Etiket arşivi: risale-i nur

Turgut Özal’ın İslamî Cemaatlere Yaklaşımı ve Risale-i Nur ile İlişkisi

Turgut Özal’ın İslamî Cemaatlere Yaklaşımı ve Risale-i Nur ile İlişkisi

 

1980’ler Türkiyesi’nde Din-Devlet İlişkileri

Turgut Özal’ın siyasi kariyeri (1983-1993), Türkiye’nin din-devlet ilişkilerinde kritik bir döneme denk gelir. Ülkede siyaset adeta dinsizlik için yarayışlı bir aparat olarak kullanılmıştır.

12 Eylül darbesinin sert seküler politikalarından sonra, Özal’ın “liberal-muhafazakar” sentezi, İslamî cemaatler için nefes alma alanı oluştu.

Bu dönemde Risale-i Nur hizmeti de devletle ilişkisini yeniden tanımladı.

Özal’ın İslamî Cemaatlere Genel Yaklaşımı

A. Politik Çerçeve

Anayasal Değişiklikler: 1982 Anayasası’nın katı laiklik yorumunu pratikte esnetti. Dinî yayınlar ve eğitimde özgürlükler kısmen genişledi. İnsanlar İslamiyetten âdeta korkar bir hale gelmişti.

Kültürel Muhafazakârlık: “Türk-İslam Sentezi” resmi ideolojiye eklemlenirken, cemaatler bu söylemi kendi faaliyetleri için kullandı.

Ekonomi-Din İlişkisi: Serbest piyasa politikalarıyla dini grupların ekonomik güçlenmesi (vakıflar, yayıncılık cihetinde) nü açılmış oldu.

Özelde Nur Cemaati’ne Bakış

Kurumsal Tanıma: Risale-i Nur külliyatının Diyanet tarafından basılma girişimi (1987), devletin bu hareketi “meşru” görmeye başladığının işaretiydi. Risale-i Nur Külliyatı ve Hizmeti için müsbet beyanlar bir nevi teşvik oldu. Zor şartlarda gerçekleştirilen Risale-i Nur Neşriyat Hizmeti nefes almaya başlayıp rahat ortamda kalitesi arttırılmış baskılar çıkmaya başladı.

MGK Kayıtları (1986): Özal’ın Milli Güvenlik Kurulu’nda yaptığı “Dini grupların devletle barışık hale gelmesi modernleşmemizin gereğidir” açıklaması (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Dosya No: 1986-MGK-42)

Kişisel Notlarında Özal’ın 1987 tarihli günlüğünde “Bediüzzaman’ın fikirleriyle resmi ideoloji uzlaştırılabilir” notuda gayet dikkat çekicidir.

(Özal Aile Arşivi)

Tabi bu teşebbüs dönemin Nur Talebelerince taktirle karşılandı. Yeni Asya gazetesinin Özal’ı “Bediüzzaman’ın müjdelediği lider” ilan etmesi bunun bir tezahürüdür. (Bkz. 12 Nisan 1985 sayısı) Tabi sonuçta siyasi bir aktör olması sebebiyle Özal’a mesefeli kalmayı tercih edenlerde yok değildi.

Uluslararası Bağlam

ABD Bağlantıları: Özal’ın 1988’de Washington’da “Türk-İslam Modeli” sunumunda Risale-i Nur’dan alıntılar kullanması gayet dikkat çekici olmuştur. (Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Arşiv)

 CIA raporlarında (1989) “Nurcuların anti-komünist potansiyeli” vurgusu da Özal döneminde olmuştu.

(Declassified Documents, Reference: CIA-RDP91T00172R000300570001-7)

Avrupa’daki Yansımalar: Almanya’daki Nur derneklerinin vakıflarının 1986’da “Özal’ın desteğiyle” resmi statü kazanmasını da es geçmemek gerekir. (Die Zeit, 15.03.1986)

Kişisel Bağlantılar: Kardeşi Korkut Özal’ın Nakşibendî çevrelerle ilişkisi, Risale-i Nur mensuplarına dolaylı erişim sağladı.

Risale-i Nur Özelinde Somut Gelişmeler

Yasal Serbestlik

1985 Adalet Bakanlığı Açıklaması: Risale-i Nur’da suç unsuru yoktur” kararı, 1960’lardan beri süren yasakları fiilen bitirdi.

Mahkeme Süreçleri: 1970’lerin “iltica davaları” yerini, eserlerin “fıkıh kitabı” olarak tanınmasına bıraktı.

Sembolik Adımlar

Bediüzzaman’ın İtibarı: Özal’ın “Büyük Mütefekkir” vurguları, devlet nezdinde Said Nursi imajını yumuşattı. Çünkü Bu ülkede devlet eliyle Risale-i Nur Hizmeti özelinde tüm İslâmî hizmetlerle hatta kişi bazında mücadele söz konusu olmuştur. İnsanları Bediüzzaman’dan uzaklaştırmak için “tü kaka” anlayışı siyasal olarak izlendi ve akla hayale gelmeyen şeyler sar-ı kelâm edildi.

Mezarı Meselesi: Urfa’daki kabrin “ziyaretgâh” statüsü kazanması, Özal sonrasında hız kazandı.

Toplumsal Etki

Yayın Patlaması: İhlas Nur, Envar ve Sözler Yayınevleri gibi kuruluşlar, matbaa teknolojisini kullanarak Külliyatı daha neşrine başladılar. Böylece eserler kitleselleştirilerek daha geniş bir tabana yayıldı. Bugün bir çok yayınevi halen o dönem verilen kararlara istinaden eserin ilk sayfalarında bunu neşretmektedir.

Eğitim Ağları: Risale-i Nur Hizmeti derslerini daha rahat okuma imkanı buldu bu da resmi eğitimin boş bıraktığı manaları doldurmaya çok ciddi katkı sağladı. Dinî ve millî şuurun aktarılması milliyetçi muhafazakar demokrat manasına katkı sağladı.

Diğer Cemaatlerle Kıyaslama

A. Süleymancılar

Avrupa Diasporası: Özal’ın Almanya ziyaretlerinde cemaat liderleriyle görüşmeler, devletin yurtdışındaki dini grupları tanıdığını gösterdi.

B. Nakşibendîlik

İskenderpaşa Cemaati: Özal ailesinin Mahmut Ustaosmanoğlu ile ilişkisi, tarikat-devlet ilişkisine bir örnek oldu.

Eleştirel Boyut: Özal’ın Sınırları

Stratejik Pragmatizm: Cemaatlerle ilişkiler, “siyasi denge” ve “seçmen tabanı” kaygısıyla sınırlıydı. Neticede adam siyasi bir aktördü. Niyeti halis olsa bile oy kaygısı yaftası her zaman siyasiler için hazırda beklemektedir. Şimdi Erdoğan’a Ayasofya’yı oy kaygısıyla açtı dedikleri gibi bazı mahfillerin.

Laik Çekinceler: Ordu ve yargıdaki seküler direnç, Diyanet’in Risale-i Nur basımını engelledi.

Bediüzzaman ve Laiklik konulu yazıma bakılabilir bu hususta. Risale-i Nur ve Diyanet meselesi üstad Bediüzzaman Said Nursi döneminde başlamış olup bir çok teşebbüsler, alakadar kişilerle görüşmeler oldu fakat akım kaldı tâ ki 2015 senesine kadar.

2015’te basım gerçekleşti ve Sözler, Mektûbat, Mesnevi-i Nuriye, Asa-yı Musa, İşaratü’l-İ’caz eserleri basıldı fakat devamı gelmedi. Bu başka mesele herneyse..

Ekonomik Araçsallaştırma: Dini gruplar, “Yeşil Sermaye” projesinde araçsallaştırıldı. Yani müsbet şirketle iş yapılarak ekonomiye yeni bir renk ve canlılık katıldı. Yimpaş, Kombashan gibi holdingler bu dönemin mahsulüdür.

Bir Dönemin Anatomisi

Özal dönemi, İslamî cemaatler için:

✔ Yasal meşruiyetin tescillendiği,

✔ Kurumsal ağların yeşerdiği,

✔ Ancak tam özerkliğin henüz sağlanamadığı bir “geçiş çağı“ydı.

Risale-i Nur özelinde ise:

→ Eserlerin suç olmaktan çıkması,

→ Diyanet nezdinde tanınma çabaları,

→ Toplumsal tabanın genişlemesi

gibi kalıcı etkiler bıraktı.

✓ Cemaat içi çeşitlilikle zenginleştirilmiş,

✓ Küresel ve ekonomik boyutlarıyla bütünleşik bir perspektifle okunabilir. Bu dönem, sadece dini özgürlükler değil:

→ Türk sermayesinin İslamileşmesi, 

→ Dini hareketlerin küreselleşmesi, 

→ Resmi ideolojinin dönüşümü açısından da mihenk taşıdır.

Tarihsel Miras: Bugün Risale-i Nur’un Diyanet yayınlarında referans gösterilmesi ve Nur cemaatinin siyasetteki etkisi, bu dönemin uzantılarıdır. Özal’ın politikaları, Türkiye’de “dindar burjuvazi“nin ve “cemaat kapitalizmi“nin de önünü açtı bunu da ifade etmem gerekiyor.

 

Vefaat Yıldönümünde rahmetle yâd ediyoruz.

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan Özel

 

kastamonur.com

www.NurNet.org

Kaynaklar:

– Şerif Mardin, Türkiye’de Din ve Siyaset

– İhsan Yılmaz, Nurculuk: Tarihi ve Entelektüel Kökler

– Turgut Özal’ın 1984-1987 arasındaki MGK konuşmaları (Devlet Arşivleri)

– Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri (1980-1993 MGK ve Kabine Tutanakları)

– Necmettin Şahiner, “Belgelerle Nurculuk” (Yeni Asya Yay., 1995)

– Hakan Yavuz, “Islamic Political Identity in Turkey” (Oxford Univ. Press, 2003)

– CIA Declassified Documents (FOIA Elektronik Arşivi)

– TÜSİAD 1980’ler Yıllık Raporları

Gençliğin İman ve Ahlak Kalesi

Gençliğin İman ve Ahlak Kalesi

Toplumumuzda zaman zaman münferit olaylar bahane edilerek İslâm’a, cemaatlere ve dindar insanlara ve İslamiyet’in kurallarına yönelik saldırılar yapılmaktadır. Bu saldırılar, yalnızca bireylere değil, aynı zamanda toplumsal huzura ve manevi değerlere yöneltilmiş bir tehdit olarak da görülebilir. İslamiyet’in özü, ruhu, ahlakı, adaleti, insanı ve insanlığın sevgisini esas alır.

Risale-i Nur Külliyatı, iman hakikatlerini gençlerin kalbine ilmek ilmek nakşederek onların ahlâkî değerlerle yetişmelerine vesile olmuştur. Bu sadece Türkiye’de değil yetmiş dile tercüme edilen eczâlarıyla Dünyada İslamiyet’in sadasını nurlu olarak yükseltmektedir. Almanca, İngilizce, Arapça, Fransızca… Âdetâ Avrupa’da İslamiyet’in bir muhafızı ve nâşiridir.

Risâle-i Nur ve Gençliğin Mânevi İnşası

Risâle-i Nur, gençliği hem fikren hem de ahlâken koruma altına alan bir eser olarak tarihe geçmiştir. Âdetâ gençliğin koruma şerididir Risâle-i Nur Külliyatı. Modern çağın getirdiği materyalist anlayış, sekülerleşme ve mânevi boşluk, gençleri büyük bir girdabın içine sürüklemektedir. Ancak Risâle-i Nur, bu boşluğu dolduran, akıl ve kalbi beraber doyuran, ispat ve delillerle kuvvetlendirilmiş bir tefekkür ve tezekkür hazînesidir.

Bediüzzaman’ın bu konuda ısrarla ve önemli durduğunun en bariz delili Gençlik Rehberi ve Hanımlar Rehberi gibi eserleri telif etmesidir. Ve bu eserler çok rağbet görmektedir.

İşte bu eserlerden bir kaç bölüm:

Gençlik, hiç şübhe yok ki gidecek.

Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat’iyyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek.

Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata -istikâmet dairesinde- sarfetse, onunla ebedî, bâkî bir gençliği kazanacağını bütün semâvî fermanlar müjde veriyorlar.

Eğer sefahete sarf etse, nasıl ki bir dakika hiddet yüzünden bir katl, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir.

Öyle de gayr-ı meşrû dairedeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes’uliyetinden ve kabir azâbından ve zevâlinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücâzâtlarından başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyade elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder.”[1]

Bu ifadeler, gençliğin geçici olduğunu ve asıl önemli olanın ahiret hayatı için bir hazırlık süreci olduğunu vurgulamaktadır. Ve bu hazırlık sürecinde doğru adım ve amellerle ahirette insanın çok büyük pişmanlıklardan korunması ve kurtulması dersini vermektedir.

Günümüz Gençliği ve Karşı Karşıya Olduğu Tehlikeler

Bugün gençlerin, internetin sınırsız dünyasında manevi değerlerden uzaklaştırılmaya çalışılmakta, madde bağımlılığı, ahlâkî yozlaşma ve sekülerleşme gibi tehditlerle karşı karşıya kaldığı herkesin malumu.

Risâle-i Nur, bu tehditlere karşı mânevî bir siper vazîfesi görerek gençleri koruyan bir ilim hazinesidir. Bu sebeple Risâlelerle başbaşa kalıp onun engin dünyasına girip aşık ve maşuk gibi onunla hemhâl olmak kalıyor. Buna mani olan sosyal medya gibi şeyler de gençlerin en büyük engelidir yanlış kullanımı sebebiyle.

Dursun Ali Erzincanlı’nın paylaştığı şu sözler bu gerçeği açıkça ifade etmektedir: “Risale-i Nur, gençliğin çalınmak istenen imanını ve ahlâkını koruyan ve bu konuda milyonlarca gencin maddede boğulmasına engel olan bir eserdir.”

Gerçekten de madde bağımlılığı, ahlâkî çöküş ve inançsızlık gibi sorunlar, Risale-i Nur’un iman hakikatleri ile bertaraf edilebilir. Çünkü iman, en büyük kuvvet kaynağıdır. Milli ve mânevi değerler toplumun temel dinamikleridir.

Birçok akademisyen, düşünür ve alim, Risale-i Nur’un gençlik üzerindeki derin etkisini dile getirmiştir. Risalelerin manevi kuvveti ve etkisini anlamak ve anlatmak istemişlerdir.

Necip Fazıl Kısakürek: “Bediüzzaman, asrın imanını kurtarmaya çalışan bir mütefekkirdir. Onun eserleri, özellikle gençler için bir kurtuluş vesilesidir.”

Muhammed Hamidullah: “İslam dünyasında, modern çağın sorunlarına Kuranî bir perspektiften bakan en güçlü eserlerden biri Risale-i Nur’dur.”

Bugünün gençliği, birçok manevî ve ahlâkî tehdit ile karşı karşıyadır. Ancak Risale-i Nur, bu tehditlere karşı güçlü bir kalkan görevi görmekte, iman hakikatlerini sağlam bir şekilde izah ederek gençlerin ahlâkî değerlerini muhafaza etmelerine yardımcı olmaktadır.

İşte tam da bu yüzden, münferit olayları bahane ederek İslâm’a ve Risale-i Nur’a saldıranların, gerçekte imanı ve ahlâkî değerleri savunan bir esere saldırdıklarının farkına varmaları gerekir. Çünkü Risale-i Nur, sadece bir kitap değil; imanı, ahlâkı ve toplumu ayakta tutan bir hakikâtler manzumesidir.

Bu kuru bir iddia değil bir asırdır bu topraklarda eserleriyle var olan ve eserleri okundukça var olacak olan Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatı duruşu misyon ve vizyonu onun en büyük delili ve ispatıdır. Din millet vatan hainleri ve düşmanlarının her fırsatta İslamiyet’e ve İslami hizmetler yapan stk’lara saldırıları devam edecektir.

Tüm stk’ların bu tarz durumlarda müspet hareket ederek iman ve Kur’an hizmetini devam ettirmeleri elzemdir.

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Şualar (204)

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Marifetullah ve Risale-i Nur’un İlmî Talimi

Marifetullah ve Risale-i Nur’un İlmî Talimi

İslam tefekkür tarihinde marifetullah yani Allah’ı tanımak ve bilmek, en yüksek ilim ve en yüce gaye olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple nice eserler telif edilerek insanlığa ve İslamiyet’e hizmet edildi.

İnsan, iman yoluyla Allah’ı tanır; marifetullah ise bu tanımanın derinleşmesi, imanın kuvvetlenerek inkişaf etmesi ve kemale ermesidir.

“İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidad itibariyle her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu; marifetullahtır ve onun üss-ül esası da iman-ı billahtır.”[1]

“…marifetullahta derecat-ı ârifîn çok tefavüt ediyor.” [2]

Bediüzzaman Said Nursi de Risale-i Nur Külliyatı’nın telifiyle bu noktada eşsiz bir ilim ve irfan ve tefekkürle bu mekteb-i irfanda hizmet etmiş bir mütefekkir, bir zâhid, bir âbid, bir naşir, bir müderristir.

Tarihçe-i Hayat’ta geçen “marifet-i İlahiyenin dersiyle ve talimiyle, mertebe-i ilmiye…”[3] ifadesi, Risale-i Nur’un temel gayelerinden birini ifade eder: İnsanı, marifetullahın mertebelerinde yükseltmek. Bu yükseliş, sadece nazari bir bilgiyle değil, tefekkür, tahkik ve kalbi bir idrakle mümkündür. Kuru bilgi insanı geveze yapar, amelsiz boş lakırdılara sebep olur. Bediüzzaman Said Nursi de lakırdıdan hiç hoşlanmaz. Daima ideali uğrunda cehd etmiştir.

Risale-i Nur ve Marifetullah

Risale-i Nur, marifetullahın dersini verirken üç temel metodu kullanır:

Kur’anî ve Kevnî Delillerle Tefekkür: Risale-i Nur, Allah’ın varlık ve birliğini yani zâti ve Subuti sıfatları yanında vahidiyet ve ehadiyetini anlatırken sadece kelami delillere değil, kâinat kitabına da başvurur. Allah, Kainat ve insan merkezli olarak meselelere bakar. Zerrelerden galaksilere, arzdan arşa kadar her şeyin İlahi bir nizamla yaratıldığını ispat eder. Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl ve Kuddüs isimlerini ders verir.

İmanî Hakikatlerin Ders ve Talimi: Risale-i Nur, marifetullahın bir ilim olduğunu vurgulayarak, bunun öğrenilmesi ve öğretilmesi gerektiğini söyler. Bu açıdan iman, sadece kabul edilen bir inanç değil, sürekli inkişaf eden bir hakikattir. Canlıdır, ruhludur ve insana bir rehber gibi mihmandardır.

İnsanın Manevi Terakki Yolculuğu: Bediüzzaman, insanın yaratılış gayesinin marifetullah ile kemale ermek olduğunu ifade eder.

“Cenab-ı Hak her şey için bir nokta-yı kemal tayin etmiştir. Ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Her şey o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere sanki mânevi bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette olanlara yardım eden ve manilerini def eden şüphesiz Cenab-ı Hakkın terbiyesizdir.”[4]

İşte, insan ancak kemale marifetullahtaki nefesiyle terakki eder. “İnsanın varoluş gayesi, Allah’ı tanımak ve Ona ibadet etmektir.”[5] Risale-i Nur, bu marifeti elde etmenin yolunu Kur’an’ın manevi tefsiri, maidesi olarak arz eder.

Marifetullahın Mertebeleri ve İlmi Yolculuk

Bediüzzaman’a göre marifetullahın dereceleri vardır.[6] Bu dereceler, ilim ve tefekkürle kat edilir. Risale-i Nur’daki Ayetü’l-Kübra, Onuncu Söz, Yirmi Üçüncü Söz gibi risaleler, bu yolda rehberlik eder.

  • İlmel yakin: Allah’ı kitap ve ilim yoluyla tanımak.
  • Aynel yakin: Allah’ın varlığını eserlerinde müşahede etmek.
  • Hakkal yakin: Marifetullahı kalpte ve ruhta tam bir yakin haline getirmek.

Risale-i Nur, ilmel yakinden hakkal yakine giden bir yol haritası sunar. İnsan, ilimle başlar, tefekkürle derinleşir, sebatla çevikleşir, sadakatla kavileşir güçlenir, imanını tahkik derecesine çıkarır ve marifetullahın nuruyla tenevvür eder nurlanır. Bu basit bir şey değildir çünkü, bu çok büyük kar veya zarar getiren bir sahnedir. Kaybederse “bu kaybettiği davanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?”[7]

İlmiyle Amil Bir Talim Mekânı

Risale-i Nur bir ilim ve marifet mektebidir. Kuru ilim değil tatbikata da dökülmüş olan marifettir. Risaleler, sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir terbiye ve talim sistemidir. İnsan, bu eserleri okuya okuya ıslah-ı nefis ederek marifetullaha gider. İnsan kendi hakikatini, Rabbini ve kâinatı tanır.

Marifetullahın dersi, kuru bir bilgi aktarımı değil, ruhu aydınlatan ve kalbi nurlandıran bir hakikattir. Bu nedenle Risale-i Nur, marifetullah yolunda talim veren bir irfan ocağıdır. Bu ocakta en büyük ateş sebat ve sadakattir. Marifet-i İlahiyenin dersiyle ve talimiyle, rahlesinde bir nur talebesi, iman ve marifet yolculuğunun en büyük basamak eşiğinde oturur.

Bu sebeple, Risale-i Nur okumak, sadece bir kitap çalışması, bilgi yüklenme değil, aynı zamanda bir kalp, ruh ve akıl terbiyesi, bir ilim ve marifet mektebidir.

Risale-i Nur Külliyatı “imanı olmayanı inşâallah imana getirir. İmanı zaîf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana bütün kemalât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir; daha nurani, daha parlak manzaraları açar.”[8]

Ne mutlu rahle-i tedriste akıl, kalp ve ruhunu inşa edene.

Selam ve Dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Sözler (316) 

[2] Sözler (341)

[3] Tarihçe-i Hayat (359)

[4] İşarat-ül İ’caz (18)

[5] Zariyat, (51:56)

[6] Bkz. Miftah-ul İman (92)

[7] Şualar (203)

[8] Sözler (690)

Kaynak: Marifetullah ve Risale-i Nur’un İlmî Talimi – 

Risale-i Nur ile hizmet metodu

Risale-i Nur ile hizmet metodu

Risale-i Nur hizmetinde farklı metodlar tatbik edilmiştir. Tüm bu farklılıklar esasat-ı Nuriyeye isnad ederse hiç sorun olmaz. Aksi taktirde bir nevi usulde bidalar türemiş olur ki bu da elde hakikatler görünürken tatbikatta nurun esasatıyla uyumsuz hatta nurculukla alakası olmayan uygulamalar başgösterir.

Nurculukta esasatla alakalı olarak Bediüzzaman Said Nursi’nin temel yaklaşımları şunlardır:

Tevekkül ve Sebepler: Esbap (sebepler) tamamen terk edilmez; tevekkül daire-i esbabda yapılır. Bu, Allah’a güvenerek sebeplerin gereğini yerine getirme anlamına gelir ki buna âdetullah da denir.

“Tevfik isterseniz, kavanin-i âdetullah’a tevfik-i hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız.”[1]

Sebeplerin arkasındaki hakiki tesir edenin Allah olduğunu unutmamak gerekir yoksa insan yapılan hizmetleri ve başarıları kendinden zannederek ucb ve gurura kapılıp amelini ziyan edebilir.

“Nefsin muktezası, daima iyiliği kendinden bilip fahr ve ucbe girer.”[2]

“Bu kemalât beni kurtarır, yeter” diye bir derece rahat eder. Halbuki a’male güvenmek ucbdur. İnsanı dalalete atar. Çünki insanın yaptığı kemalât ve iyiliklerde hakkı yoktur; mülkü değildir, onlara güvenemez.”[3]

Tamamen sebepleri bırakmak, tembellik ve atalete yol açar. Fakat tembel olan insan tembellikle tevekkülü birbirine karıştırıp ben tevekkül ediyorum der ama tembellikle atalet batağına düşer.

Tebliğde Hikmet ve Muhabbet: Risale-i Nur hizmeti, zorlamadan uzak, hikmetli ve muhabbet temelli bir yaklaşımı benimser. İnsanları ötekileştirmeden imanî kuvvet verme hizmetidir. Risale-i Nur hizmetinin ruhu, esası, başarı sırrı aslında budur. Risale-i Nur hizmeti muhabbet fedailiğidir. Tekfirci anlayışlardan ayıran nokta budur. Tekfirciler hemen herkesi tekfir eder.

İnsanlara iman hakikatleri hikaye, temsil ve akli delillerle, mantık çerçevesinde anlatılır. Bu yöntem, anlaşılabilirliği ve kabul edilebilirliği de artırır.

Külliyata Dayalı İlim ve Anlatım: Risale-i Nur’da verilen mesajlar, Kur’an-ı Kerime dayanır. Ve bu tefsir; ilim, hikmet ve temsil metodlarıyla zenginleştirilir. Bu külliyatta veciz ifadeler, derin meseleleri basit ve anlaşılır bir şekilde izah eder. Buna “sehl-i mümteni[4] denir

Şahs-ı Maneviye Dayanmak: Hizmet, şahs-ı maneviye dayanır. Yani tek başına değil grup haliyle yapılır. Bir takım oyunudur. Bu da hizmetin ortak bir ruh ve dayanışma ile yürütülmesi anlamına gelir.

“Ehl-i hakikat, -hattâ meşru bir tarzda dahi olsa- enaniyetten, hodfüruşluktan vazgeçmeleri lâzım olduğundan, Risale-i Nur’un hakikî şakirdleri, buz parçası olan enaniyetlerini şahs-ı manevîde ve havz-ı müşterekte erittiklerinden, inşâallah bu fırtınada sarsılmayacaklar.”[5]

“Risale-i Nur’un samimî, hâlis şakirdlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlasından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı manevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.”[6]

Namaz ve Tesbihat ve Evrad ile Takviye: Risale-i Nur’da, ibadetler özellikle de namaz, tefekkür, evrad ve tesbihat hizmetin ayrılmaz bir parçası olarak görülür. Bunlar hizmetin ruhunu, şevkini, şevkini ve bereketini artırır. İnsan evrad ile kalben terakki eder, risalelerle de aklen terakki ederek dengeye gelir.

Eserlerin Okunması ve Anlaşılması: Risale-i Nur’un doğrudan okunması ve tefekkür edilmesi çok mühimdir. Külliyatın her bir parçası farklı iman hakikatlerini ele alır. Yani bir yer başka bir yerin izahı, şerhi manasına gelebilir. Buna atıf denilir. Okuyanı derin düşünmeye sevk eder. Dikkat, tefekkür, bu açıdan önemlidir.

Bu yöntemler, Risale-i Nur hizmetinde tembellikten uzak, hikmetli ve tesirli bir tebliğ faaliyeti haline getirmeyi amaçlar. İçerisinde bulunduğumuz zaman diliminde lakaytlığa, tembelliğe yer yok. Bu şartlar altında hizmetten kaçan savaştan kaçmış gibi olur.

Risale-i Nur hizmetinde dikkat edilmesi gereken düstur ve esasların toplandığı Esasat-ı Nuriye ve Hizmet Düsturları isimli eserlerin okunmasını tavsiye ederim.

Ne mutlu esasata muvafık hizmet edene.

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Tarihçe-i Hayat (58)

[2] Sözler (477)

[3] Mesnevi-i Nuriye (65)

[4] Kastamonu Lahikası (153)

[5] Şualar (318)

[6] Kastamonu Lahikası (56)

Kaynak: RisaleHaber

12 ADIMDA ŞAHS-I MANEVİ HARİTASI VE HUSUSİYETİ

12 ADIMDA ŞAHS-I MANEVİ HARİTASI VE HUSUSİYETİ

“İlm-i mantıkda BURHAN-I YAKÎNÎ, HÜSN-Ü ZANNA VE MAKBUL ŞAHISLARA BAKMIYOR, cerh edilmez delile bakar ki, BÜTÜN RİSALE-İ NUR HÜCCETLERİ, BU BURHAN-I YAKİNÎ KISMINDANDIR.”[1]

*********************

BİR NUR TALEBESİ HİZMETİNDE EĞER KİTABI ESAS ALARAK HAREKET ETMİYORSA; YA KENDİ ŞAHSINI VEYAHUT HÜSN-Ü ZAN ETTİĞİ BAŞKA BİR ŞAHSI HİZMETTE ASIL MERCİ VE MİHENG OLARAK KABUL EDER.

*********************

“Siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz.”[2]

**********************

YAPILAN BİR HİZMETİN DEVAMI VE O HİZMETTEKİ ŞAHS-I MANEVİNİN İSTİKAMETİ İÇİN KİTAB ESAS VE MİHENG OLARAK ALINMASSA; O HİZMET, MUHTELİF EFKAR VE MİZACA GÖRE ŞEKİL ALIR. RİSALE-İ NURUN MESLEK VE MEŞREP TARZINA MUHALİF BİR YOL AÇILIR. EĞER RİSALE-İ NURLARIN TALİMATI DAİRESİNİN DIŞINA ÇIKILIRSA, ÇOK BİDALARA MARUZ KALIP DAVAYI KAYBETME İHTİMALİ YÜKSEK OLUR.

ÜSTAD HZ’LERİ EHL-İ İMANA KARŞI, KENDİ ŞAHSINI GERİ ÇEKEREK, KİTAPLARI ESAS VE YOL OLARAK GÖSTERMİŞTİR:

********************

“Hattâ Said de — el’iyâzü billâh — Risale-i Nur’un aleyhine dönse, bizim sadakatimiz ve alâkımızı inşaallah sarsmayacak” Emirdağ Lâhikası-1 (125)

“Kendimizi değil, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini ehl-i imana gösteriyoruz.”[3]

**********************

ÜSTADIMIZI ANLAYIP TANIMLAMAK VE NUR TALEBELERİNİN ŞAHSI MANEVİSİNE DAHİL OLMAKTA YİNE ANCAK KİTABI MERKEZİYETTE ESAS ALARAK MÜMKÜNDÜR.. BUNUN İLE ANCAK ,ŞAHSI MANEVİDE BULUNAN FERDLERİ HAKİKİ MANADA VASIFLANDIRABİLİRİZ. YOKSA YİNE İSTİKAMETTEN ŞAŞIP FARKLI YÖN VE ŞAHSİYETÇİLİK MECRALARINA VEYA ADAVET HİSSİYATINA DÖNÜŞEBİLİR.

*********************

İttihad, cehl ile olmaz. İttihad, imtizac-ı efkârdır. İmtizac-ı efkâr, marifetin şua’-ı elektrikiyle olur.[4]

*********************

RİSALE-İ NUR’A ŞAHISLARA GÖRE ŞEKİL VERMEMEK LAZIM, FAKAT

ŞAHISLARI RİSALE-İ NURA GÖRE TANIMLAMAK VASIFLANDIRMAK GEREKİYOR..

BU ZAMANDA İNSAN-I KAMİL İSMİNE LAYIK ANCAK ŞAHS-I MANEVİDİR…

*********************

“Ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur’anın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir İNSAN-I KÂMİL ismine lâyık bir şahs-ı manevînin âzalarıyız..”[5]

Size hayatımda vefattan sonra elinize geçecek manevî malımı ve hukukumu size vermeğe ve مُوتُوا قَبْلَ اَنْ تَمُوتُوا sırrına binaen, ölümden evvel sizi bilfiil vâris yapmağa dair bir Nur şakirdi sordu ki: “Hikmet nedir? Sizi daha çok zaman aramızda görmek istiyoruz. İnşâallah öyle kalacaksınız.”

Ben de dedim ki: Eğer vefattan sonra bu hakikî ve hakikatlı vârislerin eline bu malım geçse, dünya malı gibi bir derece taksim olur; derecesine göre herbirisi maldan bir kısmına hakikî mâlik olur, umumuna mâlik olamaz. Fakat ölümden evvel vârislere verilse; emval-i uhrevî gibi herbirisi umum o mala, o nur lâmbasına derecesine göre mâlik sayılır; herbirisi küçük birer Said olur; bir nöbetçi yerine, binler nöbetçiler olur. Said’in irsiyette yalnız binden bir hisse sahibi bir Nurcu olmaz, belki tam bir genç Said olur. Meselâ o emval, emval-i Nuriye, faraza bir hazine kadar olsa, binler Nurculara tevziatta, taksimatta yirmişer, yüzer altun düşebilir; fakat vefat etmeden onları onlara vermek, bir sırr-ı azîme binaen, herbirine istidadına göre, haslara bir milyon birden düşebilir. Bu sırrın bir sırrı var, şimdi izah edemem.

Yine o şakird dedi ki: “Herbir has şakirdin, senin gibi hayatını ve bütün rahatını feda edebilir mi ki, o koca malı bütün birden alsın?” Ben de dedim ki: İnşâallah tesanüdün sırr-ı azîmi ile ki, üç elifi tesanüdle yüz onbir kuvvetinde gösterdiği gibi has şakirdlerin mabeynindeki tesanüd-ü hakikînin verdiği kuvvet, benim gibi bir bîçarenin sizce fevkalâde zannedilen fedakârlığından geri kalmayacaktır inşâallah.[6]

“Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine,sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâs lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz.”[7]

“Şahs-ı manevî, çok ruhların imtizacından ve tesanüdünden ve efkârın telahukundan ve birbirine yardımından ve kalblerin birbirine in’ikasından ve ihlas ve samimiyetlerinden, mezkûr bir heyetten çıkabilir. O heyetin bir ruh-u manevîsi hükmüne geçer. Evet “mecmuunda bir hassa bulunur ki, ondaki her ferdde bulunmaz” düsturuyla çok defa içtihadın âsârı ve nur-u velayetin hassaları ve ziyası bir cemaatte görünüyor. Halbuki o cemaatin hangisine bakılsa, o hassa görünmüyor. Demek âmî adamların ihlasla tesanüdleri, bir velayet hassasını veriyor.”[8]

selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

 

[1] Emirdağ Lâhikası-l (91)

[2] Münazarat (14)

[3] Emirdağ Lahikası-1 ( 49 )

[4] Münazarat (73)

[5] Lem’alar ( 161 )

[6] Emirdağ Lahikası-1 ( 216 )

[7] Kastamonu Lâhikası ( 89)

[8] Emirdağ Lahikası-1 (89)