daha bir misal Makedonyada derse gelen yaşlı birini soruyorum, nasıl torunların, namaz kılıp Kur’an okuyorlarmı? Cevaben dedi: Namaz yok, Kur’an da okumasını bildikleri halde belki iki senedir Kur’anı açıp okuduklarını görmedim.

          Daha bir sevindirici haber. Kosova devletinden şimdi Prizrende yaşayan, Mitrovisa doğumlu Şevki Voca isminde biri, daha önce diyanet işleri dergisine Üstad ve Risale-i Nur hakkında 28 sahifeden ibaret  TÜRKİYEDE MA’NEVİYATTA ÜST MAKAMDA BİR ŞAHSİYET SAİD NURSİ Başlığı ile bir yazı yazmış. Malzeme olarak, Bosna dan ve başka yerlerden, Ansiklopedi, kitap ve dergilerden ma’lumat toplayıp, kaynaklarını bildirerek çok müspet bir şekilde bir yazı neşretmiş. Ben bu dergiyi görünce çok sevindiğimi. Kendisine bir miktar kitapla tebrik etmek için evine gittiğim. Oda çok sevindi 1- 1,5 saat Üstad ve Risale-i Nur hakkında konuştuktan sonra ayrıldık.

          Pek muhterem Nur cemaatine dahil Kardeşlerim! biri diğerimize dua etmeyi ihmal etmeyeceğiz. Peygamberimiz (a.s.m) Sahabelere: “Günahsız ağızla dua edin buyurmuş.” Sahabeler Kendisine Ya Resulallah! Günahtan kurtulamıyoruz ki demişler. Onlara Demiş ki: “Herkesin günahı kendine aittir, başkası için hiç kimse günah yapmaz. Böylece biri diğerinize dua yapmakla günahsız ağızla DUA yapmış olursunuz.” Nur talebeleri günahsız ağızla dua yapmaları için, Tespihati terk etmemeleri lazım. Aman Kardeşlerim! Bütün Nur talebelerin dualarından faydalanmak için,  yapıp ne yapıp tespihatı okuyup o havuza bizde atmamız şartı var. Ezber bilmezsek tespihati yanımızda taşıyacağız. Arapçasını okuyamıyorsak, yeni yazı ile olanı alıp onu okuyacağız. Zamanında okumaya işimiz engel ise, Sonradan okuyacağız. Zamanın fitnelerinden kurtulabilmek için, ve dünya ve ahiret için bize lazım olan faydaları kendimize celb etmek için, katiyyen okumayı ihmal etmeyeceğiz 4-5 sene evvel ( Prof Nevzat Tarhan Hoca efendi bir sempozyumda: Araştırdık Türkiyemizde 10.000.000. kişi Risale-i Nurları okuyormuş dedi Bütün dünyada en az 20.000.000. Nur talebesinin Duasını kendimize celb etmek için muhakkak Tesbihatımızı okuyarak, o havuza atıp o mübarek havuzdan bizde istifade etmeye gayret etmeye çalışacağız.

Abdülkadir HAKTANIR

www.NurNet.org

Risale-i Nur’un Şahs-ı Manevisinden Müstefid Balkanlardan Hizmet Haberleri

Risale-i Nurlardan alınan kuvvetle ve şahsi, mânevinin bereketi ile, sevaplı işlerin manileri çok olmasına rağmen, Nur hizmetinin peşine koşma gayretinde olan yaşlı Abdülkadir’den balkanlardaki bir aylık hizmet haberleri şöyle:

1 Mayıstan 29 Mayısa kadar oralarda geçirdiğim zaman diliminde, dualarınızın bereketi ile Balkanların dört devletinde yaşayan Arnavut milletine Nurları tanıtıp onların imanlarını kurtarma sebep olma ümidi ile 18 senedir Allahın yardımı ile oralara senede 2 sefer bir aylığına hizmete gidiyoruz. Bu senede yukarıda yazdığım tarihlerde oralarda geçirdim.

İlk önce Arnavutluğun Tirana şehrine gittim orada daha önce dershane yoktu işte iki sene civarında ağabeyler merkezde 150 metre karelik bir dershane tuttular. Tahsilini Arnavutça yapan Adanalı Hafız Necip ile İzmit’ten Bekir Kardeş ile Yahya Kardeşler oradaki hizmetin başındalar. Ondan Sonra ben daha önce hizmet için gittiğim yer olan İşkodra’ya gidip 2 akşam orada kaldım. Orada da ders yapmak için müstakil yerimiz var. Ondan sonra Kosova’daki Priştine’deki dershaneye gittim, orada vakıf olarak İlahiyat mezunu Konyalı Ahmet kardeş var. Orada 12 Mayısta Balkanlardaki hizmet meşveretimiz vardı, Meşverete: Üsküp, Gostivar. Prizrenden ve Bursa’dan ağabeylerden 40-50 kişi vardı. Ondan sonra Prizrende İzmirli Ferit abinin kaldığı dershaneye gittim. Kosovan’ın Gilan kasabasına da gittim. Sonra Üsküb’e gittim. Üsküpte Prizrenli vakıf Erdoğan kardeş gençlerle kaynaşarak çok iyi hizmet yapiyor. Meşverette Üskübe daha bir dershane açılmasına karar verildi. Sonra Gostivara gittim orada Hataylı Mahmut kardeş Hizmetin başında fakıflık yapiyor, orada 2 akşam kaldım. Ondan sonra Kumanovaya ve sonra benim doğum yerim olan Sırbistana gidip orada dahi 6 gün kaldım. Sırbistan’ın Preşova, Buyanovsa ve Medvege den ibaret 3 kasaba ve köyleri ile 130.000 nüfus Arnavut Müslümanlar Kosova’ya giremediler. Ondan sonra yukarıda bildirdiğim gibi 29 Mayıs’ta İstanbul’a döndüm.

Allah’ıma nekadar şükretsem azdır İman Küfür ve 400 sahifelik derlenmiş bir Tarihçe dahil küçüklerden 17 adet Arnavutçaya tercüme etmiştim. Bu kitaplardan bu sefer daha gitmeden önce kargo ile 5000 adet kitap göndermiştim, Ora halkı ekonomi bakımından çok düşük olduğu için ve halkta kitap okuma alışkanlığı olduğu için kitapları parasız veriyoruz. Bu sefer Allahın yardımı ile hiç tahmin etmediğim şekilde kitapları çok iyi yerlere dağıtabildik. Hedefimiz olan kitapları genç kız ve erkeklerin ellerine geçmek olduğu için, kitapların çoğunu Üniversite talebelerine verme gayreti ile oralara gidiyoruz. Bazen de hizmet aşkı taşıyan kimselere kitap verip o kitapların yerini buluyor. Şehir, okul ve Üniversite kütüphanelerine kitap koyuyoruz. Daha önce ateist olan bir profesörün eline kitaplarımız geçtikten sonra, nasıl takva sahibi birisi olduğunu görünce sevincimde gözlerim yaşla doldu.

Evet Hak ettiğimizden değil Allahın lütfü bizlere tanıttırdığı Risale-i Nur gibi eşsiz bir hakikati peşinde gece ve gönümüzü harcasak azdır. Ben fakir yaptığım bu hizmetler neticesinde tek bir kimsenin imanını kurtarmaya sebep olabilsem ne mutlu bana diyeceğim. Onunla beraber Üstadın dediği gibi: “Bizim vazifemiz önce kendimizin imanını kurtarmak, sonra âilemizin sonra sözümüz geçen kimselerin imanını kurtarma gayretinde olacağız.” Yani Biz Nur talebelerini hizmetten engelleme çabasından olan cinni ve insi şeytanların hile ve desiselerinden Allaha sığınıp, onların şerlerinden kurtulduktan sonra bize düşen vazifeyi imkânımız nispetinde gece ve gündüzümüzü bu yolda harcama gayretinde olacağız İnşaAllah.

 Abdulkadir Haktanır / www.NurNet.Org

www.AlbNur.com

Gaye Adamı Olmak ve Nur Davası – Balkan Hizmetleri Mektubu

Okuyuculardan herhangi kimseye belki faydası dokunur diye Balkanlardaki 2012 nin son aylarındaki hizmetlerden bahsedeceğim. Bunun devamında bazı hakikatleri ortaya sereceğim. Çünkü Cennet ucuz olmadığı için onu kazanmak için fedakârlıkla mükellef olduğumuzu bilmek bizim için zaruri bir hal hükmündedir .

Evet bu davada istihdam var.

1995 senesinde Rahmetli Sungur Ağabeyin emri ile dükkanımı kapatıp Nusret ve İsmail kardeşleri de bana vererek iki aylığına Makedonya’nın Gostivar şehrine hizmete gittik.

Gostivar’ın ve tüm Balkanlarda yaşayan Müslümanların çoğu Arnavut olduğu için oradan döndükten sonra Risale-i Nurları Arnavutçaya tercümeye başladım. Küçüklerden İman ve Küfür Muvazeneleri, 400 sahifelik RAMAZAN HOCA TARAFINDAN DERLENMİŞ BİR TARİHÇE-İ HAYAT ve Risale-i Nurlardan bir VECİZELER kitabı dahil 16 sini tercüme ettik. Ben orada 33 sene yaşadığım için ve onların hastalıklarını bildiğim için, bazısını ağabeylerin kitaplarından derleyip bazısını de 53 seneden beri Risale-i Nurlardan istifade ettiğim manaları dile getirerek 7 kitap dahi yazmışımdır. Çünkü midesi hasta olana ağır yemek verilmediği gibi, kafa midesi hasta olan bu insanların çoğuna da doğrudan doğruya tefsir veremiyoruz. Risale-i Nurların dışında yazdığım kitapların adları şöyle: MATERYALİST FELSEFECİLERE CEVAP, VECİZELER KİTABI, İNSAN NEDİR?, Avrupa Profesörlerinden 34’nün 10-12 sahifede fikirlerini yazdıkları: NE İÇİN ALLAHA İNANIYORUZ ve İşaratül i’cazdan da 16 Prof ün İSLAMİYETİ VE PEYGAMBERİMİZİ a.s.m. NE İÇİN SEVİYORLAR fikirleri, MEHMET AKİF ERSOYUN HAYATI, GENÇLERE İNCİLER ve bir tane de ŞİİR kitabım var. Bunları de o millet için faydalı bulduğum için yazdım.

Risale-i Nurlardan çok azını Sözler yayınevi sattı diğerlerini ben parasız pulsuz dağıttım. Ne kadar Allah’ıma şükretsem azdır. 1995 ten beri bazen hanımla birlikte gider oralarda iki aylığına bir ev kiralayıp kalırdık, Çoğu zaman yalnız. Yani 1995 ten beri her sene 1-1,5 aylığına Balkanlardaki 4 devleti gezerim. Gitmeden önce kargoyla kitaplarımı gönderirim. Yaşım ilerleyip 76’ya bastığım için Üniversite talebeleri kız ve erkekler ile toplantı yapar onlara uzun bir ders yaptıktan sonra onlara kitap veririm. Erkekleri dershaneye davet eder, kızlara ders yapmalarını tavsiye ederim. Allah’ıma ne kadar şükretsem azdır. Bu sayede bugüne kadar Balkanlarda 75.000 adet kitabımız dağıtıldı.

Evet sırf Nur hizmeti için gittiğim Balkanların Arnavutluk, Kosova, Makedonya ve Sırbistan devletlerinde bu sefer 1 ay kalarak 6 Aralık Perşembe günü geldim.

Gidişimin ilk durağı Arnavutluk’un başkenti Tirana idi. Tirana Arnavutluk’un başkenti olduğundan ve orada Üniversiteler de bulunduğu için Üniversite talebelerinin imanlarını kurtarmak maksadıyla, Ağabeyler orada yeni bir dershane kiraladılar. O dershanede çok ihlaslı Adanalı, Hafız Necip adında bir kardeş kalıyor. O kardeş Kosova’da Türk Edebiyatı masteri ile beraber tahsil ettiği için Arnavut lisanını da iyi biliyor. Tirana’da Türkiye den ticaret için giden çok Türkler de bulunduğundan orada umumi derslerden haftada bir gün Türkçe bir gün Arnavutça ders oluyor.

Ben daha önceden Arnavutluk’un İşkodra kentine daha fazla gittiğim için, orada genç tahsillilerden otuza yakın kardeşler mevcut. Orada onlar kendileri bir dershane ayarladıkları için, Tirana’dan Necip kardeş arkadaşları ile her hafta İşkodra’ya derse gidiyor. Bu sefer ben İşkodra’da üç gün kaldım. Bir gün Arnavutluk’un Elbesan şehrine de derse gittik.

Evet, Arnavutluk’ta 12 günümü tamamladıktan sonra, Arnavutluk devleti ile Kosova arasında ki yol otoban olduğu için Tirana’dan Kosova’nın Prizren şehrine rahatlıkla vardım. Oranın milletinin sadece % 7 si Türk olduğu halde halkta menfi milliyetçilik olmadığı için hemen bütün halk Türkçe konuşmasını biliyor. Bu durum Risale-i Nurları daha rahat yaymaya bir fırsat. Onunla beraber oranın cami imamlarından Adnan isimli ihlaslı bir Hoca Efendi bazen Arnavutça da ders yapıyor. Hatta Cuma günü onun camisine gitmiştim, kendisi kürsüde iken beni görür görmez hemen Kürsüye davet edip Vaazı bana bıraktı.

Bunu da anlatayım ben Prizeren’de iken araba ile 3,5 saat uzak olan Arnavutluk’un İşkodra kentinden 14 genç minibüsle Prizren’e derse geldiler. Ben orada iki gün kaldıktan sonra Kosova’nın başkenti Priştine’ye gittim. Orada vakıflık yapan Konyalı ilahiyat mezunu Ahmet kardeş o esnada okuma programına Türkiye gelmiş, ben 5 gün ona vekalet ettim. Oradan sonra Makedonya’nın Gostivar şehrine geldim. Orada Hatay’lı Çok faal ve çok ihlaslı bir kardeş var. Orada hemen her gün ders var. Esnaf dersi, Arnavutça ders, esnafların dükkânlarına beraber gidip ders yaptık.

Bir gün Türkçe bilen Vrapçişte köyüne taziyeye ve ders yapmaya gittik. Ondan sonra Makedonya’nın başkenti Üsküp’e gittim. Burada Üniversiteye girmek için puan kazanamayan çok öğrenciler Üsküp’e gidip puansız bir miktar para ile Üniversiteye kaydoluyorlar. Orada benim hizmet saham geniş. Bazen camilerde vaaz ederim bazen toplantılara giderim. Her gittiğimde oradaki Üniversite okuyan hanım kızlara ders yapmaya giderim, kendilerine arkadaşlarına vermek üzere de bol bol kitap veririm.

Son olarak Kosovaya dahil olamayıp 3 kasabası bulunan, yani 300.000 nüfus Sırbistanda kalıp benim doğum yerim olan Bilaç kasabasına yakın Preşova kasabasına gittim. Oradan bir imam daha önce beni Cuma vaazına davet etmişti. Ben kendisine gidemeyeceğimi bildirdim. Yalınız Cuma günü, Pazar günü hanımlara konuşacağımı cemaata söylemesini dedim. Nitekim öyle oldu 70 küsur genç hanıma bir saat ders yaptıktan sonra kendilerine bol bol kitap verdim. Böylece seyahatımızı tamamladık.

ŞİMDİ NE OLUR BU YAZIYI DA OKUMAYI İHMAL ETMEYİN

Evet, Türkiye’de dine karşı yapılan inkılaplardan sonra, Hocalar Türkiye’ye gelmeyi müsaade etmiyorlardı. Yani Müslümanlar için kanunların en müthişi Müslüman Türkün kafasına kâfirin taşıdığı şapkayı takma gibi olumsuz kanunlardır. Evet şapka hakkında Şeyhül İslam, Zembilli Ali Efendi demiş ki ” Şapkayı şakayla da başına koyan Kâfir olur. Çünkü Peygamberimiz a.s.m “Men teşebbehe bi kavmin fehüve mihüm” demiş Yani: (Bir kimse başka bir kavimden birine benzese o onlardandır) buyurmuş. Zaten İskilipli Atıf Hocanın idam edilmeye sebep olan kitabı yazması bundan başka değildir. Ağabeyler diyor ki, Üstad demiş: “Bütün çektiklerim Şapkayı zorla başına koyan kâfir olmaz dediğimden ötürüdür.”

Evet, bu sebepten ötürü 1952 den sonra Yugoslavya’dan Türkiye’ye göç edenlere Hocalar müsaade etmiyorlardı. Fakat zavallı halk Yugoslavya’nın eski lideri Tito’nun Sosyalist idaresi ile Hocaları susturmasıyla ve okullardaki gençleri Natüralist ve Materyalist felsefe ile imansız bıraktığı için, yaşlıları da taklidi iman kurtaramayacağı için, Yugoslavya’da bulunan Türklerin, Türkiye ye göç etmeleri için, müracaatları sonucu, oranın lideri Mareşal Tito ile Merhum Adnan Menderesin anlaşmaları neticesinde 1952-1960 arasında iki buçuk milyon Müslüman Türkiye’ye göç etti. Değil yalınız Türkler, belki orada bulunan Arnavut, Boşnak ve Pomaklar da nüfus dairesinde ki memurlara rüşvet vererek kendilerini Türk yapıp Türkiye’ye göç etmiştiler. Türkiye’ye gelenlerde her ne kadar Türkiye’nin durumunu biliyorlardı. Ama onların İslam dinine sahip olmaları ve Türkiye’den ümitlerini kesmediklerinden ötürü Türkiye’ye göç etmiştiler.

Fakat bu fakir; evlad-ı fâtihandan olduğum halde, Türkiye de mevcut olumsuz kanunlardan ötürü o zaman gelmedim. Vaktaki burada bulunan akrabalar tarafından bize Risale-i Nur eserleri geldi karar değişti. Ağır şartlarları göze alarak, Risale-i Nur talebelerini görmeğe ve Risale-i Nurlardan biraz daha fazla eser alıp okuyup Nur davasını daha iyi tanımak için, iki defa Türkiye’ye geldikten sonra, ancak 1970 te çok az parayla, benden başka çalışanım olmadığı halde, ufak tefek eşya ile beraber sekiz nüfusu bir minibüse atarak Türkiye ye geldim. Yerleşme umuduyla, gidip iki ay Bursa da kaldım. Nasip olmadıği için orada iş bulamadığımdan ötürü İstanbul’a döndüm. İstanbul’un Küçükçekmece’nin Tepe üstü semtinde suyu yok, yolu yok, elektriği yok olan bir yerde bir gecekondu yapıp yerleştim.

O zaman Türkiye de yeteri kadar diplomalı Hoca olmadığı için, Ölen imam veya müezzin yerine başkasını tayin etmek için, müsabaka imtihanı açarlardı. Müsabakaya girenlerden kim daha iyi bilirse onu vazifeye alıyorlardı. O zaman Bakırköy Müftüsü Ali Aktürk Hoca Efendi Kardeşlerden olduğu için, beni herhangi yerde imam veya müezzin tayin etmek için, diyanet camiasında bana vazife vermeyi teklif etti. Ben ona: “Hocam gördüğün gibi, İhtiyacım çok ama o vazifeyi kabul edemem çünkü vazife yaparken muhtaç olup para ile Kur’an okuyabilmeye aldanmam ihtimali olduğu için, o vazifeyi yapamam.” Devam ederek ona: “Hocam merak etme! Allah’ın yardımı ile hiç çekinmeden ağır işleri de yapaya katlanırım.”

Ondan sonra Allah’ın yardımı ile elin işinde yalınız altı hafta çalışıp, sonra dükkân açıp kaldığım yerde nüfus az olduğu için tek meslek idare etmediği için, emekli oluncaya kadar ihtiyaca göre 5-6 çeşit mesleği kendi dükkanımda çalışarak harçlığımı çıkarıyordum ve 5 kat ev yaptım. Bir katını işte 20 senedir hanım kardeşler dershane olarak kullanırlar. Haftada 1 bazen iki gün erkek dersimiz var, dershaneyi boş bulduğumuz zaman, orada ders yaparız, eğer dersimiz kızların programlarına isabet ederse dersi kendi daireme alarak Allah’ıma çok şükür dersi aksatmadan devam ettik ve ediyoruz. Benden başka çalışanım yoktu dedim. Çünkü ben öyle bir kültür almıştım ki hanımı çalıştırmak şöyle dursun, doğduğum memlekette 1.300 m arsam vardı, tüm arsayı 2,5 metre duvarla sarmıştım. Postacı olsun polis olsun sokak kapısını çalar izin aldığından sonra avluya girebilirdi.

(Allah’ıma çok şükür o dini gayreti Allah’ım bana ihsan ettiğinden ötürü Türkiye’mizde Allaha karşı benim kadar şükürle borçlu kul olduğuna inanmıyorum. Çünkü ailemde 31 nüfus var bu güne kadar, Nur dairesinin dışında tek bir tane yok Elhamdülillah.)

Alttaki kalabalık resim Kosova da Prizren’deki dersteki kardeşler. Daha azlık olanlar Makedonya Üsküp’teki üniversite talebeleri dersi. Dört kişi olduğumuz fotoğraf ta, solumda Üsküp’teki dershanede duran Erdoğan, ortada ben ve sağımda ki beyaz takkeli Risale-i Nurları Boşnakçaya tercüme eden bu Erdoğan Kardeş, tevafukan Üskübe gelmişti. onun yanında dahi dişçilik tahsilini bitirmek üzere Gostinvarlı Ferhat kardeş.

Risale-i Nurların kemter talebesi Abdülkadir Haktanır

www.albnur.com

Balkanlardan Hizmet Haberleri

Bismihi Subhanehu

Esselamu aleyküm ve rahmetullah

Esselamu aleyküm. Aziz ve Muhterem Kardeşlerim! Bildiğiniz gibi şahsi manevinin duasının bereketi ile işte on yedi senedir senede bir iki defa sırf hizmet maksadı ile 1-2 defa Balkanlara gidiyorum. Yine bu sefer de duanızdan kuvvet alarak Balkanlarda yaşayan Arnavutların 4 devlette gitme kararı aldık. Daha gitmeden kargo ile 36 paket kitap gönderdim. Gidişim 26 Nisanda idi, önce Arnavutluğa gittim. Çünkü baş şehri olan Tiran da yeni bir dershane açıldıği için Arnavutlukta 12 gün kaldım. Kosova’da 8 gün, Makedonya 8 gün ve Sırbistan da 7 gün olmak üzere 5 hafta oralarda kaldım ve 31 Mayısta döndüm. Gidişimizden çok memnunum. Allahıma ne kadar şükür etsem azdır.

Oradaki insanlar Sosyo komunizmi yaşadıkları için, bilhassa entel tabakasının çoğunu sistem dinsiz yapmıştı. Ben orada 33 sene yaşadığım için onların dillerini de bildiğim için Nur cemaatinin şahsi manevisinin bereketi hürmetine dir herhalde Allah bu fakiri bu hizmette istihdam etti. Kardeşler Nurları dünyaya yaymaya çalışırken, bu fakir de Nurları o millete yapmaya çalışıyorum, bilhassa üniversitede okuyan kız ve erkeklerle toplantı yapıp, onlara 52 senedir Risale-i Nurlardan istifade ettiğim hakikatleri toplantılarda dile getirmeye çalışiyorum. İnsan nedir? Buraya nereden geldi? Nereye geldi? Onu buraya kim gönderdi? Burada onun görevi nedir ve en son nereye gidecektir? İnsan için ölüm yokluk mudur yoksa ebedi bir hayata geçiş kapısı mıdır? O ebedi hayat dahi iki çeşit olduğunu onlara bildirirken. Mü’min iki şey kazanır. Hem sonu olmayan bir cehennem azabından kurtulur ve mutluluğu hiçbir zaman bitmeyen en ufak rahatsızlığı bulunmayan bir cenneti kazandığını anlatıyorum. Kâfirin ise hem cennet gibi bir mutlu hayat elinden çıkar, hem de cehennemin en ufak azabı ayağının altında bir kor ateş koyulup acısından beynin lok lok yapıp kaynayacaktır, günahkâr mümin ise günahlarını temizleyinceye kadar ateşte yanacaktır kelimeleri ile gençlerin günahlardan çekinmeleri için Allahın azabı da olduğunu önlerine seriyorum.

Onlara bu hakikatleri anlattıktan sonra, çok üniversite talebesi kızlar namaza başlıyorlar Elhamdülillah ve kızlardan daha üniversiteden ayrılmadan tesettüre bürünüp Müslüman bir hanım kız gibi hayat yaşamaya başlayanlar oluyor. Hatta bir Katolik kızın eline kitaplarımdan bazısı geçip okuduktan sonra Müslüman olup namaza başlamış haberini aldım. Allahıma şükür. İşte duanızın bereketi ile bu vazifeleri yapmaya çalışıyorum. Bozmak kolay yapmak zor olduğu için sizde görüyorsunuz, Risale-i Nurların meydana geldiği yer olan ve toprağı şehit kanıyla yoğrulan cennet vatanımızda yaşayan gafillerin hallerine hem ağlayıp gözyaşı dökmeliyiz, hemde en yakın zamanda bu hakikatlerden onlar da hisse almaları için dua ve niyazdan gaflet etmemeye çalışalım!!!…

O beldelerde ki hizmetleri dile getirirken anlatayım Tiran da Adanalı Arnavutçayı bilen Hafız Necip kardeş kendini hizmete vakfetmiş orada kalıyor. Yeni dershane hem merkezi bir yerde hem de çok güzel 150 m kare, 3 oda 1 salon 2 banyo. Orası yeni açıldı ve merkez olduğu için ümitliyiz. Ben daha önce daha fazla Arnavutluğun eski başkenti İşkodra’da şehrinde fazla uğraştığım için Kardeşlerle oraya gittik oradakiler kendileri bir dershane ayarlamışlar Risale-i Nurlara muhabbeti olan 20-30 genç derse geldi ve kardeşlerde onlardan memnun oldu ve her cumartesi oraya gitmeye karar alındı.

Ondan sonra Kosova’nın başşehri Priştinaya geldik oranında 3 katlı müstakil dershanesi var. Orada Konyalı İlahiyat Fakültesini Bursada bitirmiş. Ahmet isminde bir vakıf var, maşallah çok ehli hizmet bir kardeş. Orada ciddi hizmete sahip kardeşlerde var. Oradan Prizren kasabasına gittik. Orada 2 katlı yeni bir dershane kiralandı. Prizrende doğmuş İzmirli Ferit abey orada vakıflık yapıyor. Prizren çok daha dindar ve oranın Arnavutlarıda Türkçeyi bildikleri için oranın hizmeti maşallah Priştineden daha iyi.

Ondan sonra Makedonya’nın Üsküp şehrine geçtim, orada vakıflık yapan çok ihlaslı Prizerenli Erdoğan kardeş var. Başkent olduğu için Üniversiteye giden talebeler de dershanede kalıyor, Nurlara gönül vermiş pırıl pırıl gençler var. Hatta Erdoğan kardeşin onlarla çok samimi geçinmeye bildiği için, Üç Ayları canlı geçiriyorlar. Sahura kadar beraber ders yapıp güle konuşa geçirip ve teheccüd namazını kılıp sahur yeyip, Sabah namazını kıldıktan sonra yatıyorlar.

Birazda hizmeti ilk başlattığımız Makedonya’nın Gostivarın dan bahsedeyim: Orada müstakil 2 katlı bahçeli dershanesi var. Bir müddet vakıfsız kalmıştı. Fakat Bursadaki Ağabeylerin gayretleri sebebi ile: Şimdilik Hataylı Bursada vakıflık yapmış Mahmud isminde çok gayretli bir vakıf var maşallah hergün dersleri var Türkçe Arnavutça ve Pomakça. Çevre köylerden de gelenler oluyor.

Sonra beni doğum yerim olan Sırbistana gittim (Orada yaşadığım Osmanlının Bilaç kasabacığının 633 sene evvel yapılmış camisi var. Camiyi yeniledikten sonra oradan ayrılmıştım) Oradan Türkler Türkiye’ye geldi ama Arnavut kardeşlere Risale-i Nurları tanıtıp sevdirmeye çalışıyoruz. Bu vesile ile, birazda dâhildeki Kardeşlerimle kısa bir sohbet edeyim:

Pek Aziz ve Muhterem Nurlarla Nurlanmış içi dışı Nur Kardeşlerim! Allahın lütfüne mazhar olup, Allah bizi Bu Nurlu daireye girmekle müşerref ettiği için ne kadar şükretsek azdır. Peygamberimiz aleyhisselam Mi’racdan döndüğü zaman, Sahabe-i Kirama: “Cennette bir gurup insan gördüm ki, Onlara hem Peygamberler, hem şehidler gıpta ediyorladı. Onların dışları Nur içleri Nurdu. Onlar, biri diğerini herhangi mal alıp sattıkları için değil sırf Allah Rızası için severler” Ümid ediyoruz ki bu Hadisi şerif Nur cemaatına işaret ediyor. Fakat Allah Ayeti kerime ile “Her ni’mete karşi şükür istediği” gibi, Nur cemaatına dahil olmakla şereflenenlerden de şükür olarak Allahın onlardan istediği olacak. Bunun şükrü nedir acaba sorulduğunda? Evet Namazımızı Kat’iyyen kazaya bırakmamaya çalışacağız ve namazımızı tavuk buğday tanelerini topladığı gibi değil, tadili erkanla kılmaya gayret edeceğiz. Derslerimize aksatmadan devam etmeye gayret edeceyiz. Namazdan sonra (Üstadın tavsiyesi üzere) tesbihatı terk etmemeye gayret edeceğiz. (Hatta zamanında yapamadı isek bile onu kaza etmeye çalışacağız) Ezber edinceye kadar tesbihatı cebimizde taşıyıp terk etmemeye çalışacağız. Birkaç sahifeden ibaret olan tesbihatı ezberleme gayretini mutlaka kafamıza takacayız (Hafız 600 sahife Kur’anı hezber yaparken biz tesbihatımızı hezber yapmazsak Nurculuğumuzda sakatlık var demektir). Çünkü o büyük ve berrak havuzdaki dualardan istifade etmek için oraya bizde tespihatla dua atmak şartı var olduğunu unutmayacağız ve cemaatlarımızda mevcut olan: Kur’an-ı Kerim, Cevşen ve risale okumak gibi manevi ortaklıktan hisse almaktan mahrum kalmamaya gayret edeceğiz.

Şimdi aşağıda oradaki hizmetlerden bazı fotoğraflar nazarınıza arz edeceğim.

Abdulkadir HAKTANIR

www.albnur.com